Sıradaki içerik:

Savaş Yıllarının Yakın Şahidi Ömer Seyfettin’in Lisanda Bir İhtilal Gayesi

e
sv

Sevgi Gönül İşi Olunca

avatar

Hamide Akkaya

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

“Sevgiyi bilene sorun o anlatsın size. Bilmeyen de anlatır sevginin ne olduğunu ve yolculuğunu. Lakin dilinden anlatır o. Hakiki bilense, gönlüne başvurur anlatırken.” demiş biri. Ne güzel söylemiş söyleyen. Demek ki sevgiyi bilenlerden o da. Hatta gönlünü konuşturanlardan. Ne güzel konuşturmuş sevgi, onu ve gönlünü.

Konuşmaların hiç bitmeyen bir hale bürünmesine rastlamak pek mümkün olamıyor şimdilerde. Kısa kısa cümleler kuruluyor, anlatırken veya yaşarken sevgiyi. Çünkü dilin aracılığıyla oluyor tüm iletişim. Oysa gönülden geçerek olsa bunlar, kısa mı sürer sevginin ya da iletişimin ömrü. Söz dilden çıkarsa kulağı aşamazmış. Kulaktan öteye varmayan sözün hükmü, kısa ömürlü olmaz mı hiç. Olur. Hem de öyle bir kısalıktır ki bu, göz açıp kapama süresi bile daha uzundur bundan. Nasıl mı? Bazı şeylerin azlığı ve çokluğu bereket denilen şeyle tersine dönüverir. Gönülden çıkarak gönle kadar ulaşıp uzun ömürlü olacak sözlere ihtiyacımız var bizim. Tıpkı uzun ömürlü sevgilere ihtiyacımızın olduğu gibi. Kendi ömrünü bereketlendirmiş sevgilere duyduğumuz ihtiyaç gibi. Sevmek… Gönülden gönle kurulan köprüler üzerinde yürümek gibi. Hem de yorulmamacasına. Sevgiyi bilmek de yürünecek köprüyü bulmak gibidir. Hem de usanmamacasına. İşte o yüzden gerçek bilenin anlattığı şeye kulak vermeli. Çünkü o köprüler kolay kurulmuyor. Kolaylıkla da geçilemiyor o köprülerden. Geçmesi zor bir yolun anlatımıyla başka hangi yol kıyaslanabilir. Bilmeyenin anlattığı yola girenin çıkışı çok kolaydır zira. Bilmeyen diline değdirdiği sevgi cümlecikleriyle yürür ve gelip geçer öylece; hissetmeden, hissettirmeden. Oysa geçişler bağıra çağıra olmalı; hissede hissede ve hissettirerek. Velhasıl yola çıkanın akıbetini iki şeye sormalı: dile ve gönle. Dilden dökülenler önce gönle uğramış mı, oradan mı gelmiş dile, yoksa dil gönülden bihaber mi diye bakmalı. Bakmalı ki sevgiyi heba etmemeli, bereketlendirmeli.

Sevgi… Heba edilmemesi gereken en güzel duygu. Bilgisizliğe, cahilliğe, yavanlığa, maddiyata, kısa ömürlülüğe, kolaylığa, basitliğe vs. kurban edilmemeli. Gönlü ön plana almalı onu korumak için. Gönüllere iyi bakmalı, gönülleri iyice temizlemeli. Ki oradan gelen de ona benzesin. Temiz, saf, masum, gerçek… olsun. Sevgiyi sorduklarında da diller mahcup olmasın gönlü tercüme ederken. Zira gerçek sevgiyi anlatırken dil, gönlün anlattıklarını anlatır. Gönül besler, taşır sevgiyi içerisinde; iş anlatmaya geldiğinde dili aracı kılar anlattıklarına. Anlattıklarına bakınca görülür ki, gönül köprü üzerindeki serüvenlerini anlattırmış dile; kendinden dile kadar geçen sürede de akıbetini seyretmiş. Ve görmüş ki; “sevgiyi bilmek, akıl işi değil gönül işi. Zira anlatmak da dil işi değil, gönül işi.”

Zira ihtiyacımız olan da o: “Gönül işi sevgilere ihtiyacımız var bizim, gönülden gelen ve anlatılan…”

1992 İstanbul doğumluyum. Doğduğum ve yaşadığım bu şehre sevdalıyım. Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünü hayatımda, fikir ve ilim dünyamda en güzel etkileri olan Sakarya'da okudum. Söylediğim ya da söyleyemediğim her şeyi yazılara dökme fikri de Sakarya'da ortaya çıktı. 2015'ten beri yazma serüveninde yol alıyorum naçizane. Yazarak yaşayanlardan, hislerini kağıtlara dökerek nefes alanlardan, sessizliğini satır aralarında bozan, haykırışını harflerde yatıştıranlardanım. Kısacası hayatını yazdığı yerden başlatanlardanım...

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.