Sanatçının Masum İlham Perileri Zalimler (!)

Sanatçı ile zalim olarak adlandırılan kişiler arasındaki ilişki günümüze kadar farklı şekillerde nitelendirilip, tasvir edilmişlerdir. İlginç olan ise bu ikisi arasındaki ilişki biçiminin şimdiye kadar netliğe kavuşmamasıdır. Bu belirsizliğin yanında bu iki farklı fıtrattaki kişiler arasında nasıl bir ilişki olabilir, birbirilerini nasıl beslerler, nasıl ölümsüzleştirirler? Bu tarz kafa kurcalayan sorular artarak devam etmekte ve insanın beynini kemirmektedir. Fakat bu tarz sorulara cevap aranırken bilinenden farklı bir biçimde konuya yaklaşıldığında, sanatçıların yarattığı şaheserlerinin ortaya çıkmasında zalim diye nitelendirilmiş masum ilham perilerinin katkısının ihmal edildiği görülmektedir. Nitekim masum ilham perilerinin sanatçıya bahşetmiş oldukları ilhamlar soyut olmayıp, somut örneklerle sanatçıyı cezp ederek sanatçının ölümsüz eserler vücuda getirmesinde en büyük role sahiptirler.

Tarihin tozlu raflarında sözü edilen durumun sayısız örnekleri mevcuttur. Bunlardan birkaç tanesi şöyle zikredilebilir: Acaba Francisco Fronca, Saddam, Adolf Hitler ve Stalin benzeri cennetin kevser havuzlarında vaftiz edilmiş, elleri zemzem suyu ile taharetlenmiş milli kahramanların melekleri bile kıskandıran muazzam fiilleri olmamış olsaydı (!) Picasso’nun “Guernica” tablosu, Rodrigo’nun “Gitar Konçertosu”, Ian Gibson’un “Lorca’nın Öldürülüşü” İsmail Aygün’ün “Halepçe” gibi ölümsüz bir stranı, Bedri Rahmi Eyüpoğlu’nun hayata bakış açısını ve ötekinin ötekisi olarak tarif edilen Roman topluluğunun acılarını dile getirdiği “Karadut” adlı şiiri ya da Ümit Murat Dargan’ın 146 Türk’ün Rus askerlerince katledişinin acısını dile getiren, her okuyuşunda insanı derbeder eden “Boraltan Köprüsü” şiirinin dizeleri yaratılabilir miydi?

Beko gibi bir figür olmazsa “Mem û Zin” mesnevisi doğunun klasik bir aşk mesnevisi olup çıkardı. Ama Beko’nun yüzü suyu hürmetine “Mem û Zin” kemale ererek, Ahmedi Xani’ye çağları aştırmıştır!

Dahak gibi amelleri ile melekleri bile kıskandıran bir hükümdar olmazsa! Firdevsi’nin zamanları kasıp kavuran mesnevisini meydana getiren Kavalar, Rüstemler, Efrasiyablar olur muydu?

Bir düşünün Züleyha gibi hatırşinas bir mümine olmazsa Kenanlı Yusuf’a, zindandan Mısır melikliğine giden yolun taşlarını kim döşeyecekti?

İbrahim’i (a. s) ateşe atan ölümsüz olarak nitelendirilen Nemrut’u düşünün. Nemrut ki İbrahim (a. s) gibi bir cevheri o güne kadar dünyada emsali görülmemiş bir ateşin içine atarak onu maddeden arındırarak kemale erdirerek kendi ölümsüzlüğünü İbrahim’e (a.s.) bahşetmiştir (!) Hatta bugün bile Siverek, Diyarbekir ve Mekke gibi şehirlerin ovalarına ve dağlarına savrulan zifiri karanlık taşlar İbrahim’in (a.s.) ateşte yanan nazenin bedeninin parçalarıdır. İbrahim’in ateşte cayır cayır yanan özü ise üç büyük semavi dinin nuru olmuştur. Onun için teologlar bu üç büyük dini tanımlarken İbrahimi dinler olarak tarif ederler. Üç büyük semavi dinin temsilcileri ise kendilerini İbrahimi milletin mensubu olarak görürler. Acaba Nemrut bu büyük harlı ateşi yakmakla İbrahim’e kötülük mü etti yoksa yanan ateşin harıyla dünyanın İbrahim’in (a.s.) nuru ile nurlanmasına mı vesile oldu, yoksa İbrahim’i ölümsüzler diyarına mı taşıdı (!)

Nil’in azgın sularında meçhule giden bir sandukada yol alırken küçücük Musa’ya (a.s.) sahip çıkan ve onu devrin en mükemmel eğitimi ile donatarak dünya sahnesine çıkaran, bu yetmemiş evlatlığı Musa’nın (a.s.) arkasında koşarak ona denizleri aştıran, hatta bu macerada evlatlığı için canını hiçe sayan ve ölümü bile gülerek karşılayan kalbi ipekten bile yumuşak olan Firavun olmazsa (!) Musa’nın (a.s.) hali nice olurdu. Musa’nın (a.s.) elindeki asa ile Kızıl Deniz’i ortadan ayırarak büyük bir mucizenin gerçekleşmesine vesile olan o asasıyla bir kayadan on iki çeşme akıtmasında, Musa’nın sarsılmaz bir imana kavuşmasında hiç mi payı yok bu fani Firavun ’un (!)

Tüm semavi kitaplarda İblis olarak adlandırılan, batı edebiyatının başyapıtlarından sayılan John Milton’un “Kayıp Cennet” ile Goethe’nin “Faust” adlı eserlerinin ilham kaynağı, ateşten vücuda getirilen Ezazil olmazsa, babamız Âdem (a.s.); sonsuza kadar cennette sadece melek seviyesinde yaşayıp gidecekti. Fakat o, Ezazil’in büyük gayretleri sonucu dünya imtihanına sürüklenerek bu imtihandan üstün bir başarı yakalayarak tüm meleklerin fevkine çıkmış. Tüm insanlığın atası ve tüm peygamberlerin pişengi mertebesine çıkarak insanlığın ilk öğretmeni unvanını almıştır (!) Kim diyebilir ki Ezazil onu aldatarak onun güzel yaşamına son vererek çileli bir yaşama sürüklemiştir. O, ki ateşten yaratıldı fakat ateşi ile balçıktan yaratılmış Adem’i (a.s.) pişirip olgunlaştırmıştır (!) Onu bizzat ölümsüzleştirerek tüm dillerde destanlaştıran bizzat Ezazil’in kendisidir. Ezazil bu yönüyle kötülüğün değil bizzat Âdemi ölümsüzlüğe götüren bir yoldaş, masallarda köşe başlarında oturan ulu bir pirdir (!)

Bilinenin aksine ne Franko, ne Saddam, ne Adolf Hitler ne Stalin ne Sultan Dahhak, ne Beko, ne, Züleyha, ne Nemrut ne de Ezazil kötülüğün değil bilakis onların fiilleri; iyiliği ve güzelliği doğuran ilham perileri, güzelin güzelliğini artıran müsebbipler halkasının başıdırlar (!)

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Yerin Altındakiler, Üstündekilerden Çok

Sanatçı ile zalim olarak adlandırılan kişiler arasındaki ilişki günümüze kadar...

Boşluk

Sanatçı ile zalim olarak adlandırılan kişiler arasındaki ilişki günümüze kadar...

Hayali Olmayanın Hayatı Var Mıdır?

Sanatçı ile zalim olarak adlandırılan kişiler arasındaki ilişki günümüze kadar...