Sıradaki içerik:

Nizamülmülk ve Nizam-ı Âlem

e
sv

Salkımlı Mavi Sümbüller

avatar

Şeyma Öztürk

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

Gözlerimi semanın huzuruna mihman eyledim. Kuşlar geldi, kelebekler uçtu, bir deli sinek tüm kuvvetiyle çırpı kanatlarını. Bir hüzün, deli bir hüzün var içimde. İçime sığmayan içimden kopan lâkin benden olan bir hüzün var. Yol gitmekle biter mi? Her varılacak yola ayakların varmasıyla gidilir mi? Varılmıyor. Geldim demekle gelinmiyor. Koştum, koştum… Dizlerimde derman bitene kadar koştum. Kulaklarımda bir deli ses. Kalbim şimdi çıkacak kulaklarımdan az kaldı… Kalbin varlığını hissetmek. Bir kalbinin olduğunu bilmek ne garip şey. Bir koku, ferahlatıcı, serinletici, beni taa çocukluğuma vardıracak bir koku…

Nedir bu koku, nereden çıkıp geldi misafir oldu yanı başıma? Zihnimde bin bir soru koyuldum yola. Buldum onu işte orada; salkımlı mavi sümbüller… Sanki kâinatın tüm huzurunu tüm güzelliğini yüreğinde taşımakta. Ya Rahman, kâinatın bu kadar güzelken kim bilir sen, sen ne kadar güzelsindir. Sen ne kadar lâtif, sen ne kadar zarifsindir. Peki ya seni seven Rasulün (s.a.v.) seni seven peygamberlerin, senin yoluna revan olan alimlerin ne kadar güzeldir. Güzel olan her şey her güzelliği sinesinde saklar. Nisyanın pençesinde soluklanan insan ise bu sinenin içinde saklı hazineyi bulmakla mükelleftir. Peki ya görevinin ne kadarını yapar? Bulur mu aradığını varır mı gideceği yere? Sokaklar, caddeler, evler neden farklı farklı isimlerle adlandırılır? Nedir onlara bu kimliği veren? İşte şu sokak neden adına Necip Fazıl demişler? Bu sokaktan mı geçmiş, şu bahçesinde kırmızı katmerli güllerin bulunduğu güneş kırıntılarının misafir olduğu yerde mi yaşamış? İşte bir acaba daha emanet edildi zihnime.

İşte, işte şuradaki sokak, neden adına Katip Çelebi demişler? Şuradaki evde mi soluklanmış, şurada bahçesinde salkımlı mavi sümbüllerin olduğu evde mi konuk olmuş? Burası mıymış Fatih’le Yavuz Sultan Selim Camii arasında oturduğu evi? Her gece ayın şavkının vurduğu penceresinde tüm dertlerinin esamesinin dahi okunmadığı kitaplarını okuduğu? Burası mıymış bin üç yüz kitap hatmettikten sonra tek bir eser hayata getirdiği evi?

İnsan ancak okuyunca anlarmış kâinatı. İnsan ancak okuyunca gerçek dert sahibi olurmuş. Dert… Peki ya bizim dertten anladığımız nedir?
Alamadığımız ayakkabı mı derdimiz?
Alamadığımız son teknoloji telefon mu tablet mi?
Yoksa sağlıklıyken kıymetini bilmediğimiz sağlığımız mı?
Sahi, sahi soruyorum size? Kimsenin, en ilim sahibi insanların dahi adını bilmediği bir hastalık sizin başınıza gelmiş olsa ne yapardınız? Dünyanın en şanssız insanı mı telakki ederdiniz kendinizi yoksa şu sokağa adı verilmiş Katip Çelebi gibi bana gelen dert nedir diye binlerce kitap karıştırıp bu hastalığın ne olduğunu araştırıp yeni ilimlerin kapısını mı açardınız kendinize? Size bir miras kalsa ne yapardınız? Mirası nereye harcasam diye mi düşünürdünüz yoksa Katip Çelebi gibi kendinize devasa bir kütüphane mi yaptırırdınız? Bahçenize salkımlı mavi sümbüller ekip o eşsiz kokunun eşliğinde kitaplarınızın size verdiği huzuru mu dinlerdiniz? Okuyalım, okudukça kainatı okuyalım. Okuyalım ki gökyüzüne de yeryüzüne de baktığımızda Rahman’ı temaşa eyleyelim.

Nedenlerin sırrına vakıf olup kainatı keşfedelim. Hiç bir şey nedensiz değildir. Her şeyin bir hikmeti olduğunu anlayalım anlatalım. Haydi gidelim buralardan. Varalım varılacak en güzel yere. Nedenlerin nedenlerinin anlaşıldığı yere varalım. Rahman’ın huzuruna varıp huzura erelim. Şimdi bir kuş olsam. Uçsam uçsam varsam.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.