Sıradaki içerik:

Tapınak Şövalyeleri ve Kutsal Topraklar

e
sv

Raşit Ulaş ile Söyleşi

avatar

Dilhâne

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 3 dakika)

Kavga Başlıyor adlı şiir kitabınız ”Türkiye Kadar Bir Kılıç” isimli şiir ile karşılıyorsunuz bizleri. Niçin ilk sırada bu şiiriniz var diye sorsam, ne dersiniz?
Kitabın ismiyle şiirin isminin arasında elbette bir paralellik var. Türkiye Kadar Bir Kılıç’ın ilk şiir olması; meselemizin, derdimizin, öfkemizin, kavgamızın ve sevdamızın öncelikle Türkiye olduğunun belirginleştirilmesi içindi. Gönül isterdi ki Ergin Günçe’nin Türkiye Kadar Bir Çiçek şiirinin “çiçeğini” kılıç yapmayayım fakat artık bundan kaçmamızın imkânı yok. Türkiye ayakta duracaksa kılıçla duracak. Kılıcı ise açtıkça açabilirsiniz. Devletin yaptığı yerli silahla kılıcın içine dâhil olduğu gibi yine devletin atılım ve yatırım yapması gereken bilim, teknoloji ve sanat yatırım/hamlelerini de bunun içine dâhil etmemiz gerekiyor. Türkiye öncelikle ayakta kalmayı başaracak ve sonrasında da yeniden bütün dünyaya “nizam-ı âlem” diye bir kızıl elmasının olduğunu gösterecekse bilimi, teknolojiyi, sanatı ve ekonomiyi birbirinden ayırmamızın imkânı yok. Burada neden sadece Türkiye, İslam birliğini önemsemiyor musun sorusu geliyor genelde. Evet, İslam birliği denen muhayyel bir kavrama inanmıyorum. Buna inanmamak içinde İran gibi Mısır gibi BAE gibi Suudi Arabistan gibi Suriye gibi çok haklı gerekçelerim var. Dünyada hiçbir zaman İslam birliği gerçekleşmedi ve gerçekleşmesinin de imkânı yok. Türkiye’den ve Türklerden nefret eden devletlerin bir arada yaşaması düşünülebilir mi? Mümkün değil. Dünyaya “ila-yı kelimetullah” kavramı ve cehdini armağan eden Türkler bugün bu ismini saydığımız ve saymadığımız birçok “Müslüman” devlet tarafından kendi bekalarına tehdit olarak görülüyor ve açık düşmanlık besleniyor Türkiye’ye karşı. Bunca gerçek varken kendimizi romantik bir söyleme mahkûm etmemeliyiz. Öte yandan Orta Asya’daki Türk devletlerinin de durumu bundan bir basamak daha üstte sadece. Türklere karşı bir düşmanlık olmamasına rağmen birçok Kazak, Kırgız, Özbek Türkü kendisine Türk demiyor ve bunu kabul etmiyor. Bunun da sebebi yılların Rus asimilasyon politikası. Hülasa edecek olursam; Arap ve Rus emperyalizmi arasında bir tercihte bulunmaktan ziyade Türkiye’nin şahsı manevisinin tahkim edilmesinin bütün kapıları açacağını düşünüyorum.

Şiirlerinizi veya yazılarınızı hangi ortamlarda yazıyorsunuz, betimleyebilir misiniz?
Bunun belirli bir ortamı yok. Bazen metrobüste yazıyorum, bazen işte, bazen de evde. Bir şiiri oturup bir oturuşta bitirmiyorum. Benim yazış şeklim böyle değil en azından. Farklı farklı zamanlarda kurduğum mısraları birleştirerek oluşturuyorum şiiri. Tabii son düzenleme süreci ise yine evdeki odamda oluyor.

Genellikle toplumumuzda eski ve yeni karşılaştırması yapılıyor. Örneğin; ”nerde o eski ramazanlar” diye söylemde bulunanları çok duyarız. Siz ise ”nerde o eski şiirler” diyor musunuz?
Tasavvuftaki “ibnül vakt” yani vaktin oğlu olmak kavramına inanıyorum. Kırmızı çizgilerimize halel getirmeden, her dünya görüşünün, her inanışın değişebileceğini ve yenilenebileceğini düşünüyorum. Sürekli eskiye özlem bizi anakronik ve romantik tipler haline getiriyor. Böylece de miskinleşiyoruz. Övdüğümüz eski zamanlarda bile yaşadığı zamandan şikâyet eden çok insan vardı, böyle düşünmek lazım. Her devir kendi zorluklarını da birbirinde getiriyor ama her devrin insanı da yaşayacağı zorluklara göre donanıma sahip oluyor. Bu çağda yaşıyorsak bu çağda nasıl insan kalabileceğiz bunun derdinde olmamız lazım. Bu bağlamda eski çok iyiydi şimdi çok kötü söylemini gereksiz ve boş olarak görüyorum. Şimdi ne yapıyoruz, asıl önemli olan bu çünkü eğer şimdimiz yani ânımız iyi olursa yarın olduğunda dün iyi olmuş olacak. Yarın da iyi olduğunda ertesi gün iyi olmuş olacak. Hadis-i şerifte şöyle diyor ya; “Bir günü bir gününe eş geçen ziyandadır” Bu müthiş bir aksiyon emri ve telkinidir. Aynı zamanda sizi nostalji bataklığına saplanmaktan da kurtarır. Geçmiş ve gelecek yok, şu an var.

Cahit Zarifoğlu ”Ben şiirlerimi buzdağına yazıyorum” diyor, peki Raşit Ulaş’ın böyle bir söylemi var mı?
Ben şiirlerimi kendimde dâhil herkese ve her şeye yazıyorum. Sokaktaki insan, ailem, dağ, taş, toprak ilh. Yaratılmış ne varsa.

İnsan ile şiir arasında ki ilişki nasıldır?
Bunu Türklerle şiir arasındaki ilişki olarak düşünürsek şöyle söyleyebilirim. Biz şiirin milletiyiz. Bizdeki fikir adamları kahir ekseriyetle şairdir. Örneğin akademisyen olup toplumun önünde yürüyen çok az insan bulabiliriz ama Namık Kemal’den Mehmed Akif’e, Necip Fazıl’dan Nazım Hikmet’e, Sezai Karakoç’tan İsmet Özel’e, Turgut Uyar’dan Tevfik Fikret’e kadar şairler milleti yönlendirmiş ve önünde yürümüştür. Olası bir memleket meselesinde aklımıza ilk gelen şey tekbir çekmek ve İstiklal Marşı okumak. Bundan daha güzel bir ilişki olabilir mi?

Dilhâne’nizdeki üç kelimeyi söyleyebilir misiniz?
Sevda, kavga, iman

En sevdiğiniz üç şair?
En sevdiğiniz sorusunun en az otuz cevabı olabilir ama şunu söylesem bütün o otuzu söylemiş olurum sanırım: Karacoğlan, Köroğlu ve Yunus Emre. Sevdanın kavganın ve imanın şairleri

Kesinlikle okunması gerek dediğiniz 3 kitap?
Kitap okuma listelerine karşıyım : ) Bunun belli bir formülasyonun olmasının imkânı yok. Yaşa, ilgiye, mesleğe ve meseleye göre binlerce çeşit kitap okunabilir. Ben şiirle ilgilendiğim için aynı şeyi söyleyebilirim tekrar: Karacoğlan, Köroğlu ve Yunus Emre okumak Türk şiirini anlamak adına en önemli adım. Bu konu hakkında daha detaylı bir yazı yazacağım inşallah ileride.

Raşit Ulaş’a teşekkür ediyor, başarılar diliyoruz.

Söyleşi: Durmuş Ali Ertaş

Bir insana erişmenin ve ruhuna dokunmanın en güzel yollarından biridir edebiyat. Kelimelerin birbiriyle olan aşkını anlatır ve bu anlatım sırasında insana dair olgularıyla bizlere dokunur. Dilhâne işte böylesine aziz bir uğraşın günümüzdeki temsilcisi olarak tüm topluma ulaşmayı amaçlayan bir edebiyat şiir ve fikir dergisidir.

Edebiyat sahip olduğu varlığın içerisinde bir fikre sahiptir. Bu fikirle kavurur cümleleri ve ortaya bir dünya mirası ortaya çıkarır. Varlık gösteren dışa vurum bazen bir düz yazı olur bazense bir şiir. Eğer fikir kendisi bir şiirde bulursa her kelimesinde adeta bir rengin onlarca tonuyla karşılaşır insan. Bu anlam zenginliği ise edebiyatı yeşertir, insanın özüne dokunmasını sağlar. Edebiyat, şiir ve fikirlerin insana sağladığı huzuru ve yüceliği fark eden birçok söz ve kalem ustası; ömürlerini bu alanda sarfetmişlerdir. Aynı manevi değeri arayan nice insanın varlığını hoşgörü ve güzellikle karşılayan Dilhâne dergisi bu arayışın karşılığı olarak yeni yazarlar için de bir platform görevi görmektedir.

Öyle ki söz edilen amacın sonucu olarak Dilhâne Dergisi, okuyucularından ve yazı yazarak bir uğraşı ortaya koymak isteyen herkesten yazılarını beklemektedir. Bu yazıları bünyesine katarak diğer insanlara ulaştırarak hem yazarın gelişimini desteklemektedir hem de yazara duygu ve düşüncelerini başka insanlara aktarma olanağı tanımaktadır. Eğer sizlerde yazılarınızı paylaşmak isterseniz ilgili bilgileri dilhane.net adresinde bulabilirsiniz.

Bir fikrin hamurunu edebiyat ve şiir ile yoğururken, toplumdan yazılar alarak bu uğraşa değer katmanın bir başka boyutu daha bulunmaktadır. Hiçbir bir karşılık beklemeksizin edebiyat şiir ve fikre duyulan saygıdan dolayı tüm bu uğraşları yine toplumla paylaşmak. Bu sebeple Dilhâne dergisi insanlara ulaşabilmek için aylık yayınlarını, yapılan söyleşileri, yazıları ve daha birçok yazılı ve görsel ürünü dilhane.net adresinde hiçbir maddi karşılık olmaksızın insanlarla paylaşmaktadır.

Bir yandan değişen dünyaya ayak uyduran bir yandan da sahip olduğu öze günden güne değer katmayı hedefleyen Edebiyat şiir ve fikir dergisi olarak farklı konularda ve çeşitli türdeki ele alımlarıyla edebiyat dünyasında emin adımlarla ilerlemeyi sürdüren Dilhâne dergisi, siz edebiyat aşıklarını da pür heyecanla beklemektedir.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.