Rûhiye

Hayatımızın farklı dönemlerinden geçerken asıl değer vermemiz gerekenleri, önceliklerimizi unutabiliyoruz. Karşılaştığımız sıkıntılar, dünyaya dair işlerimizin yoğunluğu derken bir zamanlar uğruna nice fedakârlıklar yaptığımız işlerin yerine başka şeyler geçebiliyor. Böyle olunca dünya bizi daha da içine çekiyor ve sıradan, tek derdi dünyaya dair işler olan, ufukların ötesini düşünemeyen bir insan oluyoruz. Böyle durumlarda önden gidenlerin, iz bırakanların hayatını okumak bize iyi gelir. Okudukça asıl derdimizi hatırlarız ve yeniden yola koyulmak için kendimize güç toplarız.

Yeniden başlamak için, yeniden asıl olana azmimizi artırmak için Hasan el-Benna’nın Hatıralarım’dan okuyalım:

“Rebiulevvel ayının ilk gününden başlayarak on ikinci gününe kadar her yatsı namazından sonra kafileler halinde Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) doğumunu anmak üzere bir kardeşimizin evinde toplanıyorduk. Bu gecelerden birinde kardeşimiz eş-Şeyh Şelebi er-Reccâl’in evinde toplanmak sırası gelmişti. Âdet üzere yatsı namazından sonra ona gittik. Evi aydınlık, temiz ve her şeyi yerli yerinde bulduk. Çeşitli içecekler, kahve, çaylar âdet olduğu üzere geldi. Tam bir sevinç ve eksiksiz bir neşe ile alışılmış marşları söyleyerek kafile ile birlikte oradan çıkmak için kalktığımızda, nazik bir tebessümle bizlere şunu söyledi:

- İnşallah yarın erkenden gelir, beraberce Rûhiye’yi gömeriz.

Rûhiye ha! Onun biricik kızı. Aşağı yukarı evlendikten on bir yıl sonra Allah’ın kendisine ihsan ettiği biricik kızı Rûhiye’yi mi kastediyordu? Ona kendisini tümüyle vermiş, ona oldukça alışmış bulunuyordu. Rûhiye ise büyümüş ve serpilmişti. Ona “Rûhiye” adını vermişti. Çünkü o, kendisi için ruhu gibiydi. Onun bu sözleri oldukça garibimize gitmişti. “Ne zaman vefat etti?” diye sorduk. “Bugün, akşamdan az önce” dedi. “Peki neden bize haber vermedin? Marş söyleye söyleye senin evinden değil de, başka bir evden çıkardık” dedik. “Hayır,” dedi, “Bu, bizim kederimizi hafifletti. Yasımız sevince dönüştü. Allah’tan bundan daha büyük bir nimet nasıl istenebilir?” Arkasından, konuşma Şeyh Şelebî’nin verdiği bir tasavvuf dersine dönüştü. Biricik kızının vefatını, Allah’ın, kalbini kıskanmasına bağlıyordu bu dersinde. Çünkü sâlihlerin kalplerinin kendinden başka kimselere bağlanması, yönelmesi halinde Allah, kıskanır. Buna delil olarak Hz. İbrahim (a.s)’i gösterdi. İbrahim (a.s) kalbiyle Hz. İsmail’e bağlanmıştı. Allah da onu boğazlamasını emretti. Hz. Yâkub’un kalbi, Hz.Yusuf’a meyledince, Allah onu uzun seneler gözünün önünden uzaklaştırmıştı. İşte bu nedenle kulun kalbinin Allah’tan başkasına bağlanmaması gerekir. Aksi takdirde, Allah’ı sevmek iddiasında yalancı olunur.” (1)

Hatırada okuduğumuz üzere Rûhiye, ‘ruhum, hayatımın anlamı’ manasına gelen bir kelime. Aslında hepimizin rûhiyesi farklı değil mi? Hepimiz farklı şeylere hayatımızın anlamını yükleyebiliriz. Bu kimimiz için hatırada olduğu üzere bir evlattır, üstelik yıllar sonra, gelmesi hasretle beklenen bir evlat. Kimimiz de hayatın anlamını patronuna, müdürüne yükleyebilir, asıl rızık verenin Allah olduğunu unutarak. Kimimizin rûhiyesi de kitapları olabilir, Allah’ın adıyla, amel etme niyetiyle okumayı unuttuğu kitapları. Defterlerimiz, kalemlerimiz de bizim ruhumuz, her şeyimiz olabilir. Şayet o kalemden dökülenler Hakka değil de batıla hizmet ediyorsa, bizim şöhrete kapılmamıza sebep oluyorsa. Allah’ın kendisinden sonra itaat etmemizi emrettiği annemizin, babamızın istekleri de şayet Allah’tan önce geliyorsa hayatımızda, onlar da rûhiyedir, bizim imtihanımızdır. Allah’ın bize maddi olarak kendisinden yararlanmamız için verdiği ne varsa şayet bizim kibirlenmemize, gösteriş yapmamıza sebep oluyorsa onlar da rûhiye kategorisindedir.

Rûhiye olarak gördüğümüz, hayatımızın anlamı saydığımız her ne varsa o şey bizim imtihanımızdır. Anne, baba, evlat, iş, para, ev, araba, koltuk, kitap, defter, meşguliyetlerimiz… Bu liste herkese göre değişir. Hepimiz, Allah’ın emrini yerine getirmek için bunlardan ne kadar vazgeçtiğimize, bu listedekileri ne için, neye hizmet etmeleri için kullandığımıza, gerektiğinde bunlardan fedakârlık yapıp yapmadığımıza bakarak anlarız dünyanın bizi ne kadar içine çektiğini…

Kaynakça:

1) Hasan el-Benna, Hatıralarım, (İstanbul, Beka Yayıncılık, 2016)

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Parçalı Umutlu

Hayatımızın farklı dönemlerinden geçerken asıl değer vermemiz gerekenleri, öncelikl...

Laal Singh Chaddha’nın Düşündürdükleri

Hayatımızın farklı dönemlerinden geçerken asıl değer vermemiz gerekenleri, öncelikl...

Nesrin Abla ve Huzurun Kokusu

Hayatımızın farklı dönemlerinden geçerken asıl değer vermemiz gerekenleri, öncelikl...