Sıradaki içerik:

Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin Vefatı

e
sv

Şehrin Manevi Sultanı: Ebu Eyyûb El-Ensarî

avatar

Merve Diken

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

Toplumda yapılan tüm çalışmaların temelinde insan vardır. İnsanın refahını arttırma, gelişim evresini inceleme, geçmişini- geleceğini- farklılıklarını ortaya koyma…başlık her ne olursa olsun çalışmaların odak noktası insan ve insanın etkileşim halinde olduğu her şeydir. Yapılan sosyolojik araştırmalara bakıldığında insan ve etkileşim halinde oldukları incelenirken ‘şehir’in de ciddi bir yere sahip olduğu görülür. Özellikle İbn-i Haldun’un ‘asabiye’ kavramı üzerinden işlediği insan ve şehir çalışmaları en meşhur olanlarıdır.

İnsan yaratılışı itibariyle birlikte yaşamaya odaklı, içinde bulunduğu kimselerden ve içinde bulunduğu mekanlardan en çok etkilenen ve etkileyen varlıktır. ‘…İnsan, kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmedi mi…’ (Yasin, 77.) Sudan yaratılması ve suyun kolay geçirgenliğinden olsa gerek insan bulunduğu mekandan da en fazla etkilenendir.

Şehirlerin de bir ruhu vardır. Bir şehirde yaşayan insanlar zamanla yaşadığı şehrin ruhuyla karakteristik açıdan özdeşleşirler. (İbn-i Haldun) Peki şehre ruhunu veren şey nedir? İnsan nasıl şehrin ruhuyla özdeşleşir? Şehrin ruhu uzaktan ona bakıldığında görülür. Aynı insanın ruhunun elbiselerine, bakışlarına, mimiklerine yansıdığı gibi şehrin ruhu da uzaktan görünen minarelerinden, yeşilinden, beton yığınlarında, çan seslerinden… belli olur. Sonra insan içinde yaşadığı bu şehrin ruhundan ruh katar canına. İstanbul neden ‘taşı toprağı altın’ olan şehir olarak bilinir?

Neden göçlerin çok büyük bir kısmını alır? Onca hava kirliliğinden, trafikten, kalabalıktan şikayet edilmesine rağmen insanları içinde tutan bir ruhu vardır. “İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, o ordu ne güzel ordudur.”[1] Peygamber müjdesi olması bile yeterli değil midir o eşsiz ruha sahip olmasına? Yedi tepesinden bakıldığında minareleri, boğazı, denizi… İstanbul’un ruhuna ruh katan Eyyûb El- Ensarî yani Hz. Peygamber’in Medine’ye hicret ettiği zaman kendisini evinde misafir eden ve vahiy katipliğini yapan Halid B. Zeyd’in kabrinin bulunduğu Eyüp ilçesidir.

Eyüp, İstanbul’un manevi sultanı, koruyucusu, kutlu misafirine ev sahibidir. Şehrin ruhunu burada hissetmek her daim mümkündür. Eyyûb El- Ensarî’nin türbesi, İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet’in mürşidi Akşemseddin hazretlerinden istediği yardım sonucu, hazret tarafından işaret edildiği ve işaret edilen bölgede yapılan kazıda ‘Haza kabru Eba Eyyûb El-Ensarî’ yazılı bir taş bulunması sonucu belirlenip muhafaza edildiğine dair bilgiler kuvvetle muhtemeldir. ‘Tebdili mekanda ferahlık vardır.’ atasözünü biliriz. Kalbin kabz hali dediğimiz o sıkıntılı hali yaşadığımızda ferahlık ararız çoğu zaman. İşte biz İstanbulluların şehrin ruhundan nasiplendiğimiz alanlarının başında da gelir Eyüp. Avlunun da avlusu olan çemberden içeri girdiğimiz anda bir yumuşama başlar kalplerimizde. Çünkü birazdan Allah Resulü’ne (s.a.v) ev sahipliği yapmış bir zatın huzurunda duracağız. Biraz heyecan, biraz himmet biraz istimdat derken iç avluya varırız. Büyük kapısı bulunan iç avluya girildiğinde sanki insanların sesleri kesilir, çehreler kendini hafif tebessüme bırakır. Bir mürşidin işareti ile ulaşılmış beldeye bir mürşidin rehberliğinde girilir. Çift kişi huzura varıldığında çoğu kez bir Fatiha, on bir ihlas ile sıcak bir damla süzülür gözlerden. Çok konuşmaya hacet duymadan, ufak adımlarla arkası üstü çıkılır huzurdan. İşte şehrin ruhu iliklere kadar çekilmiştir. Manevi kaplar doldurulduğunda önce iç avlu sonra dış avlu yavaşça terki diyar edilir. Dudaklar ufak ufak şükür kelimelerini mırıldanır. İyi ki şehrindeyim diye dualar edilir. İnsan zaman zaman boşalmaya, arınmaya ihtiyaç duyar. İşte şehrin ruhunu barındıran bu beldeler, saniyeler içinde başka diyarlarla buluşturur bizi. Camiye girildiğinde ise maneviyat sarar, ev sahibinin ne kadar cömert olduğu düşünülür, mayışmış kediler görüldüğünde. Huzur iliklere kadar hissedilir. İstanbul’un fethinden sonra Osmanlı Padişahları, kılıç kuşanma törenlerini Eyüp Sultan hazretlerinin türbesinde gerçekleştirmişlerdir. İlk kılıç kuşanan Fatih Sultan Mehmet olup, kılıcını kuşandıran da Akşemseddin hazretleridir. İşte beldeden her ayrılış insanlık için manevi bir kılıç kuşanma törenidir. Hele bir de o kılıcı, Sultan’ın kılıcını kuşandırdığı gibi bir mürşit huzurunda kuşananlara ne mutlu…

1991 İstanbul doğumlu olup, Sosyoloji Lisans ve Yüksek Lisans mezunuyum. ‘Dert’im’ ile tanışıp, öğrenimimi sürdürdüğüm Balıkesir şehrinde ‘Kuantum ve Tasavvuf’ merakımla yazmaya başladım. ‘Niyetiniz Ümmeti Muhammedi Ateşten Kurtarmak Olsun’ sözünün muhatabı olarak gençler üzerinde çalışmaya, gençlik kulüplerinde eğitimin içinde olmaya ve en önemlisi yazmaya devam etmekteyim. İyi okur, iyi yüzer, iyi kahve içerim. Şimdilerde bir de iyi yazmaya niyet etmiş olup; ‘iyi’ anılmak isterim.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.