Sıradaki içerik:

Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Kurucusu: Mehmet Emin Resulzâde

e
sv

Şimdi Kimin Şarkısı Bu?

avatar

Büşra Cansız

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

“Üsküdar’a gider iken aldı da bir yağmur

Kâtibimin setresi uzun, eteği çamur…”

Hikâye şöyle başlar; bir gün Türk, Yunan, Bulgar, Makedon ve Sırp kökenli 5 arkadaş sohbet etmeye başlar. Konuşulacak ne kadar da çok konu vardır. Kolay değil beraber 600 yıllık bir mazileri var. Arka fonda bir şarkı çalar ve herkes susup dinler. Şarkı bittiğinde ortak bir cevap çıkar ağızlardan; ne kadar güzel, bayıldım, dinlemelere doyamadım, huzur buldum gibi beğeni cümleleri bekliyorsunuz değil mi? Hayır! Gelen cevap şudur: Bu şarkı bizim!

Şarkının adı “Üsküdar’a Gider İken…” Benim de bildiğim bu şarkının Türkçe olduğuydu. Çocukluğumdan beri bildiğim, dinlediğim, söylediğim bir parçaydı. Öyle bir sohbete ortak olsaydım ben de şarkının bize ait olduğunu savunurdum ama merak da ederdim; niye herkes bu şarkının kendilerine ait olduğunu söylüyor ki? Bu merak beni araştırmaya götürürdü.

Kaldı ki masadaki Bulgar kadın da bu merakının peşinde belgesel bile çekmiş. Şarkıyı sahiplenen tüm Balkan ülkelerini dolaşıp, buradaki müzisyenler ile görüşerek şarkının izini sürmüş. Bu şarkı kimin diye sormuş, alınan cevapları tahmin etmek zor olmasa gerek. Tabii ki yine herkes şarkının kendilerine ait olduğunu savunmuş. Peki, neden bu ısrarcı savunma?

Bunun cevabı 600 yıllık ortak bir tarihin içerisinde saklı. Türk’ü, Yunan’ı, Boşnak’ı, Sırp’ı, Bulgar’ı, Arnavut’u, Makedon’u; Balkanlar dediğimiz topraklarda hep bir arada yaşamıştır. Osmanlı Devleti bu toprakları fethettikten sonra dillerine, dinlerine karışmamış kendi kültürlerini korumalarını sağlamıştır. Ancak bu kadar etnik köken bir arada yaşarken, kültür etkileşimi olmaması da imkânsızdır. Dolayısıyla her millet birbirini etkilemiş ve birbirinden etkilenmiştir. Bunun en basit örneği de işte şarkılarda karşımıza çıkmaktadır.

Bizim dilimizdeki adıyla “Üsküdar’a Gider İken” şarkısı birçok Balkan ülkesinde farklı dillerde, farklı sözler yazılarak ortak bir melodi ile söylenmiş. Bosna-Hersek’te bir aşk şarkısı ve ilahi olarak karşımıza çıkar. “Anadolka” ismiyle tanınan şarkının sözlerine baktığınız zaman Osmanlıca birçok kelime karşınıza çıkar. Zaten şarkının ismi de Anadolu’dur. Anadolulu bir kadına yazılmış aşk şarkısıdır. Bademima-badem, sevdalinke-sevda şarkıları,  šerbetom-şerbet, aman gibi ortak kelimeler de hep ortak bir tarihin parçasıdır.

Arnavutça, Sırpça ve Boşnakça şarkılarında geçen “aman” kelimesi yine Balkanlara Osmanlı Türkçesi vasıtası ile girmiş Arapça kökenli bir kelimedir. Gerek kendi dinleri ile ortak bir tarihi paylaştığımız Rumlar, Bulgarlar, Sırplar, Hırvatlar, Makedonlar olsun gerekse İslam’ı kabul ederek ortak bir din ile de birbirimize bağlandığımız Boşnaklar ve Arnavutlar olsun, Türkçeden belirli oranlarda etkilenmişlerdir.

Bu oran tabii ki Müslümanlaşan Boşnaklar ve Arnavutlar üstünde daha yoğundur. Osmanlı dönemi Balkan topluluklarında “Alhamiyado” denilen Osmanlı alfabesiyle Türkçe, Arapça, Farsça ve yerli Balkan dillerinden teşekkül eden bir edebiyatın doğmuş olması da kültürel etkileşimin ne kadar derinden yaşandığının göstergesidir. Kendi dillerini Osmanlı alfabesine uyarlayan Balkan milletleri, Türk edebiyatından da büyük oranda yararlanmıştır. Balkan dilleri bu kadar çok Osmanlı Türkçesinden etkilenmişken, şarkılarda görülen benzerliklerin bizi şaşırtmaması gerekir. Şarkı Arnavut topraklarında doğmuş olsa bile pek âlâ bir Sırp’a veya Türk’e ait olabilir. Bir Türk’e ait olsa bile pek âlâ Rum veya Boşnak etkisi gözlenebilir. Peki, bu noktada şarkı kimin sizce? Bu soru iki yüz yıl önce yöneltilseydi nasıl bir cevap gelirdi merak ettiniz mi? Milliyetçilik akımı Balkanları kasıp kavurmadan, milletler ayrılığa düşmeden önce yani. Benim cevabım “biz” olurdu. Bir zamanlar “biz”dik çünkü!

Aynı melodinin farklı dillerde, farklı anlamlar ile söylenmesi ne büyük bir zenginliktir. Bir ülkede aşk şarkısı, diğerinde ilahi, öbüründe savaş müziği… Keşke burada yatan güzelliği herkes görebilse, biz olmanın ne kadar büyük bir değer olduğunu idrak edebilse. Aynı melodi ile hem aşkı hem savaşı yaşayabilmişiz biz! Belgeseli çeken Bulgar kadın, Sırbistan ve Bulgaristan’a geldiğinde büyük bir nefret ile karşılaşmış. Onlara bu şarkının Boşnak veya Türk olabileceğini söylediğinde, neredeyse ellerinden zor kurtulmuş. Belgeselin sonuç cümlesi ise şu: “Araştırmaya ilk koyulduğumda bu şarkının bizi birleştirebilen bir şey olacağını düşünmüştüm, nefret kıvılcımlarının bu denli büyük bir yangına dönüşmüş olabileceği hiç aklıma gelmezdi.” oysa aynı müzikten hoşlanmış, aynı aşka düşmüştük biz…

Şimdi kimin şarkısı bu? Peki, önemli mi kimin olduğunun? “Bizce” önemli olmaması gerekir!

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.