Sıradaki içerik:

Gece Vardiyası – 3

e
sv

Şeyh Ali Arıncî Hazretleri ve Tılfakir Dergahı

avatar

Emrah Karaca

  • e 1

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 4 dakika)

1962 yılında şeyhi Abdülhakim el-Bilvanisî (kaddesallahu sırrahu) Hazretleri, Arınç (Çamtaşı) ve çevre köyleri irşad için geldiğinde, Millo (Günbuldu) köyüne yaklaşık beşyüz metre mesafede bulunan boş bir araziyi halifesi Şeyh Ali Arıncî’ya işaret etmiş ve dergahını oraya taşımasını tavsiye etmişti. Seyyid Abdülhakim el-Bilvanisî (kaddesallahu sırrahu) Hazretleri dergahın taşınmasını istediği bu tepeye bir isim de vermiş ve ona “Tılfakir” (Fakir Tepe) demişti.

Siirt’e bağlı Baykan kazasına yaklaşık on beş kilometre mesafede bulunan bu mevkiye Şeyh Ali Arıncî (kaddesallahu sırrahu) Hazretleri mürşidinin 1972’de vefatından iki sene sonra (1974) bir cami, bir medrese ve bir dergah inşa etti ve 1984 yılında vefatına kadar on sene boyunca irşad faaliyetlerini burada sürdürdü. Bugün hala burada aktif bir şekilde ilim ve irşad faaliyetleri sürmektedir.

İslam Dini Allah Teâlâ’nın gönderdiği son dindir. Rabbü’l-alemin bu dini kıyamete kadar koruyacaktır. Allah Teâlâ bu dünyadaki ahkamını bir takım vesilelerle yürütür. Rızkı veren kendisidir; ancak bunu, mesela bir meyveyi, ağaç vesilesiyle gönderir kuluna. Şifayı veren yalnızca Allah’tır, ancak bunu bazen bir ilaç, bazen başka bir vesileyle gönderir. Dilerse bütün bunları vesilesiz de yaratır, hiçbir şey Rabbü’l-alemin’i bir şeye mecbur bırakamaz, bu malumdur. İşte Allah Teâlâ bu dini de bir takım vesilelerle korur. Bu vesilelerin en mühimi, bu dinin en büyük koruyucuları hiç şüphesiz âlimlerdir.

Bu âlimlerden birisi olan Şeyh Ali Arincî (kaddesallahu sırrahu) Hazretleri 1916 yılında Siirt’in Baykan kazasına bağlı Arınç köyünde dünyaya geldi. Bölgede ilim ve irşad işleriyle meşgul olan bir aileye mensup olan Şeyh Ali Arıncî (kaddesallahu sırrahu) Hazretleri’nin babası Molla Ömer Efendi, annesi ise Halime Hatun’dur. Bu ailenin Efendimiz (sallallâhû aleyhi ve sellem)’in amcaları Hz. Abbas (radıyallâhû anh)’ın soyundan geldiği bilinmektedir. Molla Ömer Efendi, 1. Cihan Harbi’nde talebeleriyle Ruslara karşı savaşmış, yine sağ kolunu bu savaşta yitirmiş ayrıca kardeşlerini ve talebelerinin bir kısmını da bu savaşta şehit vermiş Norşin’in meşhur Nakşibendi şeyhi, “Hazret” namıyla maruf, Şeyh Muhammed Diyauddin (kaddesallâhû sırrahu) Hazretleri’nin müridlerindendi.

Şeyh Ali Arıncî (kaddesallahu sırrahu) Hazretleri ilim tahsiline Kur’an-ı Kerim dersiyle birlikte babasının yanında başlamıştır. Daha sonra “Şah-ı Hazne” olarak tanınmış Şeyh Ahmed el-Haznevî (kaddesallahu sırrahu) Hazretleri’nin halifelerinden Molla Muhammed Reşid’in yanında tahsilini sürdürmüştür. Bundan başka Molla Şefik, Molla İbrahim ve uzun bir sürede Şeyh Muhammed Arbovî (kaddesallahu sırrahu) Hazretleri’nin yanında okumuştur.

Şeyh Ali Arıncî (kaddesallahu sırrahu) Hazretleri ilim tahsilinin ardından kendi köyü olan Arınç’a üç kilometre mesafede bulunan Millo köyünde fahrî (gönüllü) imamlık vazifesine başlamış aynı zamanda köyün çocuklarına medrese usûlüne göre İslâmî ilimler okutmuştur. Şeyh Ali Arıncî  (kaddesallahu sırrahu) Hazretleri bu köyde üç yıl görev yaptıktan sonra Bitlis’e bağlı Kermate (Alaniçi) köyünde imamlık yapmaya başlamıştır. Burada da bir süre imamlık yaptıktan sonra kendi köyü Arınç’a dönmüş ve görevine burada devam etmiş, 1974 yılından sonra sonra da Tılfakir medresesini ve dergahını kurarak hayatının sonuna kadar ilim ve irşad işlerini burada sürdürmüştür.

Şeyh Ali Arıncî (kaddesallahu sırrahu) Hazretleri Kermate köyünde bulunduğu dönemde, eksik kalan medrese derslerini Seyyid Abdülhakim el-Bilvanisî (kaddesallahu sırrahu) Hazretleri’nin yanında tamamlamıştır. Yine aynı köydeyken Şeyh Ahmed el-Haznevî (kaddesallahu sırrahu) Hazretleri’ne intisap etmiş şeyhinin 1950’de vefat etmesi üzerine 33-34 yaşlarındayken Seyyid Abdülhakim el-Bilvanisî (kaddesallahu sırrahu) Hazretleri’ne intisap etmiş, yaklaşık sekiz yıl süren seyru sülûkundan sonra 1958 yılında kendisine şeyhi tarafından tasavvufî icazet manasına gelen halifelik vermiştir.

Seyyid Abdülhakim el-Bilvanisî (kaddesallahu sırrahu) Hazretleri kendisini önce Van bölgesinde irşad faaliyetlerini yürütmekle vazifelendirmiştir.  O da kendisine verilen görevi yerine getirmiş, Allah Teâlâ’nın dininin daha iyi yaşanması için gece gündüz demeden Van’ın ilçelerinde ve köylerinde aylarca dolaşmıştır. Bölgedeki ailelerin ve aşiretlerin arasında ortaya çıkan sorunları çözmüş, husumetlerin ve kavgaların sonlandırılmasını sağlamıştır.

Şeyh Ali Arıncî (kaddesallahu sırrahu) Hazretleri’nin şeyhi Seyyid Abdülhakim el-Bilvanisî  (kaddesallahu sırrahu) Hazretleri 1902 yılında Siirt’in Baykan kazasına bağlı Bilvanis köyünde doğmuştur. Bilvanis köyünden olması sebebiyle “Bilvanisî”, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in -Hz. Hüseyin (radıyallâhu anh) üzerinden- soyundan gelmesi sebebiyle “Hüseynî” nisbeleriyle anılmıştır. Seyyid Abdülhakim el-Bilvanisî, Şeyh Ahmed el-Haznevî’nin, o da Şeyh Muhammed Diyauddin’in halifelerindendir. Bu silsile ise bir müddet geriye gidince Mevlana Halid-i Zülcenaheyn (kaddesallahu sırrahu) Hazretleri’ne çıkar ki, Mevlana Halid Hazretleri ülkemizde yaygın olan Nakşibendî-Halidî tasavvufî geleceğinin kolbaşıdır. Bugün ülkenin dört bir tarafında temayüz etmiş olan bu tasavvuf ekolünün en bariz özelliklerinden birisi muhakkak ki medreseyle tekkeyi birleştirmiş olmasıdır. Nakşibendilik’te ilimsiz sûfilik reddedilir ve ilim tahsiline çok önem verilir. Ülkemizdeki Nakşibendî meşâyıhına baktığımız zaman hemen tamamının medrese tahsilini tamamlamış ve ilmî icazet almış kişilerden olduklarını görürüz. Yine bu zatlar irşad faaliyetlerini cami merkezli gerçekleştirmişler ve gelen giden herkes serbestçe kendilerini ziyaret edebilmişlerdir.

Seyyid Abdülhakim Bilvanisî (kaddesallahu sırrahu) Hazretleri 1939 yılında şeyhi Ahmed el-Haznevî (kaddesallahu sırrahu) Hazretleri’nden tasavvufî hilafet aldıktan sonra önce kendi köyü Bilvanis’te irşad faaliyetlerine başlamış daha sonra Bitlis’e bağlı Kasrik (Narlıdere)’ye taşınmıştır. 1963 yılında Batman’ın Kozluk ilçesine bağlı Gadir (Karaoğlak) köyüne oradan da 1970 yılında kabrinin bulunduğu Adıyaman’a bağlı Kahta kazasının Menzil (Durak) köyüne taşınarak vefatına kadar ilim ve irşad faaliyetlerini burada yürütmüştür.

Şeyh Ali Arıncî (kaddesallahu sırrahu) Hazretleri mürşidinin vefatı üzerine, yukarıda da bahsi geçtiği üzere Tılfakir mevkisine bir dergah kurmuş ve Anadolu’nun çeşitli yerlerinden gelen misafirlerini burada ağırlamış, onlara ikram etmiş ve gecesini gündüzüne katarak irşad faaliyetlerine devam etmiştir. Şeyh Alî Arıncî (kaddesallahu sırrahu) Hazretleri hayatı boyutunda sünnet üzere yaşamış âlim bir zat idi. Allah’ı zikretmeyi, teheccüd namazı kılmayı, günahlardan şiddetle kaçmayı, Allah (c.c.) dostlarını ziyaret etmeyi, ümmet-i Muhammed’e hizmet etmeyi tavsiye etmiş kısaca sürekli Allah Teâlâ’nın emir ve yasaklarını hatırlatmış ve kendi yaşantısında da bunu bizzat uygulamıştır.

Şeyh Ali Arıncî (kaddesallahu sırrahu) Hazretleri’ni görenler günah işlemekten vazgeçerler, içlerinde bir ibadet neşvesi uyanır, göz pınarlarının kuruluğu gider ve kalplerinde yumuşama meydana gelirdi. Kalû bela’da verdikleri söze sadık kalmış, ruhlarının safiyetini muhafaza etmiş mürşid-i kamilleri görenler âdeta Kalû Bela’da verdikleri sözü hatırlarlar, Rablerinin rızasına uygun yaşama gayreti içlerinde bir anda peyda oluverirdi. Allah dostlarını görenlerin hali buydu.

Şeyh Ali Arıncî (kaddesallahu sırrahu) Hazretleri 1984 yılında vefat ettiğinde geride bir tane halife bırakmıştır. O da mürşidin oğlu Seyyid Muhammed Nuranî el-Bilvanisî (kaddesallahu sırrahu) Hazretleridir.

Şeyh Ali Arıncî (kaddesallahu sırrahu) Hazretleri’nin her kesimden bağlısı olmuştur. Bunlardan birisi de 1979 yılında kendisine intisap eden şair Mehmet Akif İnan’dır. Akif İnan mürşidi vefat edince şu şiiri kaleme almıştır:

Sen öte bahçede açalı gülüm
Bütün bülbülleri yandı içimin

Dağıldı eczası sesin ahengin
Güzelin lezzetin rengin biçimin

Öpüp kokladığım ellerin gülüm
Hayat ırmağıydı fidanlarıma

Açardı yolumu anahtar sesin
Gözlerin güneşti zamanlarıma

Allah Teâlâ bizleri Resulullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in kutlu yolunu adım adım takip eden bu âlimler gibi, bizlere de o yolu takip etmeyi nasip etsin. Rabbimiz, sonu Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem)’e çıkan yollarda bizleri yürütsün, peygamber varisi rabbanî âlimleri rehber edinip yolumuzu kaybetmekten bizleri korusun. Âmin.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.