Senin Adın Vera Olsun

Yıllardır kalbimde saklıyor ve büyütüyorum seni. Mescid-i Aksa’nın avlusunda karşılaşmıştık ilkin. Gözgöze gelmiş ve gönül diliyle anlaşmıştık seninle. O küçücük ellerinden tutup yanıma oturtmuş ve yanıma aldığım oyuncaklardan hediye etmiştim sana. Bir taraftan gözyaşlarıyla kavuşmayı hayal bile edemeyeceğim mescidime hayranlık ve şaşkınlık dolu gözlerle bakıp dolaşırken bir yandan hep gözüm sendeydi. Başımı her çevirişimde seni de bana bakar bulurdum Vera.

İnsan hayalleri için yaşar. Özgürlüğüne kavuşması üzerine hayaller kurduğum ve saatlerimi kendisine ayarladığım Kudüs’te idim. Kitaplardan okuduğum, ekranlardan izlediğim gibi bir yer değildi Kudüs. Mescid-i Aksa’ya koşarak girmiştim, etrafı saran eli silahlı işgalcilere aldırmadan. Burası Müslümanım diyen herkesin gerçek vatanıydı. Arasını ayırmaksızın iman ettiğimiz peygamber Efendilerimizin her bir karışında ayak izlerinin, alın terinin, gözyaşının yoğrulduğu tevhit merkeziydi.

Kudüs’ün kadim sokaklarını sanki tarihin sayfalarını aralıyormuş hissiyle gezinirken Filistin topraklarında çocuk olmanın ayrıcalığını düşünüyordum. Hz. Yakup’un Ballut ağacına sırtını dayayıp gözleri görmez olana dek Yusuf’u için akıttığı gözyaşlarına şahitlik ediyordu bu topraklar. Uzun yıllar sonra ilk evladı İsmail’i bu topraklarda kucağına almıştı Hz. İbrahim. İlk kıblegahtan ilahi bir emirle evladını, soyundan gelecek kutlu Nebinin insanlığa bir umut güneşi olarak doğacağı toprakların ilk tohumunu, koskoca bir şehrin, bir medeniyetin temelini atması için çöllere bıraktığını kim bilebilirdi ki o an. “Sizi Alemlerin Rabbi’ne emanet ediyorum.” diyerek yüreğinin yarısını Hacer validemiz ve yavrusu İsmail’de bırakarak geri dönmüştü mukaddes topraklara. Ve Allah ona İshak’ı müjdelemişti. Kendinden sonra gelecek Benî İsrail peygamberlerinin atası Hz. İshak’ı.

Babasız dünyaya gelen ve kendisine tam da Mescid-i Aksa’da Zekeriyya mihrabında ruh üfürülen Hz. İsa’ya şahitlik ediyordu bu topraklar. Annesi Meryem’in kucağında Yaratanın emriyle dile gelen ve peygamberliğini ilan eden bir bebek. Son Peygamberin (sav) müjdecisiydi O. Allah Resulü(sav) kendisine Peygamberlik vazifesi verildiğinde: “Ben atam İbrahim’in duası, İsa’nın müjdesi ve annemin rüyasıyım.” buyurmuşlardı. Zira Allah Resulü, Hz. İbrahim’in Filistin topraklarında doğan ve Mekke çöllerinde Rabbine emanet ettiği oğlu Hz. İsmail’in soyundan gelen en son nebi idi.

Sen Vera… İşte o yüce Peygamberin övdüğü; ahir zamanda Beytül Makdis’in eteklerinde yaşayan ümmetinin en hayırlılarından birisin. Beyaz başörtünün altında, zeytin rengi gözlerinle, o küçük yaşına rağmen Meryem’den bir iz bir soluk taşıyor gibiydin. Hz. Meryem ki, Kuran-ı Kerim’de adına sure olan tek kadındı. Mescid-i Aksa’ya kabul edilen ilk kız çocuğu. Babası İmran ve annesi Hanne gördükleri bir rüya üzerine bu mukaddes topraklara hicret etmişlerdi. İlerleyen yaşlarına rağmen bir evlatları yoktu ve olması da bir mucize olurdu elbette. Hanne’nin yakarışları karşılık bulmuştu Rabbinin katında ve bu topraklar, kıyamete kadar ismi hiç silinmeyecek cennetin sultanı iffetli Meryem’in doğuşuna ve Mescid-i Aksa’ya adanışına şahitlik edecekti.

Meryem’in nahifliği vardı sende, dirayetli duruşu ve masumiyeti. O heyecanla ismini bile sormayı unutmuştum. Hiç yanımdan ayrılmamış, murabıta ablaların Mescid-i Aksa’yı ziyarete gelenlere ikram ettikleri kahvelerden bana uzatışını ve gözlerimin içine bakışını unutamıyorum Vera. Hiç bitmesini istemediğim uzun ve yorucu bir günün sonuna yaklaşıyorduk. Yatsı namazından sonra boşalmaya başlamıştı Mescid-i Aksa. Kubbetü’s Sahra’da yol arkadaşlarımız ve murabıt ablalarımızla beraber çektirdiğimiz fotoğraflar hâlâ duvarımda asılı duruyor. Ve senin kollarımın altında beyaz bir melek gibi duruşun kalbimin başköşesinde çerçevelenmiş sanki. Kucağıma doğmuş gibi yakın, birbirimizden hiç ayrılmamış, aynı sofrada yemek yemiş, aynı çeşmeden su içmiş aynı sokaklarda elimizdeki taşları tanklara savurmuş gibiydik Vera.

Gökyüzü kızıllığından sıyrılıp yerini yıldızlara bırakmış ve altın kubbenin geceye bıraktığı ışıltı gözlerimizi kamaştırırken yarın yine aynı saatte aynı yerde buluşmak umuduyla birbirimizden ayrılmıştık.

Bavulumu karıştırmış ve sana verebileceğim tüm özel hediyeleri paket yapıp çantama almıştım. Kudüs’te ilk gecemizdi ve ben anne sıcaklığını yaşadığım duygularla yeni bir güne uyanmak üzere uykuya dalmıştım.

Günün ilk ışıklarıyla sabah namazını kılmak üzere yollara düştüğümüzde çok değişik duygular içerisinde mescide girdiğimde sanki beni o beyaz örtünle karşılamanı bekliyordum. Seni göremedim Vera.

Gün boyu Kudüs sokaklarında dolaşırken Kudüs’te çocuk olmanın ne kadar zor ve aynı zamanda ne kadar onurlu olduğunu düşündüm durdum. Çocuk yaşta büyük düşünmek tamda Filistinliler’e mahsus bir durumdu. Gece yarısı her an ellerinde silahlarıyla işgalci askerlerin evlerini basacakları duygusuyla uyu(ya)mak hangi sabiye revadır? Ya da sabahın seherinde sebepsiz yere evinizi yıkmak üzere kapınıza dayanan iş makinalarının sesine uyanmak ve bezden oyuncaklarınızın, kırmızı ayakkabılarının ve kanaviçeli çantalarının kirli ellerle sokağa atılışını şaşkın ve korkulu gözlerle sadece seyretmek. Bu seyrediş, evlerinde ekranlarının başında bu zulümleri umursamadan izleyen insanlığın seyredişine denk midir? İşte çaresizlik bu olsa gerek. Sahipsiz kalmak… Sahip çıkacak bir ses aramak, bulamamak ve içindeki sessiz çığlıkları gözyaşlarıyla dışarıya akıtmak. Sen benim gözlerime bakarken sanki bu sesi arıyordun Vera. Sadece gelmek için gelmediğimi biliyor gibiydin. Gözlerimde görmüştün yangılarımı, telaşlarımı, sevdamı. Kalbimden yüzüme yansıyan arayışlarımı. Kendimi arıyordum, sessiz Kudüs sokaklarında. Ben kendimi senin bana ayna olan gözlerinde, işgale göğsünü geren kadınların arşa ulaşan sözlerinde, ümmetin onurunu taşıyan sancağın gölgesinde buldum Vera.

Elimde fotoğrafın seni sordum herkese çocuğunu kaybetmiş bir anne gibi. Halbuki her akşam buralarda olurdu dediler senin için. Yoktun Vera. Hediye paketin çantamda kaldı, aslında sana söylemek istediğim tüm sözler de içimde. Seni unutmadım ve unutamam. Şimdi neredesin bilmiyorum ama yüreğimin en derinlerinde saklıdır hatıran. İsmin belki Sare belki de Meryem bilmiyorum. İsmini dahi soramadım. Senin adın Vera olsun.

Gözüm arkada değil, zira kendimi Filistinli çocukların yanına bıraktım da geldim. Ve şimdi ne zaman aynaya baksam Filistinli Vera gelir aklıma.

“Sizi bekliyoruz” diyen masum bakışıyla.

Her doğan güne bu umudu boşa çıkarmamak adına başlıyorum. Yıllar geçti ve sen şimdi genç bir kız oldun. Ama ben seni gözlerinden tanırım Vera. Bana ayna gibi yol olan, mücadele olan aşk olan gözlerinden.

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Yabani Otlar

Yıllardır kalbimde saklıyor ve büyütüyorum seni. Mescid-i Aksa’nın avlusunda ka...

Cennet Kuşları

Yıllardır kalbimde saklıyor ve büyütüyorum seni. Mescid-i Aksa’nın avlusunda ka...

Film Gibi Zamanlar

Yıllardır kalbimde saklıyor ve büyütüyorum seni. Mescid-i Aksa’nın avlusunda ka...