Rumelili Yunus

(Okunma Süresi: 4 dakika)

Yunus Emre, dili ilmik ilmik işlemiş. İşlemek ne kelime, adeta dil olmuş, mücessem bir dil; Duruşu, bakışı ve dokunuşuyla gönülden gönüle akan bir ark olmuş, şehirden şehre giden bir yol olmuş. Yunusca söyleyiş böylece zuhur etmiştir… Sade, ama derinlikli. Kendine has musikisiyle yürekleri titreten sade ve derinlikli ses.

İşte bu ses, Anadolu’nun mayasıdır… Bizi biz yapan öz, o seste gizli. Bu ses zaman içinde öylesine büyümüş ki, Anadolu’da on sekiz farklı yerde yankı yapmış. Sadece Anadolu’da mı? Hayır, yukarı illere, can Azerbaycan’a çıkmış.

Hani Bahtiyar Vahapzâde’ni dediği gibi: “Bir yerde ölüp, bes, niye min yerde mezarı?”

Evet, bir yerde ölüp bin yerde anılan… Öyledir; zira o söz mülkünün sultanıdır. Yine Vahabzâde’nin deyişiyle, “varlık sesidir.” Gerçekten de Yunus, varlığın sesidir… O sesi Türk dilinin ulaştığı her yerde duymak mümkündür: Anadolu’dan Azerbaycan’a oradan Rumeli’ye… Yunus, bu milletin tercümanı.

Geçtiğimiz günlerde bu “varlık sesi”nin izinde söze hükmeden bir gönül adamını, Bursalı Aşık Yunus’u ziyaret etmiş, oradaki hali tasvir etmiştik.

Biz, her ne kadar Bursalı Aşık Yunus için yola çıksak da, dönüş yolumuzda bir başka Yunus’un eşiğine daha varmıştık: Rumelili Yunus… Üsküplü Yunus.

Biraz evraklar arasında yolculuk yaptım. Gördüm ki, o Rumelili Yunus, sürgünde Magosa’da sırlanan meşhur Atpazarî Osman Efendi’nin meclisinde yetişen canlardan biridir. Malum Bursalı İsmail Hakkı da bu kâmil insanın huzurunda sükûna ermişti. Bu demek oluyor ki, Rumelili Yunus, mana dilinde Bursalı İsmail Hakkı’nın kardeşi oluyor.

Sözü fazla uzatmayalım… Bizi Rumelili Yunus’un eşiğine götüren aslen Rumeli göçmeni olan Bursalı bıçakçı dostumuz, o günden beri ara ara bu Yunus’umuzun nutk-ı şeriflerinden lütfedip gönderiyorlar. Onlardan birini, Yunusca söyleyişe tanıklık eden güzel bir ilahiyi sizlere takdim etmek isterim. Kim bilir daha nice inciler çıkar.

Rumelili Âşık Yunus’tan
Ya Rabbena ya Rabbena
Meded eyle kıyamette
Vağfirlena zünûbena
Meded eyle kıyamette

Bu dünyada yokdur vefa
Buna gelen çeker cefa
Hakk’ın Habibi Mustafa
Yardım eyle kıyamette
Meded eyle kıyamette

Bahçelerde bülbül şakır
Binbir ismini okur
Ya Hazret-i Ebu Bekir
Yardım eyle kıyamette
Meded eyle kıyamette

Gökyüzünde şems ü kamer
Yeryüzünde nurla döner
Ya Hazret-i İmam Ömer
Yardım eyle kıyamette
Meded eyle kıyamette

Gökyüzünden indi Kur’an
Anı cem eyledi burhan
Ya Hazret-i İmam Osman
Yardım eyle kıyamette
Meded eyle kıyamette

Bu dünyada çokdur veli
Hepisi de Hakk’ın kulu
Ya Hazret-i İmam Ali
Yardım eyle kıyamette
Meded eyle kıyamette

Nefsin kapısını yapsın
Fenadan elini çeksin
Ya Hazret-i Hasan Hüseyin
Yardım eyle kıyamette
Meded eyle kıyamette

Âşık Yunus gafil yatma
Günah deryasına batma
Ya Hazret-i Ümmü’l-Fatma
Yardım eyle kıyamette
Meded eyle kıyamette

İKİ YUNUS, İKİ SOHBET ve İKİ NETİCE

Yunus Emre’nin Anadolu’nun muhtelif şehirlerinde makamı var… Sadece Anadolu’da mı? Hayır; Azerbaycan’da da var. “Yukarı illeri gezdim” diyor. Yukarı illeri, Azerbaycan’ın dâhilinde bulunduğu bölgeyi kastediyor. Muhtemelen Dağıstan’ı, Kafkasya’yı ve tabi İran Azerbaycan’ını gezmiş olmalı.

Gezgin bir derviş Yunus; gezmiş, sözü ve sohbetiyle yaralı gönüllere merhem olmuştur.

Hangi şehre uğrasam, oraya hayat vermiş kâmil insanlarının, sanat ve düşünce adamlarının türbelerini de ziyaret etmek isterim. Çarşı, tarihi eserler, kütüphaneler ve müzelerin yanında türbelerin de size o şehirle alakalı söyleyeceği sözler vardır. Son seyahatim, bir konferans vesilesiyle Aksaray’a olmuştur. Daha evvel Somuncu Baba Sempozyumu için gittiğimde, Vali Beyle Yunus’u konuşmuştuk… Orada, Aksaray’da bulunan Tabduk Emre ve Yunus Emre türbelerinden söz etmişlerdi. O vakit program yoğunluğuyla gidemediğimiz Yunus Emre türbesine bir kış günü gitmek nasip oldu.

Aksaray’da Yunus’un huzurunda dostlara, uğradığım diğer Yunus makamlarından söz ettim. Türkçeyi adeta Müslümanlaştıran bu büyük ruhun, gerçekte nerede olduğu meselesi, o günkü konumuz değildi.

Çünkü Aksaraylılar, Yunus’u Aksaraylı kabul ediyorlar. Tıpkı Kulalılar, Karamanlılar, Eskişehirliler ve diğerleri gibi… Meselemiz o değildi; Yunus’un bu millete emzirdiği süt yani mananın farkına varmaktı. Orada, Belediye Başkanı’nın tahsis ettiği arazi arabasıyla çıktığımız tepede, bir yandan Hacı Bektaş’a doğru nazar ederek Yunus’un menkıbeleri eşliğinde şiirlerini ve bu şiirlerde işlediği manayı konuştuk.

Kar üstünde bir sohbet… Kar, beyazdır; süt rengi. Beyaz şeriatı ve ilahi bilgiyi temsil eder. Şeriat kapısı, din kapısıdır ve bu kapı evvelemirde insanı aklen ve ruhen olduğu gibi maddi anlamda da temizler. Bu temizlik, ancak ilahi bilgiyle olur… Bu bakımdan vahiy, ona muhatap olan insanı temizliyor ve mümin kılıyor.

Hava soğuktu… Ama kar üstünde sohbet içimizi ısıttı. Yunus Emre, asırlar öncesinden bize sesleniyordu.

“Dervişlik dedikleri hırka ile tâc değil
Gönlün derviş eyleyen hırkaya muhtâc değil”

Gösterişten yahut modern insanın önemsediği imajdan çok öte bir anlama yolculuk… Gönlü derviş etmek! Derken Tabduk’un huzuruna geldik. Bir insan, geride ondan ne bir söz ne de bir yazılı eser kalmış. Lakin bir “sînehalketmiş”, bir gönle öylesine ışık olmuş ki…

O gönül Yunus olmuş, söylemiş de söylemiş. Adeta Tabduk, Yunus dilinden konuşmuştur.

Tabduk’un huzurundan ayrılıp Ankara’ya doğru yola revan olduğumuzda, Bursalı Âşık Yunus’u konuşuyorduk. Son yıllarda bendenizin de içinde bulunduğu bazı kalem ve söz erbabının ara sıra da olsa dile getirdiği Âşık Yunus, Emir Sultan’ın dervişlerinden kabul edilir. Ahalinin “Şol cennetin ırmakları” ve “Sordum sarıçiçeğe” gibi, çokça bildiği ilahileri bu Bursalı Yunus söylemiş. Fakat maalesef Bursalılar bu Yunus’un pek de farkına varmamışlar.

Ankara’ya, bazen yorgunluktan uyuya kalsam da sözle sohbetle geldik. Aksaraylı dostlarla Ankara
Garı’nda vedalaştık… Hızlı tren Eskişehir’e doğru hareket ettiğinde, bendenizin aklında şu vardı: İlk fırsatta Âşık Yunus’a uğramak.

Meşgaleler, iş güç… Velhasıl Bursalı Yunus’u ziyaret programı gecikti de gecikti. Daha da erteleyemezdim, bu hafta sonu ilim ve irfan yolunda nice güzel hizmetlere imza atacaklarına inandığım iki öğrencimle yola çıktık. Yağmurlu bir gün… Hava o kadar da soğuk değil. Evvela Yeşil’e selam verdik, sonra Şible’de Taksi durağını geçip, sağa Karamazak yokuşuna doğru tırmandık. Âşık
Yunus, bu yokuşu biraz tırmanıyorsunuz, hemen sağda iki apartmanın arasında sır olmuştur. Bu iki
apartmanın hava boşluğu gibi…

Orada, tek başına sırlanmamış; bu semte adını veren Şeyh Abdurrezzak Efendi’yle yan yana.

Şiirleri ve bilhassa ilahileriyle gönüllerimiz şenlendiren Âşık Yunus ve hakkında yeterli malumata sahip olmadığım Şeyh Abdurrezzak Efendi, orada iki apartmanın havalandırma boşluğunda mahzun ve garip kalmışlar. Bırakın iki apartmanın arasında adeta zindana mahkûm edilmelerini, üstelik bir de pencerelerden atılan ekmek parçaları ve çerçöple kabirleri kirlenmiş. Oracıkta dilimiz kurudu; söz tükendi. Evet, şunu dedim: Vefasız Bursalılar… Sözün ve sohbetin kıymetini bilmeyen komşular.

Yağmur yağıyordu… Birazcık durduk ve gönlümüz kırık bir şekilde Emir Sultan’ın huzuruna vardık.

Bu durumu, en azından Yıldırım Belediye başkanıyla paylaşayım istedim… Onun hizmet alanına girer, en azından burayı temizletebilirdi. Telefonumda kayıtlı aradığım numaralar, belki hafta sonu olması sebebiyle ya kapalıydı yahut da ses veren yoktu. Valimize konuyu ulaştırmak için çabaladım, cevap alamadım.

Sonra Büyük Şehirden bir dostumu aradım, cevap verdi… Durumu anlattığımda sevindirici bir cevap aldım: “Hocam orayla alakalı bir düzenleme yapıyoruz!”

Bu güzel söz bizi kendimize getirdi, Yusuf hocanın ikramıyla gönlümüz şenlendi… Dönüş yolunda uğradığımız Emirhan’da bir dosttan, Üsküp’te de bir Âşık Yunus türbesinin olduğunu öğreniyoruz. Hemen oracıkta şu tespiti yaptık: İlim sadece kitapla, okuma ve yazmayla tahsil edilmez; aynı zamanda eserini okuduğumuz, üzerinde düşündüğümüz bir şair, âlim yahut bilge için yağmurlu veya karlı bir günde kalkıp yola düşmek de lazım…

Bu kendi adımıza bir çıkarımdı. Sonra dostlara dedik ki: “İmdi kimseye kızmadan ve kimseden bir şeyler ummadan uğruna yollara düşülen Bursalı Âşık Yunus’a hizmet zamanı… En azından Yeşil’e gelmişken, yolumuzu Karamazak Yokuşu’na da düşürme zamanı.”

Sizce de öyle değil mi?

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir