Sebilci Hüseyin Efendi

En ednâsı şeyhinin huzurunda fenâ bulmuş bir avuç dervişin, asırlardan süzülüp gelen ve asitânenin çam kokulu tavanından gayb alemlerine doğru dalga dalga yayılan “Lâ ilâhe illallâh” devrânı arasında ten kafesinin tazyiki ile bir sayha kopar. Artık ne zirvesini Mevlevilikte gördüğümüz “ölçülü” semâ, ne de cumhur ilahisinin “Yunus dilli“ hikmeti kalmıştır. Sözün, musikinin, hareketin, anlamını yitirdiği o anda, vecd u istiğrak halinde cesedinden sıyrılan bu ruhlar, muhabbet melteminin gül kokuları arasında her ziyaretlerinde hasretlerini daha da büyüten mana iklimine yol almaya başlamışlardır bile. Sayha doğrudan doğruya gönüllerde ma’kes bulur. “Meded yâ sâhibe’l imdâd!” , “Meded yâ Kerimallâh!”, “Meded yâ Rahmetenli’l Âlemin!” Müslüman Türk’ün asırlık imbiğinden geçerek hakiki şahsiyetine kavuşan “Tekke Musikisi” nin nefis numuneleri birbiri ardına sökün ediverir. Na’atlar, kasideler, mersiyeler, tevşihler, duraklar, nutuklar, salâtlar, zikirler, Mevlevi ayinleri, şüguller, nefesler, mi’râciyeler, esmâlar ve ilahiler lâhûti bir âlemin kapılarından gönüllere süzülür de süzülür.

Her ne kadar günümüzde yaygın olarak “Tasavvuf Müziği” terimi kullanılsa da sözlü musikimizin büyük bir kısmını kucaklayan bu musiki türüne geleneksel olarak “Dini Musiki” veya “Tekke Musikisi” deniliyor; “tekke” ve “cami” musikisi olarak birbirinden kesin olarak ayrılmayan iki ayrı form altında toplanıyordu. İşte her biri kendine mahsus bir çerçevede belli kaidelere uygun olarak bestelenen bu nadide eserlerin biri veya birkaç tanesinde “üstad” derecesinde icra kudretine sahip sanatkârlardan birisi de Sebilci Hüseyin Efendi’dir.

İstanbul Fatih’te İhsan Efendi ve Amine Hanım’ın çocuğu olarak 1894 yılında dünyaya gelen Hüseyin Efendi içinde bulunduğu muhitin hususiyetlerini nefisinde toplayabilmiş müstesna seslerden birisidir. Saadeddin isminde ağabeyi ve Mazhar isminde bir kardeşi vardir. Küçük yaşlardan itibaren sesinin güzelliği ile dikkat çeken ve Kasımpaşa’daki Hüsameddin Efendi Dergâhı postnişini olan amcası Mustafa Hilmi Safi Efendi’nin delâletiyle Uşşâkıyye tarikatına intisab eden Hüseyin Efendi, o tarihten vefatına kadar hem “âşık” hem de “dervişlik” makamından vazgeçmemiştir. Küçük yaşlarından itibaren babası ve kardeşi Mazhar ile birlikte muharrem ayında sırtlarında taşıdıkları kırbalardaki suyu mersiyeler eşliğinde İstanbul halkına “fi’sebililallah” (Allah rızası için) ikram etmesinden dolayı “Sebilci” mahlasıyla meşhur olmuştur. O kadar ki 1934 yılında soyadı kanunu çıkınca “Okurlar” soyadını almış olmasına rağmen hayatının sonuna kadar Sebilci Hüseyin Efendi olarak tanınmış ve öyle çağrılmıştır.

Henüz 17 yaşında iken Balkan Savaşı’nın başlaması ile askere alınan Sebilci Hüseyin, 1. Dünya Savaşı başlayınca gönüllü Mevlevi dervişlerinin oluşturduğu Mücahid-i Mevleviyye alayına katıldı. Veled Çelebi’nin kumandanlığında kurulan bu Mevlevi Alayı ile önce Halep, sonra da Şam’da marş öğretmenliği yaptı. Savaş sonrası İstanbul’a döndü ve başta Tophane’deki Kādirîhâne, Kasımpaşa’daki Ali Aynî Baba Tekkesi, Karagümrük’teki Nûreddin Cerrâhî Tekkesi olmak üzere pek çok tekkede zâkirlik yaptı. Fakat asıl ününü mevlid, gazel, kaside ve özellikle mersiye okumadaki başarısıyla elde etti. Özellikle mersiye formunda çok başarılı olmasında hiç şüphesiz babası ve kardeşi ile yaşadığı hatıraların etkisi büyüktür.

Bu arada Memnûne hanımla evlendi. Bu evlilikten Sadeddin, Zeki ve Fatma Saime isminde üç çocuğu oldu. 1925 yılında Tekke ve zaviyelerin kapatılması üzerine hanende olarak çalışmaya başladı. Kemani Memduh gibi devrin önemli müzik adamlarıyla birlikte birçok fasıl ve musiki heyetinde yer aldı. Şarkı ve gazel okudu. 1950 yılından itibaren ise hanendeliği bıraktı ve sadece zikir ve mevlidhanlıkla meşgul oldu. İstanbul, Balıkesir ve İzmir’de, resmi ve özel kurumlarda musiki dersleri verdi. 1967 yılından itibaren Şeb-i Ârus törenleri için her yıl Konya’ya gitti. 27 Ağustos 1975 akşamı Üsküdar’da Aziz Mahmud Hüdaî yokuşundaki evine dönerken, evinin kapısının önünde aniden vefat etti. Cenazesi 29 Ağustos 1975 Cuma günü Üsküdar’da Yeni Valide Sultan Camii’nde öğle namazı sonrası Muzaffer Ozak’ın bizzat yönettiği tasavvufî gelenekle kaldırıldı ve Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi.

Sebilci Hüseyin Efendi düzenli bir eğitim görmemiştir. Buna rağmen başta babası ve amcası olmak üzere Bahariye Mevlevîhânesi kudümzenbaşısı Şevki Dede ile Kasımpaşalı ünlü zâkirbaşı şeyh Mehmed Celâleddin Efendi’den dinî mûsiki; Selânikli Ahmed Efendi ve Udî Abdi Bey’den klasik mûsiki öğrendi. “Sahaflar Şeyhi” olarak bilinen Nûreddîn Cerrâhî Tekkesi'nin on dokuzuncu türbedârı ve postnişîni Muzaffer Ozak (Aşkî) ile tanışmasıyla hayatı tamâmen değişmiştir. Nota bilmemesine rağmen Muzaffer Ozak’ın teşvikiyle 100 civarında eser besteleyen Sebilci Hüseyin’in 42 civarındaki bestesi kayıt altına alınmıştır. Onun en önemli plak kayıtlarından birisi de ilk Türk hava şehidleri için okuduğu, “Ağla annem, ağlamanın yeridir / Tayyareden düşen oğul Fethi’dir” mısraıyla biten “Hava Şehitleri Mersiyesi”dir.

Sebilci Hüseyin Efendi’nin icrasındaki tekke tavrı O’nu çağdaşlarından ayıran en önemli hususiyettir. Kendine özgü gırtlak nağmeleri ve makam geçkilerinde çok başarılıdır. Özellikle kaside okurken tekrarlarda sözleri değiştirmesi alâmeti farikâsı haline gelmiş ve dervişan arasında şöhret bulmuştur.

Sebilci Hüseyin Efendi, derviş olarak başladığı dünya hayatını derviş olarak tamamlamış ve bizlere tevazusuna tezat teşkil eden yüzlerce şahika kayıt bırakarak baki aleme göç etmiştir. Hilmi Dede’nin -kendi de seslendirdiği- kasidesinde söylediği gibi;

“Nûş idince câm-ı mevti aşk ile derviş Hüseyn *
Gûş idenler diyeler "innâ ileyhi râciûn”

(Derviş Hüseyin ölüm kadehini aşk ile içince dinleyenler dediler ki; “Dönüş Allah’adır)*

Ruhu şâd olsun.

*Orijinal mısra” Nûş idince câm-ı mevti aşk ile Hilmi Dede“ şeklindedir.

**Bakara Suresi 156. Ayet “Onlar, başlarına bir musibet geldiğinde, “Doğrusu biz Allah’a aidiz ve kuşkusuz O’na döneceğiz” derler.

Kaynakça-İleri Okumalar

1)Ahmet Gül,Hüseyin Sebilci’nin Hayatı ve Dînî Besteleri,Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 1999
2)Ali Polatdemir, Türk Din Musikisi Üstadlarından Sebilci Hüseyin Efendi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ, 2014
3) Mustafa Yıldırım, Son Osmanlı Mersiyehanı Sebilci Hüseyin (Okurlar) Efendi’nin Bestelerindeki Tavır Özellikleri, Gazi Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü, Ankara, 2016
4) Nuri Özcan, “Sebilci Hüseyin” Maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, Ek-2. Cilt, Ankara, 2019 

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Mümine Gayret Yakışır

En ednâsı şeyhinin huzurunda fenâ bulmuş bir avuç dervişin, asırlardan süz&u...

Tıkayıcı Taş

En ednâsı şeyhinin huzurunda fenâ bulmuş bir avuç dervişin, asırlardan süz&u...

Teneffüs Öğrenciler İçin Bir Ara mı Yoksa Ders mi?

En ednâsı şeyhinin huzurunda fenâ bulmuş bir avuç dervişin, asırlardan süz&u...