Son Dakika Golü

Sadece birkaç saniyeliğine çekti elini kornadan. Evden çıkarken anahtarı alıp almadığı fikri aklını kurcalar olmuştu. Eliyle cebini yokladı. Anahtar cebindeydi. Kornaya basmaya devam etti. Son ses açtığı marşlar arabadaki her şeyi titretiyordu. Kendisi arabada tek başınaydı. Fakat sokaklar yüzlerce insanla doluydu. Elinde meşale sallayanlar. Arabalarını durdurup halay çekenler. Camdan bayrak sallayanlar. Tanımıyorlardı birbirlerini ama çılgınca eğleniyor, sarılıyor, bağırıyorlardı. Gözyaşı döken bile vardı. Sevinç gösterileri sebebiyle trafik durunca oda arabadan indi. Ön kaputa yaslanıp, gökyüzüne başını çevirdi. Derin bir oh çekti. Dünyayı kurtarmış süper kahraman edasıyla, filmin son pozunu veriyor gibiydi. Omzuna dokunan bir el onu tekrar dünyaya döndürdü;

- Ne sezondu ama değil mi kardeşim? Sonuna kadar hak ettik.

- Öldük öldük dirildik be abi. Ama son dakikada gelen şampiyonluğun sevinci de bir başka oluyormuş hani.

- İnsanlar kendinden geçti. Baksana nasılda eğleniyorlar.

- Ama çok güzel goldü be abi. İnan, top kaleye girene kadar kalp krizinden tahtalı köyü boylayacağım sandım.

- Sence gerçekten mutlular mı?

- Kim abi?

- İnsanlar, sen, ben…

- Dalga mı geçiyorsun be abi? Bir senedir bu anı bekliyoruz biz.

- İçimizdeki derin boşlukları, yapay gündemlerle doldurmaya çalışan varsıl yoksulluk içindeyiz zannımca. Yani bir istidraç bu sevinçler. Yani sanal. Yani koca bir aldatmaca.

- Ne diyorsun abi anlamıyorum. Ne istidracı? Ne sanalı?

Takım elbiseli, orta yaşlı, esrarengiz adamın ne dediğini idrak edemiyordu. Bir an etrafına çevirdi bakışlarını. Her yanında çılgınca eğlenen insanlar, kulakları sağır edecek korna sesleri, konfetiler, meşaleler.

- Mutluluğu izlediği maçta, takımının kazandığı şampiyonlukta, siyasi partisinin seçim sonucunda arayan mutsuz insanlar çağı diyorum delikanlı! Sen içine bak. Mutluluk burada değil, orada. Dikkat et! Bazen insanın içi en derin çukur oluyor da bunu farkedemiyor.

Başını tekrar adamın olduğu tarafa çevirdiğinde sırtından boşalan teri hissetti. Yanında kimse yoktu. Etrafına bakındı. Arabanın arkasına yöneldi. Gözün görebildiği her yana dikkat kesildi. Hiçbir yerde bu esrarengiz adamı göremedi. Bırakın esrarengiz adamı, etrafta takım elbiseli kimse yoktu. Anlam veremedi gördüklerine, duyduklarına. Her ne kadar bu durum kafasını kurcalasa da önemsememeye gayret gösterip, çılgınlar gibi halay çeken insanların içine karıştı.

Elini direksiyondan çekmeden, göz ucuyla, kolundaki saate baktı. Akrep ve yelkovanın 12’de birleşmesine dakikalar kalmıştı. Evinin bulunduğu sokağa el frenini çekerek girdi. Lastiklerden çıkan ses, ıssız sokağı inletti. Dikiz aynasından asfaltta oluşan izleri görmek değişik bir haz vermişti. Arabasını park etti. Saati umursamadan, marşlar söyleyerek evine yöneldi. Meşale dumanlarından olsa gerek, gözleri ağırlaşmıştı. Ev arkadaşının memlekette olduğu zile bastıktan sonra aklına geldi. Anahtar ile kapıyı açtı. Odaya adım attığında gözlerine inanamadı. Takım elbiseli adam koltukta oturuyordu.

-Sen…

-Korkma delikanlı. Benden sana zarar gelmez, gel otur.

Nabzı öyle şiddetli atıyordu ki birkaç dakika içerisinde yere yığılıp kalabilirdi. İstemsizce oturdu koltuğa. Neler olup bittiği hakkında en ufak bir fikri bile yoktu.

-Yardıma ihtiyacın olduğunu biliyorum delikanlı. Fakat sana yardım etmek için değil, senin sana ihtiyacın olduğunu hatırlatmak için burdayım.

-Anlamıyorum, anlayamıyorum.

-İnsan en çok kendini aldatır, insan en çok kendine yalan söyler. Başkalarıyla yahut başka şeylerle mutlu olduğumuzu sanırız. Ve kendimizle baş başa kalınca mutsuzluk girdabına düşeriz. Bu sebeple en çok kendimizle baş başa kalmamaya çalışırız. Yapay mutluluklar peşindeyiz hep delikanlı. En son ne zaman sokak çocuklarını düşündün? Savaş mağdurlarını, yoksulları? Az önce gereksizce yapay bir mutluluk için çıkarttığın ses, kaç hastayı uykusundan uyandırdı? Söylediğin marş, kaç çocuğun minik dünyasında kabusa dönüştü? Başka insanların dünyasına yolculuk ettin mi hiç? Sahi delikanlı, kendi dünyana yolculuk ettin mi? Kendi hayat hikayeni okudun mu?

Utandığından mı, olup biteni tahayyül edemediğinden mi bilinmez, başını iki elinin arasına almıştı.

-Unutma delikanlı. Mutluluk yapay gündemlerle sınırlandırılamaz. Kendine gel. İnsana gel. İnsanlığa gel. Hikayeni daha güzel bir hale getirmek senin elinde.

Başını kaldırdığında gözlerine inanamadı. Koltuk olanca yalnızlığıyla karşısında duruyordu. Hızlıca kapıya yöneldi. Apartmanın merdiven boşluğu dahil her yana baktı. Saatler önceki senaryo tekrarlanıyordu. Nefes almakta zorlandığını hissetti. Balkona çıktı. Karşı camdaki yaşlı amca, onu görünce sert bir tavırla perdeyi kapattı. Takım elbiseli adamı görmek umuduyla sokağa baktı. Oturduğu kat öylesine yüksekti ki insanlar bir karınca misali görülüyorlardı.

Gözünden süzülen yaş hızla asfalta doğru yol alırken delikanlı ise içindeki boşlukta yolculuğa başlamıştı…

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Şemsiye

Sadece birkaç saniyeliğine çekti elini kornadan. Evden çıkarken anahtarı alıp a...

Gülden Terazi

Sadece birkaç saniyeliğine çekti elini kornadan. Evden çıkarken anahtarı alıp a...

Sen Güle Bakıyorsun

Sadece birkaç saniyeliğine çekti elini kornadan. Evden çıkarken anahtarı alıp a...