Prof. Dr. Muhammed Erat ile Medeniyetler Beşiği Coğrafyamız Üzerine Söyleşi

Türk kültürünün temel yapı taşları nelerdir?

Türk kimliği dediğimizde akla Türkün yaşayış tarihi, kendi kimliğimizi ortaya koyan dilimiz Türkçe önemli eserler, Orta Asya'daki yazıtlar kitabeler gelir. Türk dediğimizde güçlü, kuvvetli, dirayetli, şefkatli ve insanlara adaletli yaklaşan bir anlam barındırıyor. Tarihte Türklere baktığımızda gerçekten hakim olduğu coğrafyalarda “adalet” anlayışını ortaya koymuşlar. Komşularıyla iyi ilişkiler sürdürmüşler. İnsanlara zulmetmemişler, baskı yapmamışlar, haksızlık yapmamışlar. İslam öncesi ve sonrasında da bunu görüyoruz. İslam öncesi dönemde de aile yapımız, yönetim anlayışımız, kadının yeri önemlidir. Aileye çok önem verilir yine Eski dönemlerde de. Toplumlar arası yardımlaşma üst seviyededir. Ahlak meselesi çok önemlidir, ön plandadır. Bir toplum düşünün ki orada huzur var mutluluk var adaletle yönetiliyor. Onlara adil bir yönetim anlayışıyla yaklaşılıyor.

Türkler İslamla müşerref olunca daha bir üst seviyeye ulaştılar. İslam’ın bayraktârı haline geldiler. Tuğrul Bey’in halifeden “dünyanın sultanı” unvanı alması ve Abbasi ordusunda Türklerin varlığıyla birlikte 10-11.yy’larda Türkler İslam tarihinde çok önemli bir yere geldiler. Kendi kültürleriyle birlikte mezcoldu. 11. yy’dan itibaren haçlı seferlerini karşıladılar, Bizansla savaştı Müslüman Türk milleti. 11-12.yy’a kadar araplar bu görevi ifa ettiler haçla hilalin mücadelesinde. Bu dönemlerden sonra haçlı seferlerini Anadolu’da durduran Türkler olmuştur. Selahaddin Eyyubi’yi, Eyyubileri de unutmamak lazım tabiki. Türkler cihan hakimiyeti mefkuresinin dışında i’lâ-yi kelimetullahı; Allah'ın ismini yayma düşüncesini omuzlarına almış oldular. Dünyada Türk denildiğinde Müslümanlar geliyor, Müslüman denilince Türk akla geliyor. Orta Asya’dan almış olduğumuz kültürümüze İslamiyet kıyafeti giydirerek iç içe getirerek Müslüman Türk imajını adil, ahlaklı bir yönetim anlayışına sahip, düzgün bir aileye sahip bir profil çizdik Dünyada. Müslüman Türk bu şekilde ortaya çıktı 15-16. yy’da. Böyle olunca askeri, ekonomik başarılar geldi. Toplumsal hayatımızda barış söz konusuydu. 16.yy’dan sonra durum değişti, başarısızlıklar geldi kendi kimliğimizi tam ortaya koyamadık. O yüzden 19.yy ile birlikte Batıyla temasa geçtikten sonra Türk kimliği farklı bir hale büründü. Çokça Batının etkisi altında kaldı Müslüman Türk kimliği.

20.yy ile birlikte insanımızın bir tereddüt içerisinde olduğunu görüyoruz. Müslüman Türk kimliği nedir, nasıl olması lazım? Kendi kimliğimizde yozlaşmaya başladık. Türk-İslam Dünyasının içindeki sıkıntılarının kaynağı bu. Bir buhran içerisine düştük. Batıdan gelen o kültür emparyalizmi altında biz tam bir tavır ortaya koyamadık. Doğuyla Batı arasında sıkışıp kaldık. Doğu’ya mı aitiz Batı’ya mı aitiz sıkıntı içerisinde kaldık.

Bütün toplumların coğrafi konumunu elde etmeden evvel bir yer kazanma süreci oluyor. Bu bazen antlaşmalarla bazen ilhakla bazen de savaşla oluyor. Savaşlar güçle mi kazanılır? Bir millet hakimiyetini, maddi ve manevi kültür ögelerini; benliğini korumasıyla mı sağlıyor? Selahaddin Eyyubi’ye isnad edilen bir söz var "Bir devleti savaş olmaksızın yıkmak istiyorsanız eğer; ahlaksızlığı ve zinayı genç nesilde yayın" ve yine Aliya İzzetbegoviç de der ki “Savaş ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir...”

Evet bu ifadeler doğru milletler kendi kimliklerini ortaya koyamayınca birçok saldırıya maruz kalıyorlar tabi savaşı kazanmak için güç lazım silah lazım ama sizin orada hakimiyetinizi kurabilmeniz için altyapınızın toplum yapınızın sağlam olması lazım. Birlik ve beraberliğiniz daim olmazsa savaşı kazansanız da o coğrafyada kaim olamazsınız daim olamazsınız. Hele ki savaşı kazandıktan sonra başka bir kültüre ait olursanız orada uzun bir süre kalamazsınız. Devlet yapısının iyi olması için toplum yapısının iyi olması lazım toplumun iyi olması için de aile yapısının iyi olması gerekiyor. Aile ahlaklı olursa çalışkan bir toplum olur dürüst adil bir toplum olur. O toplum da devletin yönetim anlayışını düzeltir. Yönetimi iyi olan devlet ise hakimiyetini sürdürür, baki kalır.

Geçmişten günümüze emek, vefa ve fedakarlıkla yoğrulmuş bu coğrafyamız o kadar zengin ki Merhum Mehmet Akif'in dediği üzere "cennet vatan" diyoruz. Burayı "cennet vatan" yapan unsurlar nelerdir? Bu zenginliğin ne kadar farkındayız? Günümüzde kültürel olarak artılarımız ve eksilerimiz nelerdir?

Mesela selâtin camilerde görürsünüz ki sadaka taşı kültürümüz vardır ihtiyacı olan oradan alır. Yani bu kültür, hırsızlığın da önüne geçmiş oluyor; başkasının hakkına riayet düşüncesini gösteriyor, “hepsini almayayım başkasına da kalsın” anlayışı, kul hakkı anlayışını da gösteriyor. 200 yıllık bir Batı medeniyetinin taarruzuna karşı birçok olumsuz örneklere karşı sağlam bir altyapımız olduğu için bazı bozulmalar olsa da ayakta kaldığımızı görüyoruz.

Vakıf medeniyeti olmamız kültürümüzün en önemli özelliğidir. Peygamberimiz (sav) döneminden beri vakıf anlayışı çoğaldı. Biz de her alanda vakıf medeniyeti oluşturduk sadece cami, medrese değil vakıf bir mektepte öğrenciler ders gördü, vakıf bir kitapla eğitim aldı, vakıf bir yurtta kalabiliyorlar, vakıf bir mezarlıkta defnedilebiliyorlar. İnsanımız hayır yapmayı çok seviyor sadaka-i cariye meselesi çok önemli. Biz her şeyi vakfettik binayı yurdu imarethane, aşhane, hastane, medrese, külliye, cami, arazi her şeyi vakfettik ve ihtiyaç sahibi kimseler oradan faydalandılar. Bugün de derneklerimiz, cemiyetlerimiz var yine hem yurt içinde hem yurt dışında. Bu bizi diğer medeniyetlerden ayıran bir özelliktir. Fedakarlık ve diğergamlık bu toprakları “cennet vatan” yapan en önemli unsur. Biz bağış yaparken destek verirken kimin faydalanacağını bilmiyoruz. Kimse bilmeden görmeden yardımımızı Allah rızasını kazanmak için yapıyoruz. İnsanlar da vakıf sahiplerine dua ediyorlar ve sevap defterleri kapanmıyor böylelikle. Bu kültür devam ettikçe toplumumuzun sırtı yere gelmez. Sadece kendimizi kurtarmak aileyi kurtarmak yetmiyor komşuyu diğerlerini de düşünmek gerekir. Bizim çocuklarımız önemsemediğimiz diğerlerinin zararına maruz kalabilir. Diğerlerini de önemseyip ahlaklı bir toplum yetişmesinde çaba sarfetmemiz gerekiyor. Toplumumuzu yüceltecek diriltecek olan temel şey ise disiplinli bir şekilde çalışmaktır.

Mesnevi’de geçen bir hikaye geldi aklıma hocam. Bir zat var cami önünde dileniyor. Bunu göre bir arif ona yaklaşıp merakından “ey falan hayrola elin ayağın tutuyor işin gücün yok mudur senin?” diye soruyor ona. Dilenci de işinin gücünün dilenmek olduğunu söylüyor tabi. Buna sebep olarak da bir gün bir kuşun ağzında bir yere yemek götürdüğünü görüp kendisi yemeyip nereye götürdüğüne bakmak için takip ettiğini söylüyor. Bir de bakıyor ki sakat olan kuş arkadaşına götürmüş o yiyeceğini. Dilenci de "Sübhanallah! Ey Rabbim şu sakat kuşun bile rızkını ayağına getiriyorsun” diye çalışmayı bıraktığını ne de olsa Allah'ın rızka kefil olduğunu bildiği için oturu dilendiğini söylüyor. Dilencinin bahanesini dinleyen arif zat ise “Behey falan keşke sakat kuşun halini örnek alacağına o mağdura yardım eden kuşun halini örnek alıp dileneceğine çalışıp hem kendine hem de başkalarına faydan dokunsaymış der.”

Yâ, yâ çok doğru… Veren el alan elden üstündür anlayışımız var. Çalışmamız gerek, tembellikten kaçınmamız gerek, malımızın zekatını vermemiz lazım. İnsan ne yaparsa onun karşılığını alıyor. Yardım sadece parasal değildir yolun ortasındaki bir taşı kaldırmak da yardımdır, tebessüm etmek de yardımdır, fikri olarak da yardım mümkün. Yaşlılara yardım etmek yine İslam kültürü ile Türk kültüründe yaygın olan unsurlardır.

Günümüzde televizyon özellikle kültürü yozlaştıran unsurlardan bir tanesi. Haberlerde sürekli kötü unsurların, cinayetlerin, vahşet olaylarının yayını yapılsa da iyi haberler de var. Ahlaksızların ön plana çıkarıldığı bir medyada ahlaklılar arka planda kalıyor. Size sunulan bu manşetleri ilk sayfaları okuyup kapatırsanız sadece günümüzdeki kötü unsurların devam ettiğini sanırsınız ancak sayfaları çevirirseniz iyileri de göreceksiniz. İyiliğe kanalize olmamız lazım, iyilikleri görmemiz lazım. Güzel gören güzel düşünür güzel düşünen hayattan lezzet alır, demiş Bediüzzaman. Akif'in de dediği gibi cennet vatana sahibiz. Her ne kadar dünyada savaşlar devam etse de sınırlarımızda terör faaliyetleri devam etse de ülkemizin genelinde huzur hakim. Kendi kimliğimizi ortaya koyabiliyoruz, İslam’ı yaşayabiliyoruz. Şehitlerimizin kanlarıyla sulanan topraklardayız. Bize bu ülkeyi bağışladılar atalarımız, biz bu vatanda kendi kimliğimizi dilimizi, dinimizi, değerlerimizi, bağımsızlığımızı devam ettirerek var olduğumuz ortaya koymamız lazım. Biz bugün rahat nefes alıyorsak bunu ülkemizin dört bir yanında vatan, millet, namus, şeref ve gelecek nesiller için son nefeslerini veren şehitlerimize borçluyuz. Ahlaki manevi milli değerlerimize saldıran ideolojilere karşı durmamız lazım. Kendimizi iyi yetiştirmemiz lazım, çok kitap okumamız lazım, kendimize ait olan değerlerimizi iyi bilip o şekilde yansıtmalıyız hayatımıza.

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Yusuf Duru ile Sinema ve Tiyatro Üzerine Söyleşi

Türk kültürünün temel yapı taşları nelerdir? Türk kimliği dediğimiz...