Sıradaki içerik:

Nizamülmülk ve Nizam-ı Âlem

e
sv

Sen Nasıl Hissediyorsan

avatar

Merve Diken

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

Bir sürü yazı okuruz, makale takip ederiz, farklı yaklaşımları olan yayınları takip ederiz. Elfabeler, mizaçlar, burçlar, 10 soruluk kendini tanıma anketleri… en çokta karşımıza dikilip ‘sen şusun’cular. Kızgınlığını dökenler, içindeki öfke patlamasını üzerimizde dindirmeye çalışanlar vs vs vs derken ne olduğumuzu, kim olduğumuzu söylemeye çalışanlarla dolu çevremiz. Ama biz nasıl hissediyorsak öyle olduğumuzu kabul ettirmeliyiz kendimize.

Ne yazacağımı planlayamadan önüme çıkanlar her ay yazımın seyrini değiştiriyor. ‘Sence ben nasıl biriyim?’ sorusu bu ay da bu satırlara yöneltiyor beni. Ben nasıl sana kim olduğunu söylerim? Sana nasıl biri olduğunu söylerken bende bıraktığın her iz harekete geçecektir. Öfkeli bir anına denk geldiysem, çatıştığımız bir an olduysa, canımın sıkkın olduğu bir anda söyleştiysek… Ayna her zaman bizi olduğumuz gibi mi gösterir? Sağ kulağımıza dokunduğumuzda aynada bir an yanılmaz mıyız?

Bazen annemiz bizi tanımlamaya çalışır, bazen eşimiz. Nasıl evlatlık ediyorsak annemizin tanımlaması bunların izlerini, nasıl bir eşsekte eşimizin tanımlaması bunları içerir. Arkadaşlara hiç değinmek istemiyorum bile. Bizi en ama en uzak tanımlayacak kişidir. Hatta şöyle ifade etmek istiyorum; anne-babamız haricindeki tüm tanımlamalardan fersah fersah uzaktayız. Hepsi kendinden parçaları katarak cevap veriyor bize. Hatta kendini nasıl hissediyorsa öyle cevap veriyor çoğu zaman.

Bize en uyan tanımlama da kuşkusuz annemizinki. Canından can geldiğimizden olacak ki, en iyi tanıyor bizi.

En nihayetinde insan kendini nasıl hissediyorsa tüm dokularına da bunu işliyor. Sadece 21 yaşında olan bir genç kız tanıyorum. Hiçbir kronik ve fiziksel nedeni yokken yalnızca 3 dakika muhabbet ettiğinizde 60 yaşında, ağrıları canına tak etmiş, evlatlarından çekmiş, imtihan dolu bir yaşantısı olmuş teyzeyle konuştuğunuz hissiyatına bürünürsünüz. Hatta bazen hayattan soğuduğunuzu hissedersiniz. Bazen yaşının kemale erdiği fiziken her haliyle belli bir yaşlı, hayata bakışımızı değiştirir. Öylesine hayat canlıdır. Yaşı sorulduğunda geceleri saymadan verdiği cevap sizi daha da ufaltılabileceği hissiyatına bürür.

Madem ben nasıl hissediyorsam öyleyim ve bu sadece hissiyat değil; kanıma, canıma, dokuma kadar sirayet eden bir şey ise, tenim bile elastikiyetini bu hisle değiştirebiliyorsa, hayatımda en önemli şeylerden birinin de hislerime dikkat etmem gerektiği gerçeği değil midir?

Din bizi devamlı olumluya yöneltir. Psikoloji bizi olumluya yöneltir. Bir varlığa hatası söylenirken bile doğru üzerinden ‘değilleme’ yaparak anlatmamız öğütlenir. O halde bunu en çok kendi bedenimizde hayata geçirmemiz gerekmez mi? Kişinin her an kendine kadar güzel olduğunu söylemesinden öte bir durumdan bahsediyorum. Bazen karşımızdakinin söylediği olumsuz cümlelere tahammül edemediğimiz olur değil mi? ‘artık sussa’ deriz. Çoğu zaman da sustururuz. Peki eğer azalarımız konuşuyor olsaydı bizim her gün kendimiz için söylediğimiz olumsuz cümleler, olumsuz duygular ve hisler için susturmaz mıydı bizi? Empati yaparak ilerlemeye çalışıyorum ki, şöyle dönüp bedenime baktığımda eğer yetkisi olsa ağzıma ve beynime bant yapıştırabilirdi.

İnsan bedeninden sorumlu olduğu kadar hislerinden de sorumludur o halde. Nasıl ki canımızı gereksiz acıtan her şey bedene eza olup yasaklanmış ise, aklımıza hücum eden olumsuz tüm hislerinde ban yemesi gerekiyor. Ancak fiziki olarak can bulan her şeye herkes etki edebilirken, hislerimize etki edebilecek bizden başka hiç kimse yoktur. Kendine faydası olmayan birinin başkalarına fayda sağlaması mümkün mü? Bedenimize etki eden ruhumuzun, ruhumuza etki eden hislerimizin olumlamalarının artmadan, maddi manevi sağlıklı olmamız mümkün mü?

10 soruluk anketlerde aradığımız kendimiz dipdiri karşımızda. ‘Beni bul, beni olumla’ diye yalvarıyor bize. Kendimizi tanıyıp tanımadığımızı merak ediyorsak aklımızdaki bize göz atmalıyız. Eğer oralarda hislerimizi elimizde tutabiliyor ve yönetebiliyorsak kendimizle karşılaşmışız demektir. Ancak hala ipler elimizde değilse, bırakın tanışmayı karşılaşma bile henüz gerçekleşmemiştir.

Rabbimizi bilmek gibi derdi olanların ilk basamağının kendini bilmek olduğunu es geçmemeleri gerekiyor. Allah dünyamızı da ahiretimizi de mamur edecek her şeyi iç içe gizlemiş. En gizli ve en dokunulmaz olanı da hislerimiz. Eğer sonsuz tanışıklığa yürümek istiyorsak kendimize ‘merhaba’ demenin zamanı gelmedi mi? Ömür gidiyor nefsim. Kendinle tanışmak için kolları sıva ve beynine küçük bir selam çak; ‘elimdesin, beraberiz, sen mükemmel ve halife yaratılmış insanın hislerinin merkezisini merhaba’.

1991 İstanbul doğumlu olup, Sosyoloji Lisans ve Yüksek Lisans mezunuyum. ‘Dert’im’ ile tanışıp, öğrenimimi sürdürdüğüm Balıkesir şehrinde ‘Kuantum ve Tasavvuf’ merakımla yazmaya başladım. ‘Niyetiniz Ümmeti Muhammedi Ateşten Kurtarmak Olsun’ sözünün muhatabı olarak gençler üzerinde çalışmaya, gençlik kulüplerinde eğitimin içinde olmaya ve en önemlisi yazmaya devam etmekteyim. İyi okur, iyi yüzer, iyi kahve içerim. Şimdilerde bir de iyi yazmaya niyet etmiş olup; ‘iyi’ anılmak isterim.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.