Şair, Yazar ve Eğitimci Celalettin Kurt ile Söyleşi

(Okunma Süresi: 9 dakika)

Kübra BAYAZIT: Celalettin Kurt’ u tanıyabilir miyiz?

Celalettin KURT:   Doğduğumda Elbistan nüfus kütüğüne 15/01/1960 tarihini kayıt düşmüşler. İlim Kahramanmaraş, ilçem Dulkadiroğlu Beyliğine mekân olan tarih kokan Elbistan… İlk, orta, lise tahsilimi Elbistan’da, üniversite tahsilimi İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsünde tamamladım. Öğretmen olmanın heyecanı ile ilk görevime  Niğde’nin Ortaköy ilçesinde başladım. Güzel dostlukların içinde Ortaköy’de beş sene çalıştıktan sonra, Trabzon’un şirin bir ilçesi olan Beşikdüzü’ne tayin edildim. Gerçek mânâda hayatın, dostluğun, arkadaşlığın lezzetini Beşikdüzü’nde tattım. Üç sene Beşikdüzü Kız öğretmen Lisesinde görev yaptıktan sonra da memleketim Elbistan’a geldim ve tamamı Elbistan Anadolu lisesinde olmak üzere 19 yıl öğretmen ve idareci olarak çalışarak, 2007 yılında emekli oldum.

Kübra BAYAZIT: Şairlik ve şiir nedir?

Celalettin KURT: Şairlik aslında bir sırrı hikmettir, şairliğin sırrına erenler, bahsettiğiniz haksızlık ve hasisliklerin düşmanı olurlar. Gönül terennümleriyle yüreklerini karıştırarak şiir seslerini dile getiren, şiir doğuran şairler, idraklerine bezedikleri aşk ve sevdayla yollarına revandırlar. Çıktıkları yolda koşmak yerine yürümeyi tercih ederek, bir iddianın sahibidirler. İddialarına sahip çıkan kalem sahipleri çıktıkları yolda mutlaka hedeflerine varırlar ve vardıkları menzilde çevrelerindekilere şiir çeşmesinden sular içirirler. Şiirin yollarında öncelikle yürümek yerine koşmayı seçenlerse, hiç kimselere şiir çeşmelerinden sular içirtemezler. Mesele, edebî sanatların namusu olan şiir atlasında yürek tınılarını kıvamında coşturarak kalıcı olan şiir sanatını yakalayabilmektir. Yürümek yerine acelecilikle koşmayı seçenler, şairliğin sırrı hikmetini anlayamadıklarından yarı yolda dökülürler. Şairlik bir heves değildir, idrâk derinliğinde gizli seslerin, kelimelerin şair idrakine yerleşmesidir. Şair şairliğin sırrı hikmetine ererse, o sesleri ve kelimeleri bir bütünlük içinde harmanlayarak herkesin söylemediği şeyleri söyler. Herkesin söylemediğini söyleyenlerin cehtleri de ufuk ötesi menzillere uzanır.

Kübra BAYAZIT: Şairlik bir sanat olduğuna göre bu sanatı siz nasıl ifade edersiniz?

Celalettin KURT: Sanat; sesin, sözün, rengin ve çizginin bir estetik içerisinde güzellikler bütününe ulaşmasıdır. Sanat güzelliklerle besleniyorsa amacına ulaşır. Güzelliğin çizgisinde şekillenmeyen hiçbir unsur, sanat alanında değildir, olamaz… Seste soluk, sözde öz, renkte ton ve çizgide biçim yoksa ortaya sanat olgusu çıkmaz… Ses soluklu, söz özlü, renk tonlu ve çizgi biçimli kılınırsa; gerçek sanat olgusu o zaman ortaya çıkar.

Allah-ü teâlâ insan melekesine çok şeyler sığdırmıştır. Bu melekelerin bazıları beceri ve kabiliyetlerdir. İnsan beceri ve kabiliyetlerini iyiye, güzele, doğruya yönlendirirse mutlak olan sanatı yakalar. Kötü, çirkin ve karanlık düşüncelerle yapılmaya çalışılan sanat, sanat değildir. Sanat mutlak hakikat doğrultusunda güzeli aramaksa sanata sevgi katmak gerekir. Sevginin unsurları sanata katılım sağlamazsa, yapılan sanat her zaman kısır kalır. Sanatı güçlü ve soluklu kılmanın yolu, bütün idrâklerde sevgiyi barındırmak ve beceriyi yüklemek olmalıdır.

Şiiri insan ruhunu ve idrâkini güzel tesirlerle süsleyen bir buudlanma olarak görüyorum. Milyonlarca şairi olan bir memlekette, her şairin târif konusunda farklı tezahürlerinin olduğu kanaatindeyim. Yüzlerce şiir tarifinin içinde, şiirin net ve gerçek bir târifi var mıdır? Bence net ve gerçek bir târifin üstüne oturmamıştır şiir… Ölümlerin soylu ve soysuzluğu gibi, şiirlerin de soyluluklarına ve soysuzluklarına inananlardanım… Ölümlerin nasıl güzel olanları mukaddesse, şiirlerin de güzel olanları mukaddestir.

İşte bu perspektifte şairlik; şiirle-şairin birlikteliğinde idrâkin ileri bir cehdi olduğu ortaya çıkabilir. Eğer ki şiirin ve şairliğin sırrına erilirse!..

Kübra BAYAZIT: İdeali,  ülküsü olan şair nasıl olmalıdır?

Celalettin KURT: Adı üstünde ideal ve ülkü diyorsunuz, ideal kelimesinin mânâ bütünlüğünde yüklü olan her ne varsa, o mânâ bütünlüklerinin hepsi şairin idrâkinde olmalıdır ki, şair ideal bir şair olsun… Şiiri sadece beşerî kavramların ekseninde gören, o yolda yürümeye çalışan şairlerin, şairliklerinin tartışılması ya da adlarına şair denilip denilmeyeceği ayrıca değerlendirilmelidir.

Şairlik her ne kadar yürek coşkularıyla, içten, derinden gelen seslerle bir Allah-ü teâlâ’nın vergisi ise de şairliğin de bir usta çırak ilişkisi de vardır. Hayatta her şeyin bir düzeni, bir kuralı olduğu gibi, şiirin de bir düzeni ve kuralı vardır. Kural ve düzen içinde olmayanlar bir şeyler yazdıklarını zannetseler de yazdıkları şiir değil, kendileri de şair değillerdir.

İdealist insan dediğimizde ne anlıyorsak, idealist şair dediğimizde de çok farklı şeyler akla gelmemelidir. İdealist insan toplum ve çevre faydasına ne gibi düşünceler serdediyorsa, idealist bir şair de aynı vazifenin insanıdır, aralarında hiçbir fark yoktur. Her ikisinin de toplum faydasına sundukları şey aslında aynıdır. Sadece meslek ve meşrep açısından bir takım farklılıklar ortaya zuhur eder ki, lâkin ortak payda her iki tasnifte de iyiyi, güzeli, doğruyu aramaktır. Belki şair de farklılık arz eden bâriz özellik; olay ve hadiselere bakarken daha estetik daha naif bir pencereden olaylara bakmasıdır.

Geleneğimizde usta-çırak ilişkisi, gerek sanat, gerekse zanaat sahalarında daimi olarak sürüp gitmiştir. Bugünden yarına da bu gelenek çizgisi mutlaka sürüp gitmelidir. Bir eğitimcinin tedrisatından geçmeyen öğrenci nasıl âli hedefine ulaşamazsa, bir sanatçının tedrisatından geçmeyen sanatçı ve zanaatkârda yapmak istediklerini bi hakkın yerine getiremezler.

Kübra BAYAZIT: Gençlerin şiire bakışını nasıl değerlendirirsiniz?

Celalettin KURT: İletişim çağının çok süratli geliştiği çağımızda, gençlerimizin şiir, sanat ve okumaya olan alâkalarını pek yeterli bulmuyorum. Okumak ve yazmak eylemi, aslında çok kutsal bir eylemdir. Günümüz nesli televizyon ve internet kavramlarının tuzağından kurtulup, okuma ve yazma eylemine ulaşamıyorlar. Tabi bu hâl hiç iyi değil, çok kötü bir yanılsamadır. Bu durum Allah’ın “oku” emrine de uymamaktadır.

Buna rağmen şunu da söylemek gerekirse; üniversite ve lise bünyesinde genç kalemlerin çıkardıkları dergiler ve ürünlerini neşretme sevdaları beni ümitli kılmaktadır.

Sanat ve edebiyat alanında yeni eserlerin ortaya çıkması ve yeni Türk klasiklerinin oluşması için, özellikle gençlerimizin internet salonları ve benzeri mekânlardan uzaklaşmaları, başta Türk klasikleri olmak üzere dünya klasikleriyle de tanışmaları gerekmektedir. Okumayan nesil boşlukta, gaflette ve hatta ihanette kalır. Gençlerimiz ne zaman okuma eylemlerini gerçekleşmeye başlarlarsa, şiirin, sanatın, edebiyatın misyonu da o zaman bir rota bulmuş olur.

Kübra BAYAZIT: Şiirde poetika nedir? Poetikası olmayan şair olur mu?

Celalettin KURT: Öncelikle Poetikanın tanımı yapacak olursak; poetika; şiir düşüncelerinin ve teorilerin bütünü demektir. Günümüzde poetikası olan şair var mı? Diye kestirmeden cevap versek bu soruya daha doğru olacak… Türk şiir tarihinde şöyle bir seyr-i sefere çıktığımızda çok çeşitli şiir akımlarıyla karşı karşıya kalırız… Bu akımların şöyle böyle anlam, anlamsızlık, şekil ve muhteva açısından kısmen de olsa bir poetikaları olmuş, ancak son zaman şairlerinin en bariz özellikleri bir poetikalarının olmayışlarıdır. Günü birlik söylemler, basit aşk söylemleri ve içi doldurulmayan sevda mısralarıyla ya da sloganlarla oluşturulan şiirimsi şeylerden ortaya bir poetika çıkmaz… Poetikası olmayan şairlerin yürüdükleri yolların sonunda bir menzil yoktur. Menzili olmayan yolların hedefleri olmaz, sadece durakları olur. O duraklarda oturan şairler de menzil hedefleri olmadığından oturdukları duraklardan kalkamazlar ve şiirlerine kutlu yollar aldırıp menzile yürüyemezler.

Her çağın gerçeği olan aşk ve sevda, aslında şaire en büyük poetikadır ki; aşkın ve sevdanın sırrına erebilirse eğer şair!…

Bence günümüzde şairin en geçerli poetikası; tüm ezilenlerin, haksızlığa uğrayanların, mazlumların, mahzunların çektikleri sıkıntılar olmalıdır. Dünya nezdinde bütün mazlum milletler zulmün çizmeleri altında kan ağlarken, şairin bu zulmete karşı şiirinde bir karşı duruşu olmalıdır. Her nerede olursa olsun haksızlığa uğrayan bir insanın dramını, çilesini görmeyen, haykıramayan gününü hep ”lay lay lom” mısralarla geçirenlerin bir şiir poetikaları zaten olmaz… Şair dediğiniz ki, en naif, en nazenin mısraları bir kuyumcu titizliği ile yazarken bile, haksızlığa ve zulme başkaldıran olmalıdır. Günümüz dünya atlasında kan revan içinde çok büyük dramlar vardır. Şairin bu dramlar mutlaka idrâkinde olmalı, mazlum tüm milletlerin derdini şair çile edinmelidir.

Kübra BAYAZIT: Poetika’ya bir başka pencereden bakacak olursak “hal” midir? Bu hal, şairin şahsiyetini oluşturan ana sütun mudur?

Celalettin KURT: Poetika bence hâl değildir, bence bir duruştur. Yukarıdaki sorunuzda da bahsettiğim gibi, şiirin bir tavrı, bir edası, bir duruşu olmalıdır. Tabi ki şairin de öyle!… Bir tarzı, bir edayı, bir duruşu oluşturamayan şairler şairlik görevlerini yerine getiremezler ve yarınlara kalamazlar. Kalıcılık babından yarınlara, hatta yarınlar ötesine gerek şairlik vasıflarıyla, gerekse şiirleriyle şairler, bütün çağlara hitap edebilecek bir ahvâlin, bir duruşun içinde olmalıdırlar. Gerçi böylesine bir idrâki taşıyan şairlerin, taşıdıkları edâ, tarz ve duruşları kendiliğinden zamanla “hâl”e bürünebilir.

Nitelikli bir şahsiyet ve şair kimliğini oluşturma açısından, şairlerin şiirlerinin zarf ve mazrufları böyle bir duruşu da zaten birlikte getirir. Yani zarf gösterişli, mazrufta dolu ise şairlerin şahsiyetine şiir, ana sütun olarak mutlaka yansır. Şiirde şairde bu hâlden yararlanır. Şair bu buluşmayla yarınlara kalır ölümsüzleşir, şiirde nasibini alarak çok uzun seneler, hatta onlarca yıllar boyu dillerden düşmez!…

Mesele, şair yüreğinde dem tutan şiir demine biraz “hâl” biraz duruş eyleyip bir terkibe sokabilmektir. Bu terkibin içine giren şiirde şairde o “hâl” le şiir sanatının içinde ana sütun gibi durabilir.

İfrat ve tefrit her şeyde olduğu gibi, şiir ve şairin bünyesinde de ne acıdır ki dem tutar. Şiire bir poetika gerekirken bunun kıvamını da ayarlamak gerekir. Aşırılığın şiire, sanata, edebiyata zarar getireceğini çok iyi bilerek kıvamında, tadında bir poetika şiiri kalıcılığın tepesine çıkarır. Aşırı poetikacılık ve şiire çok özel anlamlar yüklemek de şiiri bazen yorar ve şiirin tahtını, tacını alaşağı edebilir. Hele de şiire politik bir takım poetika anlayışı yüklemek, şiiri ve şairi marjinalleştirir ve evrensel değerlerden uzaklaştırır. Şiirin ve şairin poetikası mutlaka evrensel olmalıdır.

Kübra BAYAZIT: Şair sanatı üzerine nasıl bir tarzı olmalı, nasıl düşünmelidir?

Celalettin KURT: Şair yüklendiği görev gereği günübirlik, statik bir hayat tarzını seçemez… Seçen şairler hormonlu bir hâle bürünenlerdir. Şair içinde bulunduğu toplumu göz ardı etmeden ve yaşadığı topluma karşı sorumluluklarının olduğunu unutmadan, şiirlerine bir takım soylu söylemler yüklemelidir. Bu söylemler yukarıda söyledim yine söylüyorum; şair topluma estetikten fikre, duygudan düşünceye kadar yön vermelidir. Velhâsıl şair; beslendiği kaynakları iyi bilen, öz kaynakları iyi değerlendiren, herkesten farklı olarak yüreğine ve duygularına sevdalar yükleyen bir gönül adamıdır. Şair bazen sükûtta bir derviş, an geldiğindeyse hançeresi yırtılmış bir volkan ağzı gibidir.

Elbette ki şair sanatı üzerinde kafa yormalı, düşünmeli, yüreğinden fışkıran duygulara daha sonrasından bir nizam, intizam hatta bir kuyumcu titizliğiyle işçilik katmalıdır. Düşünceye uğramayan bir şiirin ne zarfı ne de mazrufu olur. Hem zarf hem mazruf şiirde cem olmak istiyorsa evet şiirinde bir düşünce iklimine girmesi gerekir.

Öyleyse şair yaptığı sanat üzerinde düşünmeli, kafa yormalı estetikten muhtevaya kadar bir alan açmalıdır şiir sanatına… Şiir her ne kadar duygu atmosferli bir coğrafyadan çıkıp gelse de sonrasında uğrayacağı bir takım muameleler vardır. Yani şiir, duygu ve düşünceyle mutlaka bir köprüde buluşmalıdır. Tefekkürsüz yapılan sanatlar yağsız pilava benzerler. Özellikle aşka mutlaka tefekkür gerekir.

Kübra BAYAZIT: Şiirde bir musiki olmalı mıdır?

Celalettin KURT: Elbette müzikle şiir, müzikle edebiyat iç içedir. Hatta birbirlerini tamamlayan unsurlardır. Şiirde ritim, musiki, iç kafiye olmadan şiir bir kıvam bulmadığı gibi, müzikte bu tarz şiirler olmadan kalıcılığa bürünemez… Yani üstün bir söz yapısı vücuda gelmeden güzel besteler yapılamaz… Bugün bu mânâda özellikle yapılan bestelere dikkat kesildiğinizde söz kurgularını çok anlamsız bulabilirsiniz, işte bu tarz bestelerde sadece müzik dinlersiniz anlam bütünlüğü bulamazsınız… Şiirin ve musikinin birbirleriyle cem olduğu ve dem tuttuğu bir eser vücut bulduğunda ise, o eser kalıcıdır ölümsüzdür artık!… Şiir ve müzik birbirlerini mükemmeliyet içinde tamamlamalıdır. Müziğin alfabesini, müziğin matematiğini bilmem şahsen benim şiirlerime çok yansıyor. Bundan da müthiş bir keyif alıyorum ben… Şahsım adına söylemem gerekirse, şiirin bütününe mûsiki sokmak mümkün olmasa da şiirde evet musiki olmalıdır. Aruz şiirimizde belirli kalıplara sokulan şiirin sesi müzikâl bir takım çınlamalarla sesini fark ettirir.

Kübra BAYAZIT: Aslolan şiirde kelime seçmek mi? Yoksa ilhamın gelişine göre  şiir yazmak mıdır?

Celalettin KURT: Şair; herkesin söylemediğini söyleyen ve söylemlerini topluma yansıtan insandır. Şairin söylediği şiirse, vakti geldiğinde haksızlığa karşı aykırılığı, güzellik karşısında saflığı ortaya koymalıdır.

Günübirlik yaşayan şairlerin, insanlara karşı müspet mânâda faydaları olamaz… Şair; mensubu olduğu toplumu göz ardı etmeden ve toplumuna olan sorumluluklarını unutmadan şiirlerine bir takım söylemler yüklemeli, söylemleriyle topluma, estetikten fikre, duygudan düşünceye kadar çeşitle alanlarda yön vermelidir.

Şiir şâir idrâkinde ana rahmine düşen bir cenin gibi vakti geldiğinde doğmak zorundadır. Bunun içinse, nasıl ana rahmine düşen ceninin beslenme kaynaklarına ihtiyacı varsa, bu şiir içinde böyledir. Şiiri duymak, hissetmek ve doğurmak için, dünden bugüne uzanan bir süreçte şiirin tarihi kaynaklarını çok iyi bilmek gerekir. Gelenekle beslenmeyen, geleceğe kapısını açmayan şair ufkunun dar olacağı muhakkaktır. Bu mânâda şiir konusunda benim durduğum yer, gelenekle geleceğin buluştuğu şiir köprüsüdür.

Kelimelerde seçicilik elbette önemlidir. Yalnız sırf şiiri seçkin kelimelerle kuracağım diye şiirin özünden, idrâkinden sapmamak gerekir. Geçenlerde bir şair dostuma: “nasılsın, neler yapıyorsun” diye sordum; “lügât karıştırıyorum iyi şiir yazmak için” dedi… Bende: “iyi şiir yazmak için lügât değil, önce yüreğini karıştır” dedim… Şiirde seçkin kelimelerden önce bence yüreğin karışması gerekir. Çünkü şiir yürekle alâkalı bir şeydir. Yürek kısmı hallolmadan diğer kısmı hallolmaz!…

Kübra BAYAZIT: Şiir ile nesir arasında ne ölçüde bir fark vardır?

Celalettin KURT: Edebî sanatların kendi bünyelerinde yüklenmiş oldukları farklı farklı görevler vardır. Şiir bunların içinde en müstesna yerde duranıdır. Şiir, şahsım adına söylemem gerekirse, edebî sanatların namusudur. İşte bu yüzdendir ki, şiiri çok özel bir yerde konumlandırmamız elzemdir. Şiir, üst sorularınıza verdiğimiz cevaplarda olduğu gibi öncelikle duyguya, yürek sesine aittir. Daha sonra şiire düşünce ve işçilik katılır. Şiirin dizelerinde ritim, mûsiki, ses, armoni mutlaka gerekir. Bunlar olmadan şiir, hiç bir zaman kalıcılık arz etmez…

Bahsettiğim özelliklerle yazılmayan dizelerde zaten şiir olmaz… Mısra kurguları arasında şiiri anlamlı kılan şiirin oluşturduğu bir şiir dilinin olmasıdır. Eğer şairlerin idrâklerinde bir şiir dili oluşmamışsa, yazdıklarını şiir diliyle yazmıyorlarsa yazdıkları sadece manzum hâle bürünen denemelerden öteye geçemezler. Ya da kelime örgülerinin yan yana, alt alta dizilmeleriyle yazılanlar sadece manzum nesirler olurlar. Nasıl hikâyenin, romanın, denemenin bir dili varsa, şiirin de bir dili vardır. Mesele, şiirin dilini iyi kullanarak kelime örgülerinden, kelime kurgularında ortaya saf şiiri çıkarabilmektir.

Şiir, özellikle ritim, mûsiki, iç ses örgüsü arar. Nesirde bunlara çok önem arz edecek şekilde ihtiyaç yoktur. Bütün edebî akımların kendilerine has bir dilleri vardır. Edebî sanatları kendi bünyelerinde oluşturdukları bu diller zengin ve bereketli kılar. Yine söylüyorum: şiirde önce yürek terennümlerinin dile gelmesi, sonra şiire işçiliğin eklenmesi gerekir. Bu minvalde çıkan şiir, ötelere kalır, ötelerde dem tutar.

Kübra BAYAZIT: Son sual  olarak, şiirde sizi en çok etkileyen şair Batı ve Doğu’da kimdir?

Celalettin KURT: Kahramanmaraşlı birisi olarak, hâliyle şairistan denilen bir beldede yaşayınca öncelikle “Yedi Güzel Adam” ve Karakoçlar Kahramanmaraşlı olarak akla gelen ilk isimlerdir. Abdürrahim Karakoç ve Bahaettin Karakoç ağabeyler, bizim şiir mayamızı ilk çalanlardır diyebilirim… Yine üçüncü bir isim olarak yine hemşehrimiz Ali Akbaş bu isimlerin yanına ekleyebileceğim bir isimdir. Bunlar şiir dünyamıza gerçekten gen ve maya çalanlardır. Fakat herkesin bir ustası vardır; benim şiirde ustam Bahaettin Karakoç’tur. Sezai Karakoç, yine şiir atlasımda beni en çok etkileyen şairlerden birisi olmuştur.

Şiire poetikalarıyla yaklaşan Maria Rilke ve Mayakoviski biri Batı’dan biri doğudan iki şair beni en çok etkileyen şairler olmuşlardır. Yine aykırı ve dik duruşuyla, tarzıyla Suriyeli şair Nizar Kabbani beni çok etkileyen şairlerdendir. Doğudan Batı’dan Puşkin Togore, Pablo Neruda, Viktor Hugo sevdiğim şairlerin arasına giren ünlü isimlerdir. Bir duruşları, bir tarzları oluşan şairler haliyle yarınlara iz bırakan şairlerdir. İsimlerini saydığım şairlerde kalıcı şiir sanatları ve ortaya koydukları şiir dilleriyle bugünlere kadar gelmişler; dünya edebiyat tarihi içinde yerlerini almışlardır.

FERAHNAZ

Dinlediğim en tatlı nağmeydi dillerinden dökülen
Konuşman, ferahfeza makamından bir şarkı gibiydi
Sen konuşmaya başladığında susardı tüm kuşlar bile
Sükûta kesilirdi her taraf, âlemde yalnız sesin kalırdı
Ben, yüreğimde hecelerdim ismini üç heceye bölerek
Adına besteler yapardım en tiz seslerden makamı hicaz
—Sen, yüreğimin seslerine akortluydun Ferahnaz…

Bir nakkaş gibi oyardım yüreğimin ortasına ismini
Adın ne zaman söylense, deli çaylar gibi coşardım
Dökülürdüm yükseklerden görklü çavlanların sesiyle
Alçaklara inerdim; durulurdum, dinginleşirdim
Bir söğüt ağacına yaslanırdım mavi sular başında
Zeytin yaprakları açardı, Maraş’a gelirdi ilkyaz
—Sen, Maraş’ta gözlerimin nişanıydın Ferahnaz…

Dil vurup söyleştiğimiz günler içinde günler vardı
Sana sunduğum bir gül içinde, binlerce güller vardı
Ve güller / ve şiirler; ne de güzel yakışırdı birbirlerine
Gül sendin, şiir bendim; ikindi yellerinde Maraş’ın
Ben, ilkyaz türküleri söylerdim sana, Kerem ayaklı
Çalınırdı, dem tutardı sesime üç telli bir kırık saz
—Sen, sol yanıma sancılar bırakırdın Ferahnaz…

Ta / Binboğa dağlarında duyulurdu nalânlı sesim
Zeytin ağaçlarındaki yapraklar titrerdi sesimden
Gün dönerdi günler üstüne, doğarken ışığı günün
Esriğindim; belâlındım, sevdalındım ben senin
Kanıma, iliklerime kadar işlerdi gül kokulu sevdan
Yüreğim ellerimde kalırdı, ederdin kırk türlü naz
—Sen, firak vakitlerine mi ayarlıydın Ferahnaz…

Özge bir aşk hikâyesiydi, seninle yaşadığım her an
Ustura kesiği bir kavi sevdaydı, yarası derin mi derin
Dertkârı olduğum veçhendi, beni kasırgalarda bırakan
Ve cam kırığı umutlarımı onulmaz hâllere sendin koyan
Vefayı derdest edip, yürek sepetine koyarken beni
Utanırdın, susardın; kızarırdı yanakların biraz kiraz
—Sen, Ferahnâk bestemin, ilhamıydın Ferahnaz…

Bir yaman firkatteyim behr-i zamanda, hâlâ içimdesin
İstanbul’da esriğim şimdi, bilmiyorum sen nerelerdesin
Bilmediğin tufanlara uğradım; adresler, hesaplar değişti
Ah bir bilsen! Her dem kulaklarımda çınlıyor o özge sesin
Unutmadım; şarkılar, şiirler tadında konuşmaların vardı
Bugün yıllar sonrası; ediyorum ardından binlerce kez niyaz
—Sen, can içre canımın, canânıydın Ferahnaz…

Şair Celalettin Kurt’un eserlerinin yayınlandığı dergi ve gazeteler…

Eserleri; Dolunay, Türk Edebiyatı, Uzun Sokak, Erguvan, Konevi, Yeni Horon, Kar Çiçeği, Güneysu, Seviye, İkinci Fecir, Gündönümü, Millî Eğitim, Tebeşir, Bizim Kalemler, Yeni Ufuk, Destina, Kültür Dünyası, Berceste, Türkiye Çocuk, Şafak Çocuk, Gök Ekini, Somuncu Baba, Somuncu Baba Çocuk, Elbistan’ın Sesi Gazetesi, Bizim Elbistan Gazetesi, Kaynarca Gazetesi, Gündüz Gazetesi gibi çeşitli yayın organlarında yayınlandı…

Bir dönem Gündönümü, Tebeşir ve Şardağı Sanat Edebiyat Dergilerinin yayın yönetmenliğini yaptı… Türkiye genelinde açılan şiir yarışmalarında on Türkiye birinciliği, altı Türkiye ikinciliği beş Türkiye üçüncülüğü ve beş mansiyon olmak üzere çeşitli ödüllerin sahibi oldu… Polatlı Belediyesi “Kahramanlık Türküleri” beste yarışmasının ilk ve mansiyon ödüllerini aldı…

1999 Yılında “Türkiye Çocuk Dergisi” tarafından, çocuk edebiyatına gösterdiği katkılardan dolayı “Yılın Öğretmeni” seçildi.

Şairin bazı eserleri çeşitli sanatçılar tarafından bestelendi. Kendi bestelediği eserlerse, yine; ulusal bazda bazı sanatçıların kaset çalışmalarına girdi. Ayrıca sözlerini kendisinin yazdığı sekiz eseri, TRT Türk Sanat Müziği repertuvarına girdi. Hâlen Uzunçarşı Dergisi’nin yayın yönetmenliğini yapıyor; Elbistan Kaynarca Gazetesinde köşe yazarlığı yapıyor.

ŞAİRİN YAYINLANMIŞ ESERLERİ

Elbistanlı Şairler Antolojisi -I- / Derleme)

Elbistanlı Şairler Antolojisi – II / (Derleme)

Dile Gelen Elbistan (Müşterek) / (Derleme)

Gönlünüz Çiçek Tarlası / (Çocuklar İçin Şiirler)

Üç Gül Düştü Gönlümüzden (Müşterek) / (Çocuklar için Şiirler)

Dünden Bugüne Elbistan (Müşterek) / (Araştırma)

Çiçekler Artık Solmasın / (Çocuklar İçin Şiirler)

Ahmet Cansız Güllü (Müşterek) / (Monografik)

Gülnâre / (Şiirler)

Adın Kaldı Yüreğimde / (Şiirler)

Dibâce-i Aşk / (Şiirler)

Mavi kuşun Rüyâsı / (Çocuklar İçin Şiirler)

O Amcalar / (Şiirler)

Sevgiyle Dirilen Hayat / (Hikâye)

Dünde Kalan Elbistan (Müşterek) / (Derleme)

Yine de İdealizm / (Makale)

Türkülerin Gül Sesi / (Şiirler)

Kar Beyaz Ölüm / (Şiirler)

Gül Yüzlü Çocuk / (Çocuk Şarkıları)

Bu Türküyü Senle Söylemek Vardı / (Şiirler)

Ferahnaz / (Şiirler)

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir