Ruhumuzu Titreten Nağmeler

Öncelikle sizleri asr-ı saadete götürmek istiyorum. Takvim 622 yılını gösteriyor. Kutlu Nebi (sav) Mekke’den çıkmak zorunda kalmış ve Medine’ye hicret etmek üzere yolda.

Medine’de sessiz bekleyiş heyecan ile bütünleşiyor ve yürekler ile beraber herkes ayakta. O’nu, O Kutlu Nebiyi uzaktan da olsa gölgesini görmek için boyunlarını uzatıyorlar. Yolun iki yanı da Sevgili Peygamberlerini karşılamak için dizilmiş halkla dolu. Medineliler adeta bir bayram havası içindeler. O büyük misafiri, şanına layık şekilde karşılamak istiyorlar.

Peygamberimiz (sav) artık onlara yaklaşmış ve içlerine doğru seyrederken dört bir yandan, “Buyurun Ya Rasûlüllah” diyerek onu ağırlamak ile şerefyab olmak istiyorlar. Çocuklar, kadınlar hep bir ağızdan Peygamberimizi (sav) öven şiirleri okumaya başladılar…

Bizzat orada olamasak da gözlerimizi kapatıp orada olduğumuzu düşünerek; Medineli sahabe efendilerimizin üzerlerine güneş doğduğu vakit dillerinden dökülen kelâma şahid olalım…

Mümkünse Arapça aslını dinlemenizi ve kendi sesinizle terennüm etmeniz tavsiye edilir…

“Taleal bedru aleyna, Min seniyyetil vedâ - Ay doğdu üzerimize, Veda Tepeleri'nden.
Vecebeşşükrü aleyna, Mâ deâ lillahi da' - Şükür gerekti bizlere, Allah'a davetinden.
Eyyuhel meb'usu fînâ, Ci'te bil emril mutâ – Ey bizden seçilen elçi, Yüce bir davetle geldin.
Ci'te şerrafte’l Medine, Merhaba ya hayra da' - Sen bu şehre şeref verdin, Ey sevgili hoş geldin.
Ente şemsün ente bedrun, Ente nurun âlâ nur - Sen güneşsin, sen aysın, Sen nur üstüne nursun.
Ente misbah-ussereyya, Ya habibi ya Resul - Sen Süreyya ışığısın, Ey sevgili ey Resul.”

Güfte ve Bestesi

Eserin kim tarafından yazıldığı meçhul olup Arapların daha evvel aralarında söyleye geldikleri bir şiiri o an Efendimiz’e atfetmiş olmaları mümkün olduğu gibi o sırada Efendimiz için yazıldığı da tahmin edilmektedir.

Eserin günümüzdeki meşhur besteleri Riyad el Sunbâti ve Yusuf İslam’a aittir.

Divan Şiiri ile Saz Şiiri Arasında Bir Köprü Ozan: Aşık Ömer

Ruhumuzu mayalayan nağmeleri ancak biz gönül kapımızı açarsak işitebiliriz. Bakınız asırlar boyunca Allah aşkıyla söylenen bu dizeler sadece dinleyenlere nasip olmuştur. Birçoklar ise bundan bîhaberdir.

O halde gelin şimdi Kırım, Aydın ve Konya yörelerinde nam salmış bir yeniçeri, seyyah bir aşığın dilhânesini (gönül evini) ziyaret edelim…

17. yy’da doğan Aşık Ömer babası tarafından tahsil için medreseye gönderilmiştir. Fakat o okumada gözü olmadığı için eğitimini yarıda bırakmış bunun üzerine babası onu evden kovmuştur. Bu olay aşığın derbeder bir hayat sürmesine sebep olmuştur. Bir gün huzursuzluk içinde mezarlıkta uyurken rüyasında dünyalar güzeli bir kız görür, kızın sağ elinde tuttuğu sazı ona vermesiyle şairin dili tutulur sonra “Lâ ilâhe illallah” diyerek kendine gelir. Kız da ona “Ey Ömer kalk bundan sonra insanları aklınla yenecek türkülerinle müminlerin hayatına huzur getireceksin” der. Böylece Ömer’in aşıklık hayatı başlamış olur…

Aşık Ömer’in dizelerine gelmeden evvel, Yunus Emre’yi, Pir Sultan Abdal’ı, Süleyman Çelebi’yi, Erzurumlu Emrah’ı, Narmanlı Aşık Sümmani’yi anlama yolunda “Türkçeyi Kuranlar Projesinin” mimarı olan Prof. Dr. Bilal Kemikli hocamıza da bu vesileyle teşekkür etmiş olalım. Bu birbirinden kıymetli âlim, aşık, ozan ve dava adamlarını tanıma yolunda birçok telif eser şu an halkımıza sunuldu Elhamdülillah.

Aşık Ömer der ki nedâmet ehline:

“Sana derim ey gâfil insan, Ecel yetüp bir gün ölsen gerektir
Çıkmasın dilinden cürm ile isyan, Sözlerine pişmân olsan gerektir”

Ve dahî söyler namazını geçiştirenlere:

“Aşık Ömer söyler bu doğru sözü, Gece gündüz eder Hakk’a niyâzı
Sağlığında kılmadığın namazı, Kızgın saç üstünde kılsan gerektir…”

Belki de hatiplerin halka vaaz vermek içi saatlerce anlattığı meseleleri donanımlı halk ozanları 4-5 mısrasında tesirli bir şekilde beyan etmektedirler.

Aşık dediğimizde genelde insanlar bir kadına aşık olan ozanları anımsar. Halbuki bu zatlar sadece Leyla’ya tutulan değil Allah için yanan, Peygamber aşkıyla tutuşan aşk ehlidir…

Sanılmasın dillerinde hep “dert” var “ayrılık” bilakis her derde deva asıl Sevgiliyi zikr var, hatırlamak var.

“Dönmeyiz ne denlu çok olsa âsı, Hamdülillah din u imanımız var
Gider kalbimizi silinir pası, Dilimizde vird-i Sübhanımız var
Ya İlahi bu vücudum yandı kül oldu meded, Lem yezel lemmâ yezelsin tâ kıyamet tâ ebed
Birliğine şüphemiz yok Kul hüvallahü Ahad, Zikr ederler ins ü cin şems u kamer Âşık Ömer.”

Aşık Ömer’in şiirlerinde Peygamber Efendimize (sallallahu aleyhi vesellem), hulefa-i raşidine, ehl-i beyte, mezhep imamlarımıza (rıdvanullahi aleyhim ecmain) derin saygı ve muhabbeti görüyoruz.

“Alemi var eyleyen ol yek Huda’nın aşkına, Alemin fahrı Muhammed Mustafa’nın aşkına
Merhamet kıl Çâr-yâr-ı bâ-safâ’nın aşkına, Yılda bir kez yüzünü ben göreyim elvedâ”

Aşık Ömer’in “Ey çerh-i sitemger dil-i nalana dokunma” şiirini Medeni Aziz Efendi bestesi Halil Necipoğlu sesiyle dinlemeniz tavsiye edilir…

Medreseli Mutasavvıf Bir Halk Şâiri: Erzurumlu Emrah

Kaynaklarımızda, ilk gençlik yıllarında köyünden ayrılarak Erzurum’a gittiği, medrese tahsiline devam edip orada divan şiiri zevkini tattığı ve nazım tekniğini öğrendiği belirtilir. Erzurumlu Emrah o dönemin âşık hayat tarzının gereği olarak bir süre sonra Erzurum’dan ayrılır ve Trabzon, Kastamonu, Sivas, Tokat, Çankırı, Niğde gibi çeşitli yöreleri gezer. Bu arada Nakşibendî tarikatının Hâlidiyye koluna intisap ettiği rivayet edilir.

“Evvelden gül gibi olurdum handan, Şimdi bülbül gibi kalmışım giryan
Ya nice ağlayıp etmeyim efgan, Yârim sadakatli yar idi gitti
Yârin cemaline muvafık ismi, Hüsnüne düşmüştür mutabık ismi
Ne zaman okunsa bir âşık ismi, Derler ki bir Emrah var idi gitti”

Aşıklar devamlı “gelmek ve gitmek” terimlerine yoğunlaşırlar. Çünkü hayata “doğum” ile gelinir ve “ölüm” ile veda edilir. Yâr gelir belki ama araya ayrılık girdi mi başlar bir gurbet havası. İşte şiirlerin başlangıç ve bitişi arasındaki gelme ve gitmeler âşıkların dizelerini oluşturan asıl unsurlardır…

Erzurumlu Aşık Emrah’ın “Var İdi Gitti” şiirini Uğur Işılak bestesiyle dinleyebilirsiniz…

Bilgi Notu: Mahlas ve Tapşırma

Mahlas, Arapça halas, yani “tehlikeden kurtulma” kelimesinden türemiştir. Halas olunacak, kurtuluşa erilecek yer olarak da düşünülebilir. Şairler eğer şiirinde kendi ismini bizzat kullanmıyor mahlas seçme gereği duyuyorsa bilinebilmesi sonucunda ortaya çıkacak çeşitli tesirlerden kendini korumak istiyor olabilir diyebilirim. Bazen ise bu geleneksel bir tercih olarak da karşımıza çıkabilir. Halk ve Divan Edebiyatında genel olarak şairin ismini yahut mahlasını şiirin son dörtlüğünde son satırlarında geçmesine ise “tapşırma” adı verilir.

Bu satırları yazarken İstanbul – Taksim’de meydana gelen terör eyleminde vefat eden yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet yaralılara acil şifalar diliyor ve terörü lanetliyoruz. Şair Bestami Yazgan üstadımızın “Bu Vatan Bizim” dizeleriyle sizleri baş başa bırakıyorum. Ahmet Turan Öztürk bestesiyle dinlemenizi istirham ediyorum…

“Toprağına ana gibi sarıldık, Dermanı, derdiyle bu vatan bizim.
Ne usandık ne sevmekten yorulduk, Yiğidi, merdiyle bu vatan bizim.

Aynı kökün deriniyiz hepimiz, İnsanlığın yarınıyız hepimiz,
Osmanlının torunuyuz hepimiz, Tarihin andıyla bu vatan bizim.

Anadolu birlik merkezi, bu toprakta yaptık gönül sentezi.
Arap’ı, Acem’i, Laz’ı, Çerkez’i, Türk’üyle, Kürt’üyle bu vatan bizim.

Bizi kardeş yaptı ilahî ferman, Beş vakit huzurla dolar asuman.
Kendine gel, kendine gel Müslüman, Allah’ın adıyla bu vatan bizim.”

“Bu Vatan Bizim” şiirini Ahmet Turan Öztürk ve Orhan Hakalmaz besteleriyle dinleyebilirsiniz…

Kaynakça:

1) Aşık Ömer, Kenan Mermer – Ketebe Yay. İstanbul 2018
2) Bestani Yazgan, Bu Vatan Bizim – Nar Çocuk Yay. 2017
3) Nurettin Albayrak. “Erzurumlu Emrah” TDV İslam Ansiklopedisi İstanbul 1995
4) Trt Avaz Erzurumlu Emrah ve Aşık Ömer Belgeselleri

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Bin Atlı Çocuklar Gibi Şendik

Öncelikle sizleri asr-ı saadete götürmek istiyorum. Takvim 622 yılını gösteriyor...

Türk Değilse Yüktür

Öncelikle sizleri asr-ı saadete götürmek istiyorum. Takvim 622 yılını gösteriyor...

Önden Giden Atlar

Öncelikle sizleri asr-ı saadete götürmek istiyorum. Takvim 622 yılını gösteriyor...