Sosyal Medya Fabrikasında Edebiyat İşçisi Olmak

İnternetle tanışmamızdan beri çeşitli iletişim ortamları da sürekli arttı. İsmini buraya sığdıramayacağımız kadar çok mecra, internet üzerinde yerini buldu ve bizim kullanım eğrilerimizin içinde payını aldı. Bu mecralar sayesinde bizler de “bağlı” kalmanın endüstrisini kurduk. Tüm bu mecra dediğimiz sosyal medya uygulamalarını aslında bir fabrikaya benzetmek mümkün. Fabrikanın yapısı, yapılacak iş, o fabrikada giyilecek kıyafetler, süreklilik, evimize yakınlığı gibi birçok etken sayesinde fabrikada çalışmaya gireriz. O düzenin bir parçası olduğumuz için uyumluluğa da adapte olmaya çalışırız. Düğüne gittiğimiz gibi gitmeyiz bir fabrikaya. Ve mesai saati doldukça mutluluk seviyemiz artmaya başlar. Günü kurtarmanın sevinçli hali… Bu rahatlama işverenin dikkatini çekebilir, bizi göz hapsine alabilir. Ya da bazı çekemeyen işçilerin dedikodu ağına da girebiliriz. Zaten biz kusursuz da olsak bu tarz insanların varlığının her zaman olacağını da biliyoruz.

Artık birçok sloganı içinde barındıran bir dönüşümle “paylaş-yayımla-paylaş-yayımla” döngüsünün sloganını bilmeyen kalmadı. Ve artık sosyal medya ağlarında görünmek bir işçi gibi hazırlık bekleyen sanki hep bizimle olmalı imiş gibi bir alana sığan bir eylem oldu. Yani artık keyfi bir hareket değil, ihtiyaç bu sosyal medya. Bu şekilde ilerleyen bir ortamda edebiyatta nasibini alacaktır. Eline gücü alan yayınlar ve yayıncılar kendilerini en önde tutarken bu mecralara uzak düşen yayıncılar geri planda kalıyor. Geride kalanlar birilerinin önerisi ile kendisini bu sosyalliğin içine atıyor. Tıpkı fabrikaya yeni gelen yaşı küçük işçi adayları gibi… Etrafa bakıyor, işi öğrenmeye çalışıyor. Kimi hemen adapte olurken kimisi sürekli diğerlerinin yaptığı işi izlemekten kendi işini bitiremiyor.

Edebiyat çevresi ve sosyal medya çevresi birbirine taban tabana zıt iki kavram bence. Birinin güzellikleri göz önüne seren işlevi diğerinin yine bana göre güzellikleri öldürmesi… Ya da birinin evrende kalıcılığı ve özgünlüğü sağlamaya çalışması ama diğerinin uçuculuğu, hemen silinişliği… Bu yüzden fabrika işleyişindeki bu curcunada, bu makine gürültülerinde buluyorum sosyal medyayı. Saat işliyor. Elindeki mekanizmayı yavaşça bıraktığında saatin çoook geç bir vakitte olduğunu görüyorsun. Zaman su gibi… Ama bu su gibi olma meselesi aziz olmak meselesi gibi değil daha basit daha aşağılık bir akıp gitme. Çünkü zaman biz insanoğlu için en değerli hazineyken bu gulyabani teknolojileri yüzünden parmak kaydırmaktan başka bir şey yapmıyoruz. Edebiyatta böylelikle payını alıyor bu durumlardan. Edebiyatı kendi kişisel sayfalarında pazarlayanlarla doluyor ortalık. Yolunu kaybetmiş bir pazarlamacının fabrikaya ürün satmaya gelmesi gibi bir şeye dönüyor. Derinlikten uzak, anlam kaygısından muzdarip, alelade bir dil ile bir edebiyat dünyası kurulmaya başlanılıyor. Ve bu üzücü durumu takip eden durumun peşinden sürüklenen de bir okur kitlesi oluşuyor. Fabrikanın mola saatlerinde herkesi etrafına çeken o işçinin ceketinden çıkardığı sigaraları etrafındakilere dağıtması gibi… Bazen takipçilere göz kırpmak, bazen yeni takipçileri kendine çekmek için yapılan bu edebiyatın dünyasında buluveriyoruz kendimizi. Okur muyuz, şair miyiz, yazar mıyız, satıcı mıyız, eleştirmen miyiz biz neyiz, bilmiyoruz. Hepsi oluveriyoruz. Sosyal medyanın kıskacında bir şeyleri kurmanın, fabrikadaki dedikoduların yayılmasını sağlamanın içindeyiz. Ortam yıpratıcı, zedeleyici, bilgi, göz, fikir, akıl, kalp … Hepsi zedeleniyor. Zamanını bu mecralarda tüketen bir edebiyatsever, bir edebiyatçı şunu atlıyor: İyi edebiyat zaman alır. Zamanla rayına girer. Biz zamanımızı iyi kullanamadığımızda ortaya çıkacak bir düşüncenin dahi kalitesi tartışılır olacaktır. İşbu noktada gürültülü işleyişin damarlarını kesmek gerekiyor. Ne diyordu kıymetli Kemal Sayar; “İnsanlığın trajedisi, onu güçlü kıldığını sandığı vasıtaların aynı zamanda onun kuyusunu kazması, onun güçsüzlüğünün sebebi de olmasıdır.” Elimizdeki bu aletle her şeyi yapabileceğimizi sanıyorken hiçbir şeyin ortasından kendimizi selamlıyoruz. Çünkü “Bu çağın adını teknoloji koymuşlar; göbek adı da yalnızlık olsun.” A. Ali Ural

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Yerin Altındakiler, Üstündekilerden Çok

İnternetle tanışmamızdan beri çeşitli iletişim ortamları da sürekli arttı. İsmini buraya...

Boşluk

İnternetle tanışmamızdan beri çeşitli iletişim ortamları da sürekli arttı. İsmini buraya...

Hayali Olmayanın Hayatı Var Mıdır?

İnternetle tanışmamızdan beri çeşitli iletişim ortamları da sürekli arttı. İsmini buraya...