Sızıdan Ağrıya, Ağrıdan Migrene Dönüşen Kronikleşmiş Bir Hastalığın Kitabı: Kudüs… Ey Kudüs

Türkiye'de ilk defa 1973 yılında basılan Kudüs… Larry Collins ve Dominique Lapierre tarafından kaleme alınan en iyi Kudüs kitaplarından birisi olarak gösterilebilir. Kitabın yeni baskısını birkaç sene evvel Kronik Kitap yaptı ve esasında gündemden hiç düşmeyen fakat ara ara İsrail’in bombalarıyla şiddetli bir biçimde hatırladığımız bir konuyu okuyucuların önüne yeniden getirmiş oldu. Kudüs konusu günümüzde genel olarak sonuçlarıyla ilgilendiğimiz bir konu… Kudüs’ün “elden çıkana” kadarki durumu, orada kimlerin yaşadığı, nasıl oralardan uzaklaştırıldıkları güzel bir üslup ve yaklaşımla aktarılıyor. Buradan hareketle bizlere Filistin sorunu olarak öğretilen bu sorunun esasında bir İsrail sorunu olduğunu ortaya koyan Roger Garaudy de bir selamı ve duayı hak ediyor kanaatindeyim.

Kanıksanmış Ölümler
Gazze'den, Şeria'dan, Kudüs'ten gelen ve artık kanıksadığımız Filistinli çocukların ölümleri, ahirete bırakılmış hesaplar ve gözyaşlarının kana karıştığı Akif'in sözüyle şüheda fışkıran topraklar boynumuzda asılmış günahların vesikası aynı zamanda. Siz kolları İsrail askerleri tarafından taşlarla kırılan tek suçu toprağını savunmak için taş atmak olan Filistinliyi gördünüz mü? Hani şu iki binden fazla Filistinlinin öldürüldüğü Birinci İntifada'yı hatırlıyor musunuz? Bir dünya nasıl yok olur, nasıl nasipsizlere ev olur onu yaşıyor Kudüs... Hangi ceza içimizi soğutur, hangi ceza kinimizi bastırır ve hangi ceza intikamımızı alır bilemiyorum. Ölen, yaralanan, yerinden edilen ve kimsesiz bırakılan hep biziz. Bu bile birleştiremiyor aksine karşı tarafa ram olanlarımızı artırıyor.

Kudüs... Ey Kudüs, gelinen noktayı kronolojik olarak ele alıyor. İkinci Dünya Savaşı sonrası yapılan anlaşmalar, İngilizlerin çekilmesi, Yahudilerin hak iddiaları ve bu temel üzerine bina edilmiş tedhişler... Kudüs… Ey Kudüs’te bir toprak nasıl kaybedilir, bir yurt nasıl gurbet olur, bir millet nasıl vatansız kalır onu okuyoruz.

Yılanın Başı 1948’de Ezilmeliydi
Bizler kendi kutsalından başka kimsenin kutsalını tanımayan gözünü kan bürümüş arsız gruplara mağlup olduk. Onlar her defasında bir adım ilerlerken bizler iki adım geri attık. Asıl düşmanın kim olduğunu dostluk, saldırmazlık ve normalleşme anlaşmalarıyla unuttuk. Hep bir tarafın işgallerini, hukuksuzluklarını konuştuk. Bunlar zamanımızın problemleri gibi görünse de “yılan”ın başı 1948’de ezilmeliydi. Böylece tüm dünyayı iki nehir arası politikalara sıkıştıracak bir zalimin doğması önlenebilirdi. Son noktada Sultan Abdülhamid’in kıymeti bir kez daha anlaşılmış oluyor. Bu küçük terörist devletin kuruluşunu ve dünyanın başına bela olmasını en az elli yıl geciktiren sultana tüm insanlığın bir dua borcu var.

Batı'nın Frankensteinlaştırdığı Bir Canavar
Özellikle terör faaliyetleriyle "kendilerine verilen" topraklarda öldürdükleri çocuk, kadın ya da herhangi bir Filistinli için zerre-i miskal üzülmeyen, sadece "kitaplarında yazanı" uygulayan azgın bir topluluk ve yıllarca bu azgın topluluğun yaptıklarını meşrulaştırmak için çabalayan devletler gördük. Kudüs... Ey Kudüs, tüm bunları ortaya koyuyor. Batı'nın Frankensteinlaştırdığı bu canavarın dostu olmaktan başka çareleri yoktu. Her ülkede çalışan adamları, tüm ağları kontrol eden ajanları ve ekonomik olarak destekledikleri yöneticileri sayesinde küçücük Filistin topraklarında dünyanın gözünün önünde istedikleri her şeyi yaptılar. Adım adım ilerlediler ve işgallerini hep yeni durumu kabul ettirerek meşrulaştırdılar.

Yazarlar Larry Collins ve Dominique Lapierre, gerçekten ama gerçekten objektif bir bakış açısıyla konuya yaklaşmışlar. Onların ortaya koyduğu belgeler, olaylar yok edilen bir tarihin sayfalarında dolaştırıyor bizleri. Bu hüzünlü yolculuk mola vermeksizin devam ediyor ve sonu kötü biten filmler misali hepimizi kahrediyor.

İsrail’in kuruluşunu çok kullanılan tabirle “suç işlemek için örgüt kurmak” tanımıyla tarif edebiliriz. Evet, İsrail, suç işlemek için kurduğu örgütlerle suçlar işleyerek sindirme ve yok etme hareketini başarıyla sonuçlandırıyor ve kendi istedikleri topraklarda “esnek” sınırları olan bir devlete sahip oluyor. Hep duyduğumuz “terör devleti İsrail” tanımlaması sadece son yıllardaki uygulamalarıyla değil daha kurulmadan önceki uygulamalarıyla da hakkı verilmiş bir tanım. Yapılan tüm anlaşmalar, ülkelerinden gönderilen Yahudilerle yapay bir nüfusa katkı yapıyor ve başkenti Kudüs olan Filistin ülkesi yağmalanıyor, talan ediliyor ve daha kötüsü yok ediliyor. Birleşmiş Milletler kararları onlar için sadece bir güç sergileme arenasına dönüşüyor. Özellikle 1967’den sonra çok daha büyük bir işgal hareketi başlatılıyor ve çevre ülkeler de sindiriliyor. Altı Gün Savaşı Filistinlilerin artık dış destek sağlayamayacaklarını gösteren bir savaş olarak da tanımlanabilir.

İsrail herkese şunu öğretti ki zulüm sadece öldürmek değildir. Zulüm, evleri yıkmak, yerinden etmek, topraklarını ele geçirmek, kollarını taşlarla kırmak, çocukları tutuklamak, senelerce hapishanelerde çürütmek ve bunları tüm dünyanın gözleri önünde yapmaktır da. Kitabın özelliği, hikâyeleştirilmiş anlatımla geçmişte yaşatılanları bizlerin şu anda yaşadıklarımızla karşılaştırmamızı sağlaması. Bu yönüyle Kudüs… Ey Kudüs için acıyı, kini ve intikam duygusunu daima diri tutan bir hafıza kitabıdır diyebiliriz.

Görüyoruz ki Filistin topraklarını işgali zamanlama olarak İsrail için son derece avantajlı bir ana denk gelmiştir. Muhakkak çok daha önceden planlanmış işgaller ve bağımsız devlet oluşumu çeşitli faktörlerin etkisiyle ertelenmiş fakat umutlarını köreltmemiştir. Arada iki büyük dünya savaşı, Balkan Savaşı gibi geniş coğrafyaları ilgilendiren demografik yapıda büyük değişimlere sebep olan siyasal olaylar meydana gelmiş, özellikle İkinci Dünya Savaşı ve sonrasındaki ortam tamamen İsrail'in istediği bir dünyayı önlerine getirmiştir. İlk savaştan 21 yıl sonra savaşa giren ve 6 yıl kadar savaşın bütün yıkıcılığını yaşayan devletlerin yeni maceralar yerine kendilerince barışı önceleyen politikalara yönelme eğilimi anlaşılabilir bir eğilim. Kudüs'ü ve çevresini elinde tutan İngiltere'nin buralardan ayrılışı güçlerini bugünler için saklayan Yahudiler için iyi bir fırsat oldu. Yazarlar bu ortamı son derece ayrıntılı ve tahminler ötesi objektiflikle aktarıyor. Kitabın da ortaya koyduğu biçimiyle terör ve tedhişle kurulan bir devletin sonraki yıllarda demokrasi, insan hakları ve kendileri gibi düşünmeyenleri hoşgörüyle karşılama gibi hasletlerden uzak olacağı zaten belliydi. Kurdukları örgütlerle amaca giden her yolu hem meşru hem de kutsal görmeleri kurdukları devletin günümüz politikasının da ana eksenini gösteriyor.

Bizlere kalan ise acıların başkentinden yükselen Kudüs... Ey Kudüs sesi… Kudüs bizler için sızıdan ağrıya, ağrıdan migrene dönüşen kronikleşmiş bir hastalık artık…

(1) Yorum
  • Yazılarının devamı dileği ile. Teşekkürler

Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Kitap Tahlili – Tarih Neye Yarar?

Türkiye'de ilk defa 1973 yılında basılan Kudüs… Larry Collins ve Dominique Lapi...

Kitap Tahlili - Şarktan Mektuplar

Türkiye'de ilk defa 1973 yılında basılan Kudüs… Larry Collins ve Dominique Lapi...

Kitap Tahlili - Hata Neredeydi? Doğu’nun 300 Yıldır Cevabını Aradığı Soru

Türkiye'de ilk defa 1973 yılında basılan Kudüs… Larry Collins ve Dominique Lapi...