Son Devrin Osmanlı Asaletini Yansıtan En Önemli Hanım Sultan: Âdile Hanım Sultan

(Okunma Süresi: 5 dakika)

Çileli bir hayat, sıkıntılı bir ömür ancak mücadeleden asla vazgeçmeyen, elindeki tüm imkanları seferber ederek hayır ve hasenatta insanları imrendiren bir isim Âdile Sultan. Kısaca hayat hikayesi şöyle.

15 Şevval 1241/23 Mayıs 1826’da İstanbul’da, Topkapı Sarayı Harem Dairesi’nde dünyaya gelen Âdile Sultan, otuzuncu Osmanlı padişahı II. Mahmud’un Zerni-gâr Kadın’dan olan kızıdır. Topkapı Sarayı’nda doğan Âdile Sultan’ın, çocukluğu Dolmabahçe Sarayı’nda, gençliği ise Beylerbeyi Sarayı’nda geçmiştir.

Osmanlı sultanları içinde kendisinden öncekilerden ve sonrakilerden çok farklı bir anlayışa sahip olan Sultan II. Mahmut o güne kadar sarayda sultan çocukları için yapılan eğitim müfredatında da büyük yeniliklere gitmiştir. Bunu da ilk önce kendi çocuklarına uygulayarak öncülük etmiştir.

Aslında iyi mi etmiştir ya da kötü mü etmiştir bunu bir başka zaman tartışmak daha doğru olur ancak bu süreçten en çok faydalanan ve incelendiği zaman köklü ve asil bir eğitim alarak tüm hayatını buna göre tanzim bir hanım sultan ortaya çıkıvermiştir.

Kısa boylu, beyaz tenli, çok edebli ve tasavvuf ehli bir hanım sultan. “Âdile Sultan sarayda özel hocalardan din, edebiyat, mûsikî, Arapça, Farsça ve hat dersleri alarak yetişti. Devrin en tanınmış hattatlarından Ebûbekir Mümtaz Efendi yazı dersleri hocası idi. Yazı derslerini zevkle meşk eden Âdile Sultan hattat olmaya hak kazandı. Aldığı eğitim hassas kişiliği ile birleşince bir şaire sultan olarak divan oluşturan şiirler yazdı. Hânedân içinde dîvan sahibi tek kadındır. Ahlâkı ve iç güzelliği, zerâfeti ve dış güzelliğiyle tam bir ahenk içinde olan Âdile Sultan, Osmanlı hânedanına yakışır bir şekilde yetişmiştir.” (İ.Hakkı Konyalı, Üsküdar Tarihi, Berk Yayınevi, İstanbul-1977, c.2, s.156)

O güne kadar, yani Sultan II. Mahmut Han devrine kadar Padişah kızları küçük yaşlarda baş göz edilirken, Âdile Sultan 20 yaşına kadar evlenmemiştir. Kaldı ki babasının vefatından sonra kardeşi Abdülmecid han tarafından, devrin Kaptanı Deryası Mehmet Ali Paşa ile evlendirilmiştir.

Âdile Sultanın evlilik hayatı ve sair merasimler ile ilgili bilgileri burada vermeyeceğiz. Biz onun Osmanlı haremine getirdiği yenilikler, devrin bütün kapalılığına ve kontrol mekanizmasının sıkılığına rağmen özellikle İstanbul’da ve Osmanlı sarayında gerçekleştirdiği ve kadın haklarını savunmak adına attığı adımlara değineceğiz.

Âdile Sultan evlendikten sonra kendisine tahsis edilen Neşadabat yazlık sarayına yerleşmiş ve uzun bir müddet burada ikamet etmiştir. Düğününden önce sarayı tamamen yeniden tefriş eden, israfa kaçmadan yine içindeki eşyaları kullanarak tasarlayıp değiştiren Âdile sultan saraya yerleştikten sonra da bu değişikliklere devam etmiştir.

Haftada bir gün İstanbul’daki yabancı ülke sefirlerinin hanımlarını Neşedabat sarayında toplamayı adet edinmiş, onlarla hem Osmanlı mülkünün, hem de komşu ve sınır devletlerin ahvali hakkında fikir teatisinde bulunmuştur.

Sazlı, sözlü, eğlenceli bu toplantılar aslında birer bilgi toplama merkezleri gibi kullanılmış, alınan bilgiler bir şekilde padişaha, devrin ilgililerine uygun bir dille yazılan raporlar halinde ulaştırılmıştır.

Ayrıca halkın içine zaman zaman tebdili kıyafetle girerek onların dertlerini dinlemiş, özellikle yakın ve uzak semtlerdeki hanımlarla, genç, orta yaşlı yada yaşlı hanımlarla iletişim kurarak evlerindeki sıkıntıları, eşleri ile olan problemlerini, maddi sıkıntılarını tespit etmeye çalışmış, kurduğu küçük işletmelerden elde edilen gelirlerin tamamını bu sıkıntılı insanlara aktarmayı vazife bilmiştir.

Evlenmeyen genç kızları tespit ederek yüzlercesinin düğün masraflarını kendi ismi anılmadan el altından görevlileri ile görerek düğünlerinin yapılmasını sağlamıştır. Ayrıca ihtiyaç sahibi kadınlara sadece mevzi ve kısmi yardımlar yapmak yerine onları meslek sahibi yapmak, kendi ayakları üzerinde durabilecekleri bir hale getirebilmek için kadınlar için mektepler açmıştır. Küçük işletmelerde onların katkıları ile yine kendilerinin sahip oldukları iş haneler açmış, iplik, kumaş, deri işçiliği, yazı, aşhaneler gibi o günün toplumunda yüksek işlevi olan merkezler kurmuş, buralarda ihtiyaç sahibi kadınları istihdam ederek yardımcı olmuştur.

Bugün hemen her şehrimizde bulunan ve o şehrin isminin kısaltılmış harfleriyle oluşturan meslek edindirme kurslarının ilk örneklerini Âdile Sultanın hayatında gördüğümüzü rahatlıkla söyleyebiliriz.

Çok edebli olan Âdile Sultan bakın nasıl tarif ediliyor. “Hayır, hasenât ve fukara perverliğiyle bilinen Âdile Sultan, babası II. Mahmud, kardeşleri Sultan Abdülmecid, Abdülaziz ve yeğenleri V. Murad ve II.Abdülhamid olmak üzere beş padişah devrinde yaşamış, asaletli, dindar, çilekeş, kültürlü, hayırsever kişiliği nedeniyle, daima sevgi ve hürmete muhatap olmuştur. Kardeşleri ve yeğenlerinden büyük bir saygı ve itibar görmüştür. Âdile Sultan pek güzel yüzlü, nârin, orta boylu, kumral, mavi-elâ gözlü, nûranî, asaletini gösteren hâl, hareket ve terbiyeye sahip bir sultandı. Giyimi tamamen alaturka olup, ağır kumaşlardan dört etekli entari, güderiden pabuç giyer, beline şaldan kuşak bağlar, üzerine “salta” denilen bol kollu bir ceket geçirirdi. Başına fes gibi bir şey takıp etrafına oyalı ipek yemeni sarar, üzerine zümrüt ve lâ’lerle yapılmış ikisi küçük ortadaki büyük gül şeklinde kıymetli iğneler takardı. Başka hiçbir mücevher veya nişan takmazdı.(Ayşe Osmanoğlu, Babam Sultan Abdülhamid, Selçuk Yayınları, İstanbul 1984, s. 176; Uluçay, Harem, 90-91)

Âdile Sultan, yukarıda da bahsettiğimiz gibi hânedan içinde divan sahibi tek şairedir. Münacaat, naat, yakınları için methiyeler, mersiyeler ve tasavvufî manzumelerden oluşan divânında beyit sayısı iki bini aşmaktadır. Ayrıca, Kanûnî Sultan Süleyman’ın “Muhibbî” divânını, 1308/1890 yılında ilk bastıran da Âdile Sultan olmuştur. (Nail Bayraktar, Âdile Sultan, TSM Sevenler Derneği, Sanat Tarihi Araştırmaları Semineri,İstanbul-1994)

Eşini ve kızını kaybettikten sonra, Nakşibendiyyeden Bâlâ dergâhı şeyhi Ali Efendi’ye intisap etti.  Âdile Sultan zamanının Râbiat-ül Adeviyyesi kabul edilirdi. (N. Sami Banarlı, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, M.E.B. Basımevi, İstanbul, 1977, f. 11, s.841)

Vakfiyesinde de “Râbiatüddevrân” ünvanı geçmektedir.

Âdile Sultan her sene Ramazan ayında îtikafa çekilirdi. Eyüb Sultan Türbesi önünde, Sultan I. Ahmed Sebili’nin arka tarafında bulunan kadınlar mescidinde bu ibadeti îfâ etmiştir. Bunun için bu odaya Âdile Sultan odası da denir. Osmanlı-Türk terbiyesiyle bezenmiş, ince ruhlu, zarif yalnız saray çevresinde değil, halk arasında da sevgi ve saygıyla anılan Âdile Sultan Aliyyetüşşân hazretleri, 75 yaşına kadar derdiyle-zevkiyle uzunca bir ömür sürmüştü. Yeğeni II. Abdülhamid tahtta iken, 1 Şevval 1316/ 12 Şubat 1899 Pazar günü vefat etti. (N. Sami Banarlı, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, M.E.B. Basımevi, İstanbul, 1977, f. 11, s.841.)

Âdile sultan özellikle Osmanlı kadınının aydın, okumuş ve kültürlü olabilmesi için çok çaba sarfetmiş, kendisi de vefatına yakın bir zamana kadar okumayı ve yazmayı asla bırakmamıştır. Özellikle yurt dışından gelen gazetelerden dünya havadislerini okumayı adet edinen Âdile sultan böylece hem döneminde cereyan eden devlet olaylarını, hem dış politikayı, hem de iç siyaseti çok iyi yorumlayan, olayları önceden tahmin edebilen, bu konuda uyarması gereken erkanı devleti vaktinde uyararak elim ve büyük hadiselerin önüne geçebilmek için alınması gereken tedbirler için fikir beyan eden zeki ve akıllı bir Osmanlı hanımefendisidir.

Âdile Sultan’ın doğduğu XIX. Yüzyıl, Osmanlı İmparatorluğu için, siyasî ve iktisadî açıdan çok sıkıntılı bir dönemdir. Âdile Sultan doğduğu andan itibaren kendisini, sürekli bir iç ve dış mücadelenin içinde buldu. Devletin içinde bulunduğu durum gerçekten çok sıkıntılı ve sürekli içerde ve dışarda yoğun bir mücadelenin yaşandığı bir döneme denk gelmişti.

Doğduğu, yetiştiği yıllar ve hayatta olduğu müddetçe hiç eksik olmayan karışıklık ve keşmekeşin yükünü çeken başta babası, sonra kardeşleri, daha sonra yeğenleri olmak üzere hep en yakınları idi.

İyi bir eğitim almış ve hassas bir kişiliğe sahip olan Âdile Sultan, devletin ve yakınlarının içinde bulunduğu, bu zor durumlara duyarsız kalamazdı. Devrinde bazı müsrif, eğlence düşkünü saray kadınları olmasına rağmen, o memleket meselelerine vâkıf bir sultan olarak, padişah olan kardeşlerine zaman zaman çözüm önerileri sundu veya gerektiğinde onlara yanlış yapmamaları konusunda müdahalelerde bulundu. Böyle bir dönemde elindeki imkânları en iyi şekilde değerlendirerek kalıcı eserler bırakmayı başarmıştır. Yüzyılımıza yakın bir zamanda yaşayan Âdile Sultan’ın, bu sıkıntılı dönemde kadınların da üzerine düşeni yapması bilinciyle hareket etmesi neticesinde kurduğu sayısız vakıflar bulunmaktadır. Bu eserlerden bazıları eski Üsküdar sınırları içinde bulunmaktadır. Ayrıca, Üsküdar’ı Medine toprağı kabul eden ince ve lâtif anlayışa hürmeten ve binâen, Mekke ve Medine’deki vakıflar ile Âdile Sultan tarafından Surre alayı ile gönderilenler de Üsküdar çerçevesi içerisinde değerlendirilmiştir.

Surre alayları ile ilgili makalemizi okuyanlar hatırlayacaklardır. Osmanlı da düzenlenen surre alaylarının toplanma ve hareket merkezi olarak Üsküdar’ın önemi herkesçe bilinmektedir.

Burada Âdile Sultanın vakıflarını ve geride bıraktığı eserleri saymaya kalktığımız zaman ne satırlarımız yeter, ne de bu makalenin hacmi buna kafi gelir. Ancak şu kadarını söyleyelim. Âdile Sultanın vakfettiği binalar devletimiz tarafından deruhte edilerek halen aynı şekilde eğitim, özellikle Türk kadınının eğitimi ile ilgili çalışmalar yapan kurum ve kuruluşlara tahsis edilmiş, hizmetlerine devam etmektedirler.

Sonuç olarak şunu belirtelim. Batılı bir çok müsteşrikin kaleme aldığı Osmanlı Tarihini konu alan eserlerinde, Osmanlı kadınının özellikle saraylarda zevk ve sefa içinde yaşadıkları, padişahların emri altında birçok haktan mahrum olarak ömürlerini sürdürdüklerini yazmakta ve daha galiz iftiralar ile asil ve necib Osmanlı hanımefendilerinin şahsında Türk kadınını aşağılamaktadırlar.

Aynı devirlerde batının kadına verdiği değerler, bir Osmanlı hanımefendisinin, yani bir Türk kadınının sahip olduğu haklar arasında mukayese kabul edilemeyecek kadar büyük farklar vardı. Kilisenin kadına verdiği hakları ve bakış açısını incelemek, bu konuda yazılan kaynakların kadınlarla ilgili bölümlerini incelemek, Müslüman Türk Kadını ile bu günün medeni batılı Hıristiyan kadını aradaki farkı görmek için yeterli olacaktır.

Asil ve Necip bir milletin, seçkin birer ferdi olarak sosyal hayatın tam ortasında, aktif ve büyük hizmetlere, gayretli fedakarlıklar ile katılan, bu hizmetleri siyasi, içtimai ve iktisadi açıdan yürüten Âdile sultanın şahsında tüm Türk kadınlarının, dünya kadınları ile arasındaki asalet farkından dahi bahsetmedik daha.

Yazımızın konusu olan Âdile hanım sultanın hayatı boyunca derin bir hüzün ve acı kayıplar yaşamasına, yaşadığı devrin büyük devletlerin varlık ve güç mücadelesi ile birbirlerine üstünlük kurmak için girdikleri çekişmelerin olmasına, bu çekişmeleri bir saray kadını, bir devlet erkanı olarak yakından takip etmesine rağmen asla zaaf göstermemiş, vakarından taviz vermemiştir.

Bugünün kadınına örnek bir mücadele sergileyerek kurduğu vakıflar, oluşturduğu sivil toplum hareketi, yaptığı tüm çalışmalar ile hem kendi devrinde yaşayan, hem de kendisinden sonra gelecek olan asil ve necip Müslüman Türk kadınlarına örnek olmuştur.

“Âdile Sultan’ı sadece vakıflarıyla anmak haksızlık olur. Vakıfları gibi ebedî diğer bir eseri de yazmış olduğu dîvânıdır. Dîvânında sadece duygularını dile getirmekle kalmamış, tarihe ışık tutan beyitleri ve insanlığı iyiye, güzele dâvet eden dizeleriyle yol gösterici olmuştur. Kadınlara ezelden verilmiş haklarını kullanabilmelerinde lider olmuş, toplumdaki saygın yerlerini alabilmelerinde öncülük etmiştir. Fert olarak, bugün bir sivil toplum kuruluşunun faaliyetlerinden, belki, daha fazla yardım ve etkinlikte bulunmuştur. O, davranış ve ahlâkıyla örnek bir Osmanlı-Türk hanımefendisi, örnek bir insan, Üsküdarlı Sultan  Efendi’dir.” (İstanbul, Üsküdar Belediyesi, Üsküdar Sempozyumu, Bildiriler, Cilt 2, shf. 138)

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir