Sıradaki içerik:

Ömer Seyfettin’in Bomba İsimli Hikâyesi Üzerinden Hatırlatma

e
sv

Sarıkamış Harekatı

avatar

Ahmet Şahan

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 3 dakika)

(…)

Son bir nefes Mehmet dayan
Zalim uyku gel de uyan
Ölüm beyaz bir kardelen
Tahammülüm zor altında

Sarıkamış kar altında
Mehmet’im karlar altında
Yüreğinde sevdiceği
Memleketi kor altında

Anama demeyin sakın
Tüfengi omzuma takın
Bu yüreği benden sökün
Yatamam toprak altında

(…)

Ne de güzel söyler Ahmet ŞAFAK bu türküyü… Ben daha çok küçük yaşlardayken abimin bilgisayarında çalardı bu türkü, aynı odayı paylaşmamızdan ötürü bende dinleye dinleye ezberlemiştim gayr-ı ihtiyari. Şimdilerde ara ara gelir aklıma öyle mırıldanırım kendi kendime.

“Hz Hamza ‘Gözümün gördüğü hiçbir şeyden korkmam.’ Demiş. Ben de korkmam komutanım ama bu uyku başka bir şey. Soğukla birlikte ittifak etmişler. Ne görünür ne de öldürülür…”

03 Aralık 1914

O saatlerde Enver Paşa’ nın içi içine sığmıyordu. Camın önünden ayrılmıyor ve bir eliyle de sürekli bıyıklarını düzeltiyordu. Yüzüdeki heyecanı yer yer içindeki endişe bozuyor gibi olsa da, Enver Paşa’nın bıyığının  sağ tarafını yukarı kaldıran tebessümü, bu melun endişeyi kolayca savuşturuyorduğunu gösteriyordu. Tam da o sıra kapı çaldı ve Enver Paşa sanki son nefesini veriyormuşçasına ‘Gel..!’ diye haykırdı. Gelen Genelkurmay İkinci Başkanı Hâfız Hakkı Bey’di. Enver Paşa daha yeni yakmış olduğu tütününü söndürmeye gerek duymadan camın önündeki tablaya basarak hemen Hâfız Hakkı Bey’in yanına davrandı. Hakkı Bey’in kolundan kavradığı gibi hemen masasının önünde duran iskelesi ahşap üstü Hint kumaşı döşemeli sandalyeye oturtarak bir yandan  ‘Anlat Efendi..!” diye çıkışırken bir yandan da  Hakkı Beyin kolunu bir ileri bir geri sallıyordu.

Bütün bunları bir kenardan izlemekte olan Üçüncü Ordu Kumandanı Hasan İzzet Paşa da  Hakkı Bey’in sunacağı raporu heyecanla bekliyordu. “Paşam eğer istersek iki yandan bastırarak Rus keferesini imha edebilriz” dedi Hakkı Bey. Duyduğu bu haber karşısında hızlıca ayağa kalktı Enver Paşa ve alaycı bir tebessümle Hasan İzzet Paşa’ya bir bakış atıp masanın duvar tarafına geçerek kendisini koltuğuna bıraktı. Yüzünde adeta zafer sevinci vardı Enver Paşa’nın. Hemen tabakasını çıkardı ve keyifle yeni bir tütün sarmaya başladı. Hakkı Paşa sözüne devam etmek isterken, tam da “Fakat Paşam…” diyecek olduğu sırada Enver Paşa hışımla doğrularak “Fakat ne Paşa?” diyerek sözünü kesti. “Fakat paşam ne yazık ki bazı ordu ve kolordu komutanları harekata sıcak bakmıyor” dedi. Sanki Enver Paşa bu ‘Fakat’ın ardından daha büyük bir problem bekliyor olacaktı ki yüzüne yeniden bir gevşeme geldi. Tütün kağıdını yaladıktan sonra “O zaman harekatı bizzat biz yönetiriz paşa. Söyleyiniz lütfen Yavuz zırhlısını hazır etsinler derhal yola çıkıyoruz.“ dedi. Bu son duyduğu haberle birlikte harekatın başarısız olacağı konusunda yalnız olmadığını gören Hasan İzzet Paşa “İyi güzel de, kışlık donanım ve teçhizat eksiğimiz var” diyerek söze karıştı. Enver Paşa hiç tereddüt etmeden “İmha ettğimiz Rus’ların  erzak ve muhimmatı bize kalacak İzzet Paşa telaş buyurmayınız” diyerek harekat adına olumsuz hiçbir şey duymak istemediğini vurguladı. Lakin İzzet Paşa durmadı ve ayağa fırlayarak bir önceki ses tonunu da artırarak “Ayrıca malumunuz odur ki Kafkas cephesine sevkedilmekte olan 100.000 kadar kışlık giyim taşıyan gemilerimiz, Rus filosu tarafından Karadeniz’de batırıldı. Güney cephesinden gelen askerler arasında hâlâ entariyle dolaşanlar var.” Dedi. Enver Paşa bu iddiaya önce kulak asmadı ama sonra içine çekitiği tütün dumanını üfleyerek “Savaş er işidir, cesaret işidir paşa! Bereket bizim askerlerimizde bunlardan fazlasıyla var” dedi. İzzet Paşa’nın öfkesi-kırgınlığı gözlerindeki akmaya hazır duran titrek damlalardan belli oluyordu. Artık o odada kalmanın bir faydası olmayacağını analayan İzzet Paşa odayı terk etti. Bir dahaki gelişinde ise İzzet Paşa’nın elinde istifa dilekçesi yer alacaktı. Enver Paşa ise hiçbir olumsuzluğu aklına getrimek istemiyordu. Hemen önünde oturan Hafız Hakkı Bey’e “Hakkı Efendi İçinde bulunduğumuz şu vakitten tezi yok derhal harekata muhalif olan ordu ve kolordu komutanlarının isimlerini rapor ediniz, biz de onların tasfiyesi üzerine yerlerine hangi isimlerin uygun olacağını düşünmekle meşgul olalım.” Dedi. Bu kez Enver Paşa’nın bu kararlılığı Hâfız Hakkı Bey’i bile ürkütmüştü…

22 Aralık 1914

Nihayet beklelenen o sabah gelmişti. Enver Paşa 9.Kolordu’nun başına geçmişti. Harekatın başarı ile nihayet bulacağından oldukça emindi, ki zaten Ruslara karşı avantajlı taraf kendileriydi. Hem hareakatın hemen öncesinde Kafkaslar da Türk askerinin Rusları hezeyana uğratması gerek ordu mensupları gerekse halk nezdinde büyük bir moral olmuş yankıları halen sürmekteydi. Harekatın başarısız olması için hiçbir sebep yoktu. İşler Enver Paşa’nın istediği gibi giderse 9-10-11 Kolordusu Rus keferesini çepeçevre sarıp imha edecek ve böylece büyük bir başarı kazanılacaktı. Hatta Ruslar bu hezimet karşısında uzun bir süre Kafkaslara adım atma cesareti de gösteremeyecekti.

Harekat sabahın çok erken saatlerinde başlamıştı. İlk başta herşey istenildiği gibi gidiyordu. Ruslar bozguna uğruyor, bozguna uğradıkça kaçıyor ve geride bıraktıkları erzak ve mühimmat tam da Enver Paşa’nın dediği gibi Türk askerinin bu noktadaki açığını kapatıyordu. Ancak bir isim daha var ki bütün bu harekatın seyrinin değişmesine neden oldu. Kolordu Komutanı Ali İhsan Latif Paşa. Ruslar büyük bir şaşkınlık içerisinde kaçarken Latif paşa yorgun askerini dinlendirmek istedi. Zaten gece taaruzlarına da karşıydı. Türk ordusu bütün bu ilerleyişini durdurdu ve harekata bir sonraki gün devam etme kararı aldı. Ancak Ruslar kaçmak yerine burada hayati bir karar alarak ordularını takviye etme kararı aldılar. Ertesi gün sayıları bu takviyelerle birlikte iki katına ulaştı. Bir de bunun üzerine geceyi ormanda geçiren Türk askerlerinin arasında çok sayıda donma vakaları yaşanınca harekatın seyri tümden değişti. Hâfız Hakkı Bey’in, harekat planının dışına çıkarak iki tümenini Allahuekber dağlarının kuzey yamacına sürmesi ise harekatın başarısına dair kalan son ümitleri de yıktı. Ruslar takviyelerle birlikte toparlanarak öncekine nazaran çok daha sağlam bir birlik kurdular. Türk askerinin ise çekilmekten başka çaresi kalmadı. Bütün bu harekatın sonunda bugün bir çoğu donarak olmak üzere olup şehit düşenlerin sayısı 90.000 kadar kabul görür. Tuncay Öğün ise bu sayının ancak 30.000 kadar olduğunu savunur.

Enver Paşa’ya baktığımızda ise bugün hala kendisinin hain mi yoksa kahraman mı olduğu tartışılır. Her ne kadar Sarıkamış felakatinin baş müsebbi olarak kabul görülse de, Enver Paşa’ya hain demek objektif bakış açısına ters düşmektedir. İhtilalde etkin rol oynaması, İttihat ve Terakki öncülük yapması, devletin zor zamanlarında dahii sulh yerine savaşı savunması, Alman hayranlığı… Bunların hepsi kendisine yöneltilen eleştirilerdir lakin yine aynı Enver Paşa okuduğu okulları derece ile bitirmiş, Trablusgarb’da çok önemli başarılar elde etmiş, Bulgarlara bırakılan Edirne’nin üzerine yeniden yürümüş, vatanı müdafaa noktasında kurulan birçok cemiyete moral ve destek vermiş, yine Ruslarla girilen bir mücadele sırasında uğradığı ani bir baskın sonucunda en önde savaşarak şehit düşmüştür. Her ne olursa olsun kendisi, devletinin izzeti ve bekasını öncülemiş bir  Osmanlı askeridir…

Bütün bunların sonunda duamız odur ki Allah; bu cennet vatanın uğruna canını,kanını,uzvunu toprağa bırakmış şehidlerimizden ebeden razı olsun. Mekanlarını cennet biz miskinlerin ise şefaatçisi kılsın.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.