Ruh Mu Bilimi?

Wilhem Wundt, ilk psikoloji laboratuvarını kurarak, psikolojiyi felsefeden ayırdığının bilincinde olsa bile, felsefeden kopmuş bir bilim dalının nasıl bir yol izleyip sonunda ne kadar büyük facialara sebebiyet vereceğini kestiremezdi. Tıpkı Biruni’nin Amerika kıtasının keşfinden beş yüz sene önce, o kıtanın varlığından söz ederken, yıllar sonra o kıtaya ayak basan Avrupalıların, oradaki insanları katledeceğini tahayyül etmesinin mümkün olmadığı gibi. İbn-i Firnas ilk uçağı yaparken, yıllar sonra o uçağın geliştirilip, masum insanları bombalayan ölüm makineleri olarak kullanılma ihtimalini tahmin edemezdi. Aynı şekilde Graham Bell, insanlar arası iletişimi daha hızlı ve kolay hale getirebilmek amacıyla icat ettiği telefonun yıllar içinde gelişeceğini, geliştikçe değişeceğini, değiştikçe anlam ve amacını yitirip tam tersine insanlar arasındaki iletişimi kötü yönde etkileyecek bir aygıt halini alacağınıöngöremezdi. Sayılarını artırabileceğimiz bu örnekleri, ilk başta insanlığın yararına gibi görünen birçok keşif ve icadın zamanla insanlığın sonunu getirmesinin mümkün olduğunu göstermek için zikrettik. İçinde bulunduğumuz çağda insanların sanal dünyaya hapsolup gerçek hayata yabancılaşmasından ne Graham Bell’i mesul tutabiliriz ne de televizyon, bilgisayar, internet gibi birçok buluşun hayatımıza girmesine vesile olanları. Şayet bir suçlu arayacak olursak, bu aletleri kötü emellerine araç eden herkesi hedef tahtasına oturtabiliriz. Zamanla büyük değişimler göstererek ilk halinden eser kalmamış birçok icadın, günümüzde insanlığın faydasına kullanılabilecek bir yanının kalmadığı bahanesi gelebilir akıllara. O vakit, insanlığa hizmet amacıyla kullanıma sunulup sonradan insanlığın sonunu hazırlamaya soyunan bu araçların kötü tesirlerinin farkında olup da bu araçları iyiye kullanılacak şekilde dönüştürmeye gayret etmeyen herkes bu meseleden mes’uldür desek, öyle sanıyoruz ki çok ileri gitmiş sayılmayız. Ancak amacımız bir suçlu aramak değil, içinde bulunduğumuz çağın sorunlarından birine daha ışık tutmaya gayret etmektir. Sonuç itibariyle özellikle son birkaç yüzyılda ortaya konan icatlar, insaların hizmetine sunulan araçlar, toplumsal refahı artıracağı zannedilerek kurulan birtakım kurumların beklenen sonuçları vermediği ortadadır.

Psikoloji bilimi için de bahsini ettiğimiz durum vuku bulmuştur. Maalesef günümüzde insanlara çare olarak sunulan ilaçlar, tedavi yöntemleri, psikolog tavsiyeleri, insanların ruh sağlığını bozan en büyük etmenler haline gelmişlerdir. Psikologlara rağbetin en yoğun olduğu ülkelerde akıl ve ruh hastası oranının daha fazla olması tesadüf değildir. Yani demek istiyoruz ki, psikolojik rahatsızlıklar çoğaldığı için psikoloji revaçta değildir. Modern psikoloji öğretileri popülerleştirildiği, diziler ve filmler aracılığıyla insanlar psikoloğa gitmeye teşvik edildiği için psikolojik rahatsızlıklar artmıştır. Bu düşüncemizin başlıca sebebi, psikolojinin felsefeden koparılışı ve kendi felsefesini oluşturmadan insanların hizmetine sunulmaya çalışılmasıdır.

Mevcut modern psikoloji öğretilerinin başlıcalarına göz atacak olursak, Wilhem Wundt’un 1897’de ilk psikoloji laboratuvarını kuruşu, psikolojiyi felsefeden ayıran olay olarak kabul edililir. Okullarda, bilhassa psikoloji bölümlerinde verilen ilk bilgilerden biri budur. Ancak bu olayın ne anlama geldiğine dair gerekli açıklamalar yapmak şöyle dursun, kimseye bu konu üzerine düşünmeye dahi fırsat tanınmadan, o tarihten bu yana gelip geçmiş ünlü psikologlardan ve her biri ortaya çıktığı zaman diliminde kesin kabul görüp, bir sonraki kendisinin yerini aldığında kökten reddedilen psikoloji kuramlarından bahsedilir. Diğer birçok alanda olduğu gibi burdada da kuru bilgiler ile zihinler doldurulur ve herkesin sorgulamadan söylenenleri kabul etmesi beklenir. Peki ya biraz zahmet edip biraz düşünürsek psikoloji alanında neler döndüğü hakkında nasıl bir fikre sahip oluruz, bunu izah etmek istiyoruz.

Kelime manası itibarı ile «ruh bilimi» anlamına gelen, dolayısıyla insan ruhunu (davranışlar yoluyla) incelemeye çalışan psikoloji meraklıları, «ruh»un soyut bir kavram olduğunu unutmuşçasına, psikolojinin tamamen maddi gözlem ve çıkarımlara şartlanmış, pozitif bir bilime dönüşmesine seyirci kalmış, belki zaman zaman alkış bile tutmuşlardır. Batı insanının, sonunun nereye vacarağını düşünmeksizin, teknik ve bilimde durmaksızın ilerleme kaydetme ihtirası, onu içinde yaşadığı ana hapsetmiş, geçmişe sağır, geleceğe kör, sadece anlık heveslerinin peşinde koşan bencil ve vurdumduymaz bir yaratığa dönüştürmüştür. Sigmund Freud, William James, John Watson, Alfred Binet, Abraham Maslow, Piaget, Pavlov, Skinner ve daha niceleri, ruh bilimcisi sıfatlarıyla öne atılıp, insanlık ruhuna adeta işkence etmişlerdir. Daha insanın ve ruhun ne olduğu hakkında ortak bir karara varmadan, ruhen sağlıklı bir insan profilinin nasıl olacağı hakkında hemfikir olmayı geçelim, kendi öznel fikirleri bile raylı rayına oturmadan , insan ruhunu tedavi etmeye soyunmuşlardır. Şayet tüm bu isimler ve daha burda zikretmediğimiz birçoğu eğer gerçekten insan ruhunu tedavi etmek istiyorduysalar, evvela normal, sağlıklı insan ruhunun ne tür özelliklere sahip olduğunu idrak etmeye çalışmalıydılar. "İnsan nedir, niçin yaşar, niçin ölür, hayatın anlamı ve amacı nedir" gibi insan ruhunun rahata ermesi ile doğrudan ilintili bu sorulara tatmin edici cevaplar bulmaksızın, sağlıklı bir ruhtan söz edilemeyeceği aşikardır.

Amacımız, psikoloji bilimini tümüyle karalamak veya saydığımız psikologları ve onların görüşlerini bir çırpıda silip atmak değildir. Her birinin iyi niyetlerle yola çıktıkları hüsn-ü zannını elden bırakmayarak, yalnızca yola yanlış yerden çıktıklarını, yeterli birikime ve sağlam bir dayanağa sahip olmaksızın bu işe giriştiklerini söylemek istiyoruz. İnsanın ne olduğunu bilmeden, onu nasıl tedavi ederim diye düşünmek; yalın ayak, nereye, niçin gittiğini ve bir yere varsa bile bu yolculuğun ne işe yarayacağını bilmeden uzun ve meşakkatli bir yola girmekten farksızdır. Durumun vehametini, yayından çok ufak bir sapma ile çıkan bir okun on metrede, yirmi metrede, otuz, kırk, elli…… yüz metrede ne kadar farklı bir yola sapacağını, zaman ve mesafe ilerledikçe başta hedeflenen yerden ne kadar uzaklaşacağını düşünerek de zihnimizde canlandırabiliriz.

Ok yaydan çıktı, zaman hızla ilerliyor. Her geçen vakit, psikoloji hedeften biraz daha sapıyor, saptırılıyor. İnsanın ruh sağlığına hizmet etme kaygısı taşıyan, insanlığın kötüye gidişatını kendine dert edinmiş kimselerin bir an önce ezberci modern psikologların ve mevcut psikoloji öğretilerinin insanlık için ne kadar büyük birer tehdit olduklarının farkına varmaları gerekiyor. Psikolojiyi sağlam temellere oturtup, ondan sonra insan ruhunun iyileştirilmesi gibi hassas ve mukaddes bir görevi üstlenmek icap ediyor. Bunu başarabilmek içinse meselenin çıkış noktasına geri dönmeliyiz, 1897’ye. Ruh’u kendine araştırma konusu edinmiş bir bilim dalını felsefen kopararak ruha en büyük kötülüğü yapmış olduk. Soyut bir kavram olan ruh’u somut gözlem ve çıkarımlar yoluyla çözümleyebileceğimiz yanılgısına kapıldık. Hatayı biz en başında yaptık. Psikolojiyi felsefeden hiç ayırmamalıydık.

Ensar Usame Durdağ

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Çocukların Ahlak Gelişiminde Ailenin Etkisi

Wilhem Wundt, ilk psikoloji laboratuvarını kurarak, psikolojiyi felsefeden ayırdığının bilincinde ol...

Tarihin Girdabında, Hakikatin Güzergâhında, Çilenin Muştusunda Buluşmak ve Konuşmak

Wilhem Wundt, ilk psikoloji laboratuvarını kurarak, psikolojiyi felsefeden ayırdığının bilincinde ol...