Sıradaki içerik:

Savaş Yıllarının Yakın Şahidi Ömer Seyfettin’in Lisanda Bir İhtilal Gayesi

e
sv

Savaş: Eşit Olmayan Bir Dünya

avatar

Gülay Süda

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 3 dakika)

“Savaşı biliyorum evladım. Yalnız insanlar değil, atlar, cümle mahlukat, kurt, kuş, börtü böcek, kelebekler, arılar, ağaçlar, otlar, hava, su, su da kırıma uğruyor.”

Yaşar Kemal

Savaş, insanların icat ettiği, insanları ve tüm canlıları etkileyen aslında insanca olmayan bir eylemdir. Ne başı ne sonu belli , etkileri yıllarca hatta yüzyıllarca sürecek olan bir kısır döngünün ta kendisidir. Kazananın ne kazandığını ancak kendisinin bilebildiği kaybedenin kaybettiklerinin yerinin doldurulmasının imkansız olduğu gerçekten bir kazananın olduğu bile bilinmeyen bir felaketler zinciridir.

II. Dünya Savaşı 1 Eylül 1939’da Almanya’nın Polonya’yı işgali ile fiilen başlamış, ardından İngiltere, Fransa, Rusya, İtalya, Japonya gibi devletlerin katılması ile savaş neredeyse dünyanın dörtte üçüne yayılmış ve 9 Ağustos 1945’te Amerika’nın Nagazaki üzerine attığı atom bombası ile sona ermiştir. Türkiye’nin bu savaşa katılması istenmiş ancak “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesini benimsemiş olan Türkiye Cumhuriyeti toprak bütünlüğü tehdit edilmedikçe savaşa girmeyi reddetmiş, yapılan baskılara karşı koyarak fiilen bu savaşa katılmamayı başarmıştır. Ancak savaşa girilmese de, Türkiye bu yıllarda büyük sıkıntılara katlanmak durumunda kalmış, özellikle ekonomik açıdan son derece olumsuz bir tablo ortaya çıkmıştır. Türk yazarları, ülkeyi derinden etkileyen her siyasî ve sosyal olay gibi II. Dünya Savaşı’nı da edebiyat için bir malzeme olarak görmüşler ve bu tarihî dönemi sonraki nesillere aktarmayı kendilerine bir görev bilmişlerdir.(Uğurlu:1741)

Nitekim Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur romanı başından sonuna kadar bu iklim içerisinde geçmektedir. Huzur bir ağustos sabahı İkinci Dünya Savaşı’nın ilanının hemen hemen yirmi dört saat önce başlar ve yirmi dört saat kadar sonra dördüncü bölümde savaş ilan edilirken biter.

Tanpınar Mümtaz’ın iç sıkıntısıyla birleşen ruhu roman boyunca savaşın verdiği olumsuz havadan muzdariptir. Romanın ilk sayfaları özellikleri bu dönemi yansıtması açısından önemlidir. Mümtaz’ın hasta bakıcı bulmak için gittiği adresteki kız, kirayı almak için gittiği dükkandaki telefon konuşması, gazete haberleri, insanların bankalara karaborsalara koşması bütün bu tablo gelmekte olan felaketin habercisidir.

“Savaş dolayısıyla Türkiye’de ekonomik durum bozulur. Yoksulluk, satın alma gücünün azalması, açlık, sefalet dar ve sabit gelirli insanlar için adeta bir kader haline gelir. Bu durum beraberinde salgın hastalıkları da getirir. Fakirliğin yol açtığı bir diğer olumsuz durum ahlâkî yozlaşmanın başlamasıdır. Bütün bunlardan ilk olarak etkilenen toplumun temelini teşkil eden aile kurumudur. Yoksulluk ailelerdeki huzuru alt üst eder. Aile bireyleri arasındaki ilişki giderek bozulmaya başlar. Aile reisleri kendilerini çaresiz hissederler. Halide Edib Adıvar’ın Sonsuz Panayır’ındaki baba, bu çaresizlerden biridir. Çaresizlik onlara barış zamanında tenezzül etmeyecekleri işler yaptırır. Ölen bir şahsa ait nüfus cüzdanıyla ekmek karnesi almak bunlardan biridir. Oktay Akbal, büyük şehrin kenar semtlerinden birindeki bir sokağı ve orada yaşayan yoksul insanların yaşam mücadelesini anlattığı Garipler Sokağı adlı romanında savaşın halk üzerindeki ağırlığına da dikkat çeker.”(Uğurlu:1743)

Sadece edebiyata değil insanı ilgilendiren her alana yansımıştır olumsuzluklar.Yine huzur romanında Tanpınar:”Herkes neşesizdi.Herkes yarını,büyük kıyameti düşünüyordu.”(s.17) Büyük emel sahibi olan insan için yarına umutla bakamamak belki de felaketlerin büyüğüdür. İnsan kendini güven içinde hissederse güzelliklere çevirir başını,sanat yaratımında bulunur. Oysa bugününden emin olmayan ancak gerçekleri görür, işitir,yazar. Savaşın edebiyata yansımalarından biri de kurgudan çok gerçeğe yaklaştırmaktır hayatı. Bilmem iyi bir okur olarak salt gerçek mi daha çok çeker ilgimizi yoksa geleceğe dair umudu olmanın kurgusallığı mı?

“Hayat pahalılaşır. Ekmek karneye bağlanır. Savaş dolayısıyla piyasadaki her şeyin fiyatı artar. Temel gıda maddelerini satın alabilmek için değerlerinin çok üstünde para ödemek zorunda kalınır. Çünkü bu maddeler gizlice alınıp satılır olmuştur. Peyami Safa, Matmazel Noraliya’nın Koltuğu’nda savaş dolayısıyla artan fiyatlar içinde gayrimenkullerin de yer aldığına işaret eder..

Attilâ İlhan’ın Sokaktaki Adam, Bıçağın Ucu, Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Panorama, Refik Halit Karay’ın Bugünün Saraylısı, Orhan Kemal’in 72’nci Koğuş, Faik Baysal’ın Rezil Dünya, Muzaffer Arabul’un Çakrazlar, Rıfat Ilgaz’ın Karartma Geceleri ve Sarı Yazma, Oktay Akbal’ın Düş Ekmeği, Yılmaz Karakoyunlu’nun Salkım Hanım’ın Taneleri, Ayla Kutlu’nun Emir Bey’in Kızları isimli romanlarında kıtlık, açlık ve piyasadaki her şeyde fiyat artışına dikkat çekilir. Ekmek, şeker, et, zerzevat, giyecek fiyatları günden güne yükselmektedir. Vergiler fazlalaşır. Panorama’da artan vergilerden en çok karaborsa sayesinde halkı sömürüp iyi para kazananların rahatsız oldukları belirtilir.(Uğurlu:1744)

Tabii bunca yokluk umutsuzluk beraberinde hastalıkları getirir. Parası olanın tedavi görebileceği bir dönem başlar.Bunun düşüncesi bile nasıl da gayri insanidir.Düşünün ki insanları sömüren karaborsacılar bile yaptıklarından memnuniyetsizdirler.

İlaçlar da II. Dünya Savaşı Türkiye’sinde karaborsaya düşmüştür. İlacın yokluğu beraberinde salgın hastalıkları getirir. Bıçağın Ucu’nda salgın hastalıkların savaşla birlikte çoğalmaya başladığı ifade edilir. Büyük şehirlerin arka mahallelerinde tifüs salgını başlamıştır. Ölü sayısı gazetelere geçecek kadar fazladır. Ayla Kutlu’nun Emir Bey’in Kızları adlı eserinde açlık ve pisliğin beraberinde getirdiği şark çıbanı, verem, sıtma, trahom, raşitizm gibi hastalıkların yayıldığı belirtilir. Panorama ve Sokaktaki Adam’da vergi miktarlarındaki artıştan şikâyet edilir. Ancak artan vergilerin yanında Varlık Vergisi gibi yeni uygulamaya giren bazı vergiler de bu dönemi anlatan eserlerde tenkit edilmektedir. Kemal Tahir Karılar Koğuşu’nda, Rıfat Ilgaz Karartma Geceleri’nde, Attilâ İlhan Yaraya Tuz Basmak’ta Varlık Vergisini eleştirirler.(Uğurlu:1745)

Daha kim bilir kaç esere konu olmuştur savaşın insanca olmayan yüzü.Biz bu kısıtlı alanda birkaçına değinebilmişsek ne mutlu.Günümüz dünyasında da savaşın acımasız yüzünü her an karşılarında gören tüm insanlık adına: Size çiçekleri anlatmak isterdim.baharı,özgürce uçan kuşları. Babaların çocuklarından gözlerini kaçırmadığı bir coğrafya vermek isterdim,çocukların bomba ile silahı savaş oyunlarında bile görmemiş olmasını.Üzülerek söyleyebilirim ki savaş yine birçok esere konu olmaya devam edecek.Yoksulluk,ümitsizlik,geleceksizlik çöreklenecek ,korku yerleşecek yüreklere.Ve savaşı icad edenler onca masumun âhına karşılık hangi yüzle hesap verecek ruz-ı mahşerde?

Hayattaki nihai hedefi yaratılanı,yazılanı okumak olan, okuduklarını kendine saklayaman bir paylaşımcı. İnsanı ve yaratılanı yaratandan ötürü seven bir hümanist. Sizin en hayırlınız öğrenen ve öğretendir müjdesine nail olmaya çalışan bir eğitimci. Sanatın insanı yansıtan bir ayna olduğuna inandığı için her dalıyla az çok ilgilenmeye çalışan bir sanatsever. Daha yaşanılır bir dünya için gözüyle değil yüreğiyle bakmaya çalışan bir hayalperest.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.