Sıradaki içerik:

Bir Olur

e
sv

Şeyhim, Yoldaşım ve Ben

avatar

Dilhâne

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 3 dakika)

“Şeyhim” dedi. Sesi titremedi. “Ben ne aç bilirdim kendimi ne çıplak. Sırtım pek, alnım ak gezerdim. Öyle sanırmışım yani. Kısmetliyim sanırdım, hâlbuki ben alnıma kazınan en büyük nasibimle tanışmam için 30 yıldır dolanıp durmadaymışım.” Dizlerinin üstüne koyduğu ellerine şöyle bir bakıp geçti ve hafif başını kaldırır gibi oldu ve tekrar indirdi başını. Devam etti. “Şeyhim o buğday çorbasını içtiğim vakit doydu benim karnım, ben bunca yıl aç gezermişim bilmeden. Şu üstümdeki yamalı derviş hırkasını sırtıma geçirdiğim vakit ısındım ben. Kalbim gibi meğer bedenim de buz tutmadaymış. ” Gözleri doldu bir an konuşamayacak sandım fakat devam etti. “Şimdi sen bana git dersin, artık bu çorbada nasibin yok dersin. ” Şeyhim yine sustu. Sanki susma orucu tutar gibiydi. İşte dedim derviş bu kez ağlayacak, koca adam hüngür hüngür ağlayacak. Fakat derin bir nefes aldı ve bir kez daha “Şeyhim! ” dedi. Şeyhim daha o kelimesini bitirmezden evvel yavaşça kaldırdı elini havaya. Derviş sustu. Bu kez şeyhim başladı konuşmaya: “Gayrı konuşulacak ne vardır ha pirim, var git yoluna ee yolcu yolunda gerek. Allah yardımcın olsun, seni gözetsin. Niye hüzünlenirsin bu kadar git de bir daha gelme mi deriz.  Ahmet Yesevi Efendim de yollamadı mı erenlerini dört bir bucağa. Dervişlik nedir ki bir post bir hırka… Uğurlar ola…” Şeyhim böyle deyince derviş gayrı başka bir söz söylemedi. Başka bir söze hacet de kalmadı zaten…  Böylece şeyhimin hayır duasını alan Derviş Efendi çıktı yola, elinde ufaktan ufak çıkınıyla. Şeyhim ona: ‘’Var git nerede bir Allah kulu görür isen Allah namına tebliğ et. Allah’ın adını yücelt.’’ diye nasihat etti.

Aradan iki gün geçmişti. Yatsıdan sonra konaklardık sabah namazı kılar kılmaz yola revan olurduk.  Üçüncü günün sabahında yine nereye gittiğimizi bilmeden yalnızca yürüdük. Daha sonra öğrenecektim ki Derviş Efendi hiç de avare yürümezmiş ben öyle sanırmışım. Vakit ikindiye yaklaşıyordu. Ben artık yorulmuştum. Öğle vakti abdest alıp namaz kılacak kadar bir vakit durduk. O saatten beridir yoldaydık. Seslensem: ‘’ Hu hu Derviş Efendi bacaklarından derman da mı kesilmez ?’’ desem… İçimden bu nidayı geçirince tebessüm etmekten kendimi alamadım.  O beni duymaz ki, duysa da benim ona dediğim gibi duymaz.  Öyle sanırmışım yani ve yine çok sonra öğrenecektim Derviş Efendi Allah namına yürürmüş. Her adımında Allah’ın bir adını zikreden bir kalp hiç yorulur muymuş? Yorulmadı Derviş Efendi ben de yol boyunca ona, ona verilen bu teslimiyete gıpta ede ede takip ettim onu.

Üç günün sonunda en fazla dört beş haneli bir köye vardık. Evler sanki ayakta zor duruyor gibiydi. Belli fakir fukaranın meskeniydi burası. Derviş Efendi doğruca insanlara gitti. Onu işi insan ileydi. Gördüğü herkese Allah adını tebliğ etti. Lakin o kadar güzel konuşuyordu ki namı kısa sürede yayıldı, civar köylerden de gelmeye başladılar. İnsanlara yaratıcılarının güzelliğini, merhametini anlattı. Önce ‘’yakar’’ demedi, ‘’esirger’’ dedi. ‘’Her hayr onun adıyladır.’’dedi. Dedi ve yaşadı. Pirupak bir güzelliği, bir rahmeti öğretti onlara. Aklıma o an Mus’ab Bin Ümeyr Efendim geldi.

Şeyhim anlatmış idi onun İslam’ın ilk öğretmeni olduğunu. Hamdolsun İslam’ın öğretmenleri hala Okçular Tepesinde beklemekteler. Müslüman bir delikten iki kere sokulmayandı. Allah’ın izniyle boş kalamayacak Okçular Tepesi. Ben kendi kendime bunları düşünürken Derviş Efendi yavaş yavaş vedalara başladı. Her ne kadar ısrar etseler de o daha çok insana ulaşmalıydı. Tohumu ekti, can suyunu verdi gerisi ise kulun gayreti Allah Teâlâ’nın takdiriydi. Kalanlar gideni Allah’a ısmarladı, giden kalanları Allah’a emanet etti. Geldiğimiz yer yol idi gittiğimiz yer yine yol oldu.

Böylece gide vara, kâh konaklaya, kâh yollara düşe iki ayı ardımızda bırakmıştık. Birçok insan gördük, Derviş Efendi çok kimseye tebliğ etti. Allah ondan razı olsundu. Ama son günlerde onu bir başka görmeye başlamıştım. Sanki bu hâl bir başkaydı işte. Sonra anladım ki meğer vazife bitmiş. Hem şeyhimin verdiği vazife hem de Rabb’imin verdiği vazife. Secdelerinde daha uzun kalmaya başladı, elleri artık semaya daha da yakındı. Burası Dünya burada çok kalınmaz derdi şeyhim. Şeyhimin iman terbiyesiyle, güzel ahlak makasıyla Derviş Efendi’ye biçtiği yamalı hırka onun bu dünyaya ait yegâne mirasıydı. O ardında ona her dem hayır dua edecek gönüller bıraktı. Hem ne diyordu Yunus Emre Efendim: ‘’Ben gelmedim davi için / Benim işim sevi için / Gönüller dost evi için, / Gönüller yapmaya geldim.’’  Bu dünya’ya aldanmayanlar ne ev, ne bağ, ne bahçe değil gönüller yapıp gittiler.

Şimdi aklınıza takılabilir. Peki, sen kimsin diye sorabilirsiniz. Fakat bu hiç mühim değil. Ben yalnızca bu hikâyenin anlatıcısı bir canım. Atalarım Fil Vakası’nın kahramanlardır. Ebabil derler bize. Sürü sürü, peş peşe demektir yani. Gökyüzünün bin bir tonundan yalnız biriyiz. Bir garip yolcu olan şu dervişin peşi sıra giden, gölgesiyle rekabet eden bir kuşum. O benim farkında değil sanırdım lakin geçirdiğimiz son gün mavi göğe bakıp ‘’Evvel refik badel tarik. Sen ne güzel yoldaş oldun bana.’’ dediğini işittim. Rabbimi zikrettim de zikrettim.

Büşra Nur Yılmaz

Bir insana erişmenin ve ruhuna dokunmanın en güzel yollarından biridir edebiyat. Kelimelerin birbiriyle olan aşkını anlatır ve bu anlatım sırasında insana dair olgularıyla bizlere dokunur. Dilhâne işte böylesine aziz bir uğraşın günümüzdeki temsilcisi olarak tüm topluma ulaşmayı amaçlayan bir edebiyat şiir ve fikir dergisidir.

Edebiyat sahip olduğu varlığın içerisinde bir fikre sahiptir. Bu fikirle kavurur cümleleri ve ortaya bir dünya mirası ortaya çıkarır. Varlık gösteren dışa vurum bazen bir düz yazı olur bazense bir şiir. Eğer fikir kendisi bir şiirde bulursa her kelimesinde adeta bir rengin onlarca tonuyla karşılaşır insan. Bu anlam zenginliği ise edebiyatı yeşertir, insanın özüne dokunmasını sağlar. Edebiyat, şiir ve fikirlerin insana sağladığı huzuru ve yüceliği fark eden birçok söz ve kalem ustası; ömürlerini bu alanda sarfetmişlerdir. Aynı manevi değeri arayan nice insanın varlığını hoşgörü ve güzellikle karşılayan Dilhâne dergisi bu arayışın karşılığı olarak yeni yazarlar için de bir platform görevi görmektedir.

Öyle ki söz edilen amacın sonucu olarak Dilhâne Dergisi, okuyucularından ve yazı yazarak bir uğraşı ortaya koymak isteyen herkesten yazılarını beklemektedir. Bu yazıları bünyesine katarak diğer insanlara ulaştırarak hem yazarın gelişimini desteklemektedir hem de yazara duygu ve düşüncelerini başka insanlara aktarma olanağı tanımaktadır. Eğer sizlerde yazılarınızı paylaşmak isterseniz ilgili bilgileri dilhane.net adresinde bulabilirsiniz.

Bir fikrin hamurunu edebiyat ve şiir ile yoğururken, toplumdan yazılar alarak bu uğraşa değer katmanın bir başka boyutu daha bulunmaktadır. Hiçbir bir karşılık beklemeksizin edebiyat şiir ve fikre duyulan saygıdan dolayı tüm bu uğraşları yine toplumla paylaşmak. Bu sebeple Dilhâne dergisi insanlara ulaşabilmek için aylık yayınlarını, yapılan söyleşileri, yazıları ve daha birçok yazılı ve görsel ürünü dilhane.net adresinde hiçbir maddi karşılık olmaksızın insanlarla paylaşmaktadır.

Bir yandan değişen dünyaya ayak uyduran bir yandan da sahip olduğu öze günden güne değer katmayı hedefleyen Edebiyat şiir ve fikir dergisi olarak farklı konularda ve çeşitli türdeki ele alımlarıyla edebiyat dünyasında emin adımlarla ilerlemeyi sürdüren Dilhâne dergisi, siz edebiyat aşıklarını da pür heyecanla beklemektedir.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

  • Davut Aydın2 sene önce
  • Bu metin kitap olsa da bizde okusak dua niyetine 🙂