Sıradaki içerik:

Mamafih

e
sv

Rahatlık Mı? Yakında, Râhât-âdâb-ı Fenâda

avatar

Dursun Ali Tökel

  • e 1

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 3 dakika)

Metaforlar, gündelik hayatımızı, konuşma şeklimizi, çepeçevre kuşatmış, ama kendisinden hiç haberdar olmadığımız, neredeyse bütün düşünce ve algı tarzlarımızı belirleyen bilinçaltımızdaki mecburi yoldaşlarımızdır. Yoldaşlarımızdır, zira onlar olmadan bir adım bile atamayız. Metaforlar, soyut düşüncelerimizi daha iyi anlamak ve anlatmak için kendisine büründüğümüz somut kıyafetlerdir. Bir şeyin ucuz olduğunu mu söyleyeceğiz “ucuz” demeyiz, daha iyi anlaşılsın diye “batan geminin malları bunlar” deriz. Bir şeyin pahalı olduğunu mu anlatmak istiyoruz, “çok pahalı” demeyiz de “ateş pahası” deriz; böylece onu çok daha etkileyici anlattığımıza inanırız. Bir çocuğu çok mu seviyoruz, bunu “çok seviyorum”la anlatmayız; “yesinler onu”, “yerim seni”, “tatlım”, “balım” vb. “yemek” fiilleri ile anlatırız.

Neden, “ucuz”u “batan gemi” ile; neden “pahalı” olanı “ateş” ile, neden “sevme”yi “yemek” ile, neden “para”yı “el kiri” ile anlatmayı seçiyoruz? Kültürler kendini ifade için neden farklı metaforlar seçiyorlar; neden Batı’da elma “ölüm”ün, “tehlike”nin metaforudur da, bizde “hayat”ın, “yaşama”nın metaforudur? Bütün bu “somutları” seçmemizin ne anlamı/anlamları var? Şüphesiz pek çok anlamı var ama bu bambaşka bir yazının konusu. Biz şimdi, “kendimizi daha iyi anlatmak için metaforlara, somutlamalara başvururuz, bu keyfî bir durum değil, bir zorunluluktur” bağlamından çıkmayalım. Bu yazıda da “yol” ve “yolculuk” metaforu üzerine duralım; yol ve yolculuk acaba neyin metaforu ve niye onun metaforu, ona bakalım ve bütün bu bağlamlar eşliğinde bir beytin hikmetli vadilerine uzanalım.

Yola Çıkıyorsun, Tedarik?

Yolun kendisi bizatihi bir metafordur; insanın hayat macerası “yolda olmak, yolculuk” ile metaforlaştırılmıştır. Bir hadiste, Peygamber Efendimiz insanın dünya hayatını yolculuk metaforu ile anlatır: Kendisini at üstünde giden bir yolcuya benzetir. Uzun yolculuktan yorulmuştur, bir ağaç altı bulur, atından iner, orada kısa bir süre dinlenir ve sonra atına atlayarak yolculuğuna devam eder. “İşte” der Hz. Peygamber Efendimiz “dünya hayatımız o ağaç altındaki kısa zamandan ibarettir.” O zaman bu dünya hayatı devam eden yolculuğun kısa bir uğrak yeridir; kendisi bizatihi o “bütün hayat”ın ne başıdır, ne de sonudur. “Yolda olmak” hem en kadim arketiplerden biridir, hem de en karmaşık metaforlardan biri. Dünya “iki kapılı bir han”da yapılan bir yolculuk evresidir. İnsan bu yolda “gündüz gece” gitmektedir, durmak yoktur. Fakat şu da açıkça bilinir ki hiçbir savaşa “silahsız” girilmediği gibi, hiçbir yolculuğa da “tedariksiz” çıkılmaz,. Tedarik hem yolculuk için elzemdir, hem de varılacak yer için. Zira tedariksiz yola çıkan yolda sefil ve perişan kalacaktır, gittiği yerde de bu yolculuktan “ne getirdiği” sorulacaktır.

Rahatlık Nerede?

İnsan hep konforlu olmayı, dört başı mamur olmayı, rahat içinde yaşamayı ister.

Tamam, hadi diyelim ki bu bizim doğal hakkımız. Peki, eğer bu dünyanın bir “karar yeri” değil de bir “yolculuk” yeri olduğunu söylüyorsak -ki Kutsal metinler de, metaforlar da, şairler de, bütün düşünce sistemleri de böyle söylüyor- insan yolculuk esnasında ne kadar rahat edebilir, ne kadar huzurlu olabilir, ne kadar konfor sağlayabilir ki? Konfor, gittiğimiz yerde bulacağımız bir hayat alanıdır, yolculukta değil. Yolculuk ne kadar rahat olursa olsun, sonuçta, kendinize değil, yola, yolculuğa, bilinmedik mekân, zaman ve insanlara tabisinizdir, kontrol, sizden ziyade etrafınızdakilerdedir. Yani insan, yolculukta bir nesnedir, özne değil. Öznelik ancak, yolculuğun bitiminde, evimizde varınca yaşayacağımız bir haldir. Bu yüzden konfor da nesnelikte (yolda) değil, ancak öznelikte (evde/menzilde) mümkündür. Bundan dolayı Hz. Peygamber Efendimiz “Dünyada rahatlık yoktur.” Buyurmuştur. Bu, teselli olsun söylenmiş sıradan, mistikçe bir söz değil. Son derecede bilimsel, akılcıl ve realist bir gerçeği işaret etmektedir: Yolculuk, rahatlık yeri değildir; rahatlık varılmak istenen yerde bulacağımız bir kazanımdır. Tabi eğer hak etmişsek…

Nev’izâde Atâî der ki; Tedarikli ol, Menzile Az Kaldı

Pek çok Divan şairi; bizim hakikatimizi, anlamımızı, yolculuk esnasında elzem ve hayatî olan silahlarımızı bize tedarikte son derecede cömert olan, çok kıymetli ve değerli yol göstericilerimiz, akıl küplerimiz, kılavuz kaptanlarımızdır. Bunlardan biri de bilhassa yazdığı mesnevilerle çağının sosyal hayatına ışık tutan, insanların yoldan çıkmalarını, aile yapısının bozulmasını, devlet sistemindeki aksaklıkları büyük cesaretle dile getirip insana, yapıya ve sisteme ağır eleştiriler yönelten Nev’i-zâde Atâî idi. Onun bir beytini burada söz konusu etmek istiyorum. Yukarıdan beri işlediğimiz yolculuk, yolda olmak, rahatlık vb. insani durumlara ışık tutuyor bu beytiyle Atâî:

Tedârük üzre ol gûş eyle pendim varıcak yerdir

Yakında bir mahal var râhatâbâdfenâ derler

 Atâî, tümüyle yolda olan insana sesleniyor, hayat yolunda olan insana.

“Sana bir öğüdüm var, kulak ver, aman tedarikli olmayı ihmal etme; çok yakında adı  “fenanın rahatlık ve huzur veren yeri” olan bir mekâna kavuşacağız…” diyor.

Orası neresi acaba? Orası hem fenâ olan bir yer, hem de insanı rahatlığa, huzura kavuşturacak bir yer!..

Hadis’in bizi uyarmasına hep gönderme yapıyoruz ya: “Bu dünyada rahatlık yoktur!”. Peki bu hadisin peşinden hemen şu soruyu soralım: Rahatlık bu dünyada yoksa, rahatlık hiçbir yerde mi yoktur? İşte bu soruya cevap veriyor Atâî, “rahatlık var” elbette yok değil, ama onu burada aramak yanlış; çünkü burası kalınacak yer değil ki, burası yolda olduğumuz yer. Peki, rahatlık varsa nerede olacak? Ataî’nin bu soruya cevabı, “çok yakında bir yerde”. Bu yakın yer neresidir? Kabir mi, ölüm sonrası hayat mı, yani cennet mi? Sevgilinin ebedî huzuru mu? Hepsine “evet” dememiz gerekiyor. Yolculuğun hakkını veren için, yolda değil de, varılan menzilde rahatlık bir haktır artık, bir lütfun eşliğinde. Fakat, “yakında, rahatlığa ereceğimiz o yerde” rahatlığı bulabilmemiz için Atâî’nin “tedarikli ol” öğüdünü kulak ardı etmememiz gerekiyor. Yani tedarik üzere olmayanları, yolun sıkıntısına ilaveten bir de varılan yerdeki sıkıntılar bekliyor demektir.

Şu soru sorulabilir bu durumda: Peki, râhatâbâdfenâ neresi? Çok meraklıyız elbette. Orayı da inşallah gidince göreceğiz.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.