Sıradaki içerik:

Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin Vefatı

e
sv

Ruhum Sevmiş Benden Önce: Bilecik

avatar

Hamide Akkaya

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 3 dakika)

“Kimi ruhlar evvelden aşinadır birbirine” sözü hatırıma geldiği vakit, ruhuma aşina olanları düşünürüm. Bu düşünme halinin var olması bile huzur verir ruhuma ve bana. Hatta daha başka şeyleri de sorgulamaya başlarım: “Her şehrin bir ruhu vardır” da derler. Eğer öyleyse ruhumun aşina olduğu ruh bir şehre ait olabilir mi diye bir soru da gelir aklıma. Bu soru ve sorgulamalarla zihnim meşgulken huzurum katlanır da katlanır. Hele ki sorunun cevaplarıyla gelen huzur… O huzur, çok başka, bambaşka bir hale dönüşür. Çok şehir var öyle; beni ve ruhumu huzura gark eden ve ruhumun benden önce bildiği, aşina olup sevdiği… İşte onlardan birisidir Bilecik. Bilecik’in bir ruhu var gibi gelir bana. O ruh ki nice şehirlerde olan ruhtan daha kıymetlidir ayrıca benim nazarımda. Çünkü bir doğuşun nüvelerini taşır karış karış toprağında. O doğuş ki, doğup büyürken o topraklarda, izlerini ve köklerini emanet bırakmıştır her karışına. Bunu bilip, bunu hissederek –Osmanlı’yı hissederek- Bilecik’te arşınlamak yolları, sanki ecdadın manevi huzurunu arşınlamak gibi gelir insana. Ecdat topraklarındandır Bilecik velhasıl. İşte o yüzden karış karış gezerseniz Bilecik’i, ecdat havasını solumuş olursunuz her karışında.
Belki de kim bilir, bu yüzden birçok ruh aşinadır bu şehrin ruhuna. Henüz bilmese de, anlamasa da. Bildirmek ve anlatmak maksadıyla naçizane birkaç kelam etmek isterim Bilecik hakkında. Bilecik’in kuruluşu M. Ö. 3000 yılına dayanmaktadır. Doğu Roma İmparatorluğu’nun önemli şehirlerinden olan ve eski zamanın Bitinya bölgesinde bulunan Bilecik, Agrilion ve Belekoma olarak isimlendirilmekteydi.

Sonrasında tarihimizdeki 1071 Malazgirt Zaferi’nin ve 1299’daki Osmanlı Devleti’nin kuruluşu açısından Bilecik’in konumunu hepimiz az çok biliyoruz. Bazen bilmek yeterli olmaz tek başına. İnsanın bildiğiyle hemhal olması gerekir. Hemhal olmak için de yollara düşmek gerekir. Benim yolum düştü bir keresinde o ecdat topraklarına. İyi ki düşmüş diyorum şimdi. Çünkü kendimi orada ecdatla hemhal olmuş bulmuştum. Herkesin yolunun düşmesi gereken yerlerden biri Bilecik. Yollar oraya çıksın ki bir nakkaş misali işlenen bir medeniyetin köklerindeki maneviyatla ruhlar da işlensin huzurla. Emin olun ki o huzur buluyor sizi orada. Eğer, yola çıkarsanız ilk olarak Emirler Mahallesi’ne uğrayın. –Osmanlı Bilecik’ine yani- Uğrayın ki her milletin bizler gibi olmadığını görün. Osmanlı işgal ettiği yerleri ihya ederken, başka milletler işgal ettiği yerleri yakıp yıkıyor. Burası da öyle olmuş, yakılmış, yıkılmış. Yunanlılar koskoca mahalleden geriye külahları kırık birkaç minare, bir hamam, mescit, imaret… bırakmış.

“Geriye kalanları yeniden inşa etmeye mecbur bırakılan bir nesil onların inşasını elbet yapar da ecdadın yaptıklarına benzer mi acaba” diye bir sual edesi geliyor insanın burada. Suallerle beraber zihinler eskiye gidiyor ayrıca. Eskilerden birini de yâd etmek elzem oluyor. O biri ki izini Bilecik sokaklarında da bulduruyor. II. Abdülhamid Han kendini bu şehirde de hissettiriyor. 1905 yılında yaptırılan belediye binası ve 1902’de 25.cülus sebebiyle yaptırdığı saat kulesini görünce Fatihaları uğurlamak geliyor insanın içinden. Ve yine onun elinin değdiği bir başka yapıdan daha bahsetmek istiyorum. Son şeklini II. Abdülhamid zamanında alan, kayalar üzerinde şehre hâkim bir yamaçta inşa edilen Orhan Gazi Camii. Buradan şehrin bahsettiğim yerlerini temaşa etmek mümkün ve oldukça güzel. Ve yine buradan da yüksek bir tepede türbesi inşa edilen Şeyh Edebali’yi ziyaret etmek de fazlasıyla güzel. Minnet güzelliktir çünkü.

Minnettarlığını o zatın huzuruna gelip Fatihalar okuyarak göstermek çok iyi geliyor insana. Ve Söğüt. Burada, Ertuğrul Gazi, “nereden geldiğini unutma ki nereye gideceğini unutmayasın” sözüyle karşılıyor insanları sanki. Neler yok ki burada. Çifte Minareli Hamidiye Cami, Kaymakam Said Bey Çeşmesi, Çelebi Cami ve Ertuğrul Gazi Camisi nam-ı değer Kuyulu Mescit… Her biri selam durulması gereken yapılardan. Çünkü biliyorum ki “Atalarımız inşa etmiyorlardı, ibadet ediyorlardı.” O hisle bakıyorsun inşa edilmiş her şeye.
Buraya gelip de Ertuğrul Gazi’nin huzuruna gelmek olmaz mı? Giriş kapısının sağında hanımı Halime Hatun gelenleri içeri buyur ediyor sanki. Türbeye doğru ilerlerken yoldaşlarının kabirlerine de dualar göndermek nasip oluyor. Osman Bey tarafından açık mezar olarak yapılan kabirler Çelebi Mehmet döneminde türbe yapılarak kapatılmış III. Mustafa döneminde de kubbe eklenerek II. Abdülhamid zamanında da bugünkü görünümüne kavuşmuş. Burada dualar yalnızca Ertuğrul Gazi’ye değil ismini geçirdiğim tüm isimlere ediliyor.
Her şeyin bir sonu vardır. Dönüş yoluna çıkmadan önce en son Dursun Fakih’e de bir uğramak gerekir belki. Osmanlı’nın ilk şeyhülislamının huzuruna varıp ona da dualar uğurlamanın manevi hazzına da varmak gerekir. O hazla dolan bir gönülle dönüş gerçekleşir böylece.

Dönüşle beraber, ruhun hissettiği huzurun her yanınızı sardığına şahit oluyorsunuz. Çünkü anlıyorsunuz ki ruh aşina olduğu ruha kavuşmuştur bedenin eşliğinde. Sizi saran o huzurun sebebi budur işte; ruhunuzun sizden önce bilip sevdiği yerleri artık sizin de bilip sevmenizdir. Naçizane tavsiyem Osmanlı coğrafyasına bir yolculuğa çıkıp, Osmanlı yadigârı olan Bilecik’i bilin, sevin. Bilmek için yola çıkarsanız Bilecik’e vardığınızda maneviyat kokulu çaylarından da için, – burada Necip Fazıl’ın dediği gibi “ilaç kokulu çaylar” yok yalnızca- kimin huzurunda ve huzuruyla içmek isterseniz… – Şeyh Edebali olabilir mesela –

1992 İstanbul doğumluyum. Doğduğum ve yaşadığım bu şehre sevdalıyım. Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünü hayatımda, fikir ve ilim dünyamda en güzel etkileri olan Sakarya'da okudum. Söylediğim ya da söyleyemediğim her şeyi yazılara dökme fikri de Sakarya'da ortaya çıktı. 2015'ten beri yazma serüveninde yol alıyorum naçizane. Yazarak yaşayanlardan, hislerini kağıtlara dökerek nefes alanlardan, sessizliğini satır aralarında bozan, haykırışını harflerde yatıştıranlardanım. Kısacası hayatını yazdığı yerden başlatanlardanım...

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.