Sıradaki içerik:

Nizamülmülk ve Nizam-ı Âlem

e
sv

Peygamberimiz En Çok Hangi Hanımını Döverdi!

avatar

Yusuf Duru

  • e 1

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 4 dakika)

Evet. Yazının başlığını okuyunca önce şöyle bir irrite oluyor insan değil mi? Alemlere rahmet vesilesi olarak gönderilmiş bir insan olan Hazreti Peygamber aleyhisselamın özellikle eşi başta olmak üzere tüm kadınlarla  olan diyaloğunda şiddet ne alaka diyenlerinizi duyar gibiyim.

Sevgili Dilhâne okurları. Aslında bu başlığı kullanmamdaki sebep biraz da dikkat çekmek içindir. Son günlerde artan kadına şiddet olaylarına karşı bir duruş sergilemek gerekmektedir. Devlet başta olmak üzere, hükümet yetkilileri, milletvekilleri, resmi daire sorumluları, özel kuruluş sahipleri, idarecileri, aile reisleri dahası bir toplumda yada toplum dışında yaşayan her ferdin bu duruşu net ve dürüst bir şekilde ortaya koyması gerekmektedir.

Allah’ın insanlığı yarattığı gün devamına vesile olarak tertip ettiği önemli bir kurumdur aile. İnsanlık tarihinin ilk gününden itibaren inşa edilmiş olan bu müessese, kıyamete kadar ehemmiyetini koruyacak ve devam ettirecektir. Hazreti Adem aleyhisselam ile başlayan aile kurumu, hazreti Muhammed aleyhisselam ile en mükemmel seviyeye ulaşmıştır.

Peygamberimizin aile hayatına bir göz attığımız zaman, yakınında olan tüm insanlara ve kendisi ile diyalog kurmuş olan kadınlara karşı ziyadesi ile şefkatli, anlayışlı ve hoşgörülü olduğunu görüyoruz. Bunun yanında ümmetin içinde bulunan hanım sahabilerle olan diyaloğunun da çok munis, şefkatli ve anlayışlı olduğunu görüyoruz. Çok ciddi anlamda toleranslı ve müsamahalıdır özellikle hanımlara karşı. Peki neden?

Çünkü, din başta olmak üzere toplumsal ahlakın, insanın hayatındaki tüm değerlerin temelinin atıldığı, öğretildiği ve yaşatıldığı en mükemmel yerlerdir aile ocakları. Ve bu aile ocağının temel direği, mimarı, devamını sağlayan en fedakar insan ise kadındır. Çocuklarını yetiştiren, evine direk olan ve yuvasını yapandır. O yüzden,  İmam Şarani hazretleri (Allah ondan razı olsun) işin ehemmiyetine vurgu yapmak adına şöyle bir tespitte bulunuyor.

“Çocuğun ruhi inkişafı (ruhsal gelişimi) eşlerin nişanlılığı döneminde başlar”

İşte bu yüzden aile bu kadar önemli ve hayati bir kurumdur. Din, iman, inanç, ahlak, toplumsal hayat, insanlığın tüm temel değerleri önce ailede verilmeye başlanır. Burdaki en önemli sorumluluk ise anne olan kadının omuzlarına yüklenmiştir. Çocuğun sağlıklı bir ailede büyümesi hem imani, hem insani, hem de dünyevi manada ciddi bir tefekkür sahibi olmasını da sağlar. İşte buradan hareketle milletler, ailelerin sağlam temelleri üzerine bina edilen topluluklar olarak karşımıza çıkar.

Bu yüzden hayatiyetimizin sağlıklı bir şekilde devam etmesi ve ahiretimizin de (tabi ahirete inancı olanlar için geçerlidir bu durum) sağlıklı bir şekilde inşa edilmesi için sağlam ve sağlıklı ailelerin kurulması çok büyük bir önem arz etmektedir.

Elbetteki kendinden önce gelen peygamberler ve diğer insanlar gibi peygamber efendimiz de vakti geldiğinde evlilik yapmıştır. Böylece kendisine tabi olan ümmetine bir aile nasıl kurulur, nasıl idare edilir, aile reisi nasıl olmalıdır gibi önemli konuları bizzat yaşayarak göstermiş örnek olmuştur.

Aile hayatında, bir erkeğin eşine, bir babanın çocuğuna, bir aile reisinin ailenin diğer fertlerine, akrabalarına, komşularına, yaşadığı topluma karşı sorumluluklarının neler olması gerektiğini, nasıl davranması, nasıl doğru ve güzel bir yol izlemesi gerektiğini bizzat göstermiş, öğretmiştir.

Bu arada aile fertlerinin hak ve sorumluluklarının neler olduğunu da yine kendi hayatından verdiği örneklerle tüm insanlığa göstermiştir. Çünkü inancımıza göre aile, milletlerin en temel yapı taşı, insanlığın kurtuluşu için yegane ve asla inkar edilemez en önemli eğitim kurumudur.

Peygamberimizin eşine karşı takındığı örnek tavır günümüz dünya insanlığının örnek alması gereken bir davranıştır. Mamafih efendimiz aleyhisselamın, eşinin ata binebilmesi için dizinin üzerine basmasına, dizini bir binek taşı misali kullandırmasına bakarak rahatlıkla şunu söyleyebiliriz ki, O’nun için hanımları gerçekten çok kıymetli ve değer verdiği hazineleri idi.

Şimdi şu soruyu tekrar soralım. “Peygamberimiz en çok hangi hanımını döverdi?”

Hemen cevaplandı değil mi soru. Bu kadar anlayışlı, bu kadar toleranslı ve munis bir insanın kaba kuvvetle işi ne ola. Peki ya günümüz insanlığına ne diyeceğiz. Özellikle yaşadığımız Müslüman toplumda yaşadıklarımızı göz önüne alacak olursak bu konuda söyleyeceklerimizi bir kere daha düşünmek gerekmez mi?

Günümüzde çok tartışılan, günlerdir televizyonlarda isimlerinin önünde kocaman sıfatlar koyan insanlar çıkıp kadının korunması, toplum hayatında rahat edebilmesi, aile hayatında kendine güveninin tam olabilmesi, ayaklarının üzerinde durabilmesi, kişiliğini ispat edebilmesi adına yazılmış olan bir sözleşmeyi tartışıyorlar.

Sosyal medya mecralarına baktığımız zaman yine bu sözleşme ile kadının hayat bulacağına ilişkin, işin özünü  bilen ya da bilmeyen insanlar tarafından binlerce, hatta yüzbinlerce paylaşımın yapıldığını görüyoruz. Maksat kamuoyu oluşturmaksa zaten bu sözleşmenin kabulünden bu yana, bu sözleşmeye rağmen hayatını kaybeden beş binden fazla kadınla kamuoyunun olaya dikkati çok fazla çekilmiş durumda.

Her konuşmamda bu hususu dile getirmekten bende yoruldum. Kağıt üzerinde istediğiniz kadar sözleşme maddeleri oluşturun, insanlara maddeler dayatın, kişi hak ve hürriyetlerini koruma altına almaya çalışın, insanların vicdanlarını besleyecek temel değerleri toplumun her kesimine doğru kaynaklardan, doğru bilgiler halinde anlatamazsanız, öğretemezseniz, kabul ettiremezseniz bu iş olmaz, başarılı olamazsınız. Görünen köye kılavuz aramaktan öteye bir iş yapmış olmazsınız.

Geçtiğimiz günlerde Fransa’da bir televizyon programında, program konuğunun istemeden ağzından kaçırdığı çok ilginç bir konu oldu. Fransa’da her 4 dakikada bir çocuğa tecavüz edildiği her iki dakikada bir kadının taciz edildiği, her beş yada yedi dakikada bir kadının öldürüldüğünü söyledi. Hemen müdahale edilmeye çalışıldı. Ancak geç kalınmıştı. Konuk konuşmacı her şeyi anlatıvermişti istemeden de olsa!..

Çünkü konuk bunları söyledikten sonra yaptığı hatanın, söylenmemesi gerekenlerin kamuoyu önünde söylediğini fark ettiğinde iş işten geçmişti.

Peki diğer dünya ülkeleri bundan farklı mı? Elbette hayır. Hemen tüm dünya ülkelerinde, insanlığın yüz karası hadiselerin  cereyan ettiğini biliyoruz. Gün geçmiyor ki tüylerimizi diken diken eden, bizi hayrete düşüren, kanımızı donduran haberlerle karşılaşmayalım.

Biliyorum, benden önce de bu tür yazılar yazıldı, konu tespitleri yapıldı. Hepiniz soruyorsunuz peki çözüm ne? Çok kolay. İnsanlarının inançları ile oynamamak. Zira toplumun ahlakı ve inançları ile oynarsanız, temel dinamiklerini besleyecek değerlerini yıkarsanız, yok eder ya da dejenere ederseniz işte başımıza gelecekler bunlarla sınırlı da kalmayacaktır.

Bugün ahlak eğitimi adı altında okullarımızda verilen eğitimin, yetişmekte olan yeni neslin kalbini tatmin etmediğini, nesle çeki düzen veremediğini, yasak savar manada belli başlıklardan oluştuğunu hepimiz biliyoruz. Bu eğitimi veren öğretmenlerin de konuya ziyadesi ile vakıf olmalarına rağmen sadece müfredatta yazılı konu başlıklarını öğrencilere anlatmakla, aslında bu dejenerasyonu hızlandırdıklarını yine hepimiz biliyoruz.

Tarihin her sürecinde gelişen toplumsal olaylar göstermiştir ki, gençliğin ahlakını, imanını, edebini, terbiyesini dahası ruhunu besleyemezseniz, toplumun geleceğine kendi ellerinizle dinamit yerleştirmiş olursunuz. Çünkü her doğan çocuk, mensubu olduğu milletin geleceğinin potansiyel mimarıdır. Siz bu mimarı doğumundan itibaren asimile etmeye, köklerinden uzaklaştırmaya, kültürünü baltalamaya yönelik yatırımlar yaparsanız, kendi elinizle kendi sonunuzu hazırlamış olursunuz.

Kadınlar mensubu oldukları toplumların top yekün mahremleridir. Yani özel varlıklarıdır. Yani özel oldukları için özel ve yaptırımı kesin kurallarla koruma altına alınması gereken varlıklarıdır. Çünkü onlar Allah’ın yer yüzündeki yaratma kudretinin tecellisi, temsilcileridir. Siz kadına ve onun ruhsal yapısına ters bir hayat tarzını dayatırsanız böylece toplumun imarındaki en önemli rolünü de ortadan kaldırmış, bozmuş, yok etmiş olursunuz.

Bugün ciklet reklamından, araba lastiği reklamına kadar kadının ruhuna, yapısına, insanlığına dahası yaratılış gayesine yani fıtratına ters işlerle sadece “Kendi ayakları üzerinde dursun, rüştünü ispat etsin, geleceğini kurtarsın” tarzında dayatmalarla onu yanlışa yönlendirirseniz, biraz daha ağırını söyleyeyim kadını bir meta olarak görüp ondan istifade etmeye kalkarsanız, kapitalizm denen o canavarın dişleri arasına itmiş, asli hüviyetini bozmuş, yok etmiş, ortadan kaldırmış olursunuz.

Dedik ya kadın yaşadığı toplumun mahremidir. Öyleyse siz bu mahremiyete kastetmeyi bırakacaksınız. Çünkü bu durum aile ilişkilerinden, toplumsal yapının mükemmelliğine  kadar her türlü alanda karşınıza çözülmesi güç, hatta imkansız problemlerin çıkmasına sebebiyet verecektir.

Modernizm adına maruz bıraktığınız ahlak, insan ve medeniyet dejenerasyonunun sonucu olarak da değer verilmeyen kadınların öldürülmesine, ekser çoğunluğun bildiği şekliyle kadın cinayetlerine zemin hazırlamış olursunuz.

Kadına özgürlük adına, kendinize ait değerleri koşulsuz, sınırsız ve payan kabul etmeyen bir şekilde dayatırsanız, değersizleştirirsiniz. Yaptırımı yetersiz olan cinayet suçunun işlenmesine göz yumarsınız. Haber kanallarından gün geçmeden hayatını kaybeden, katillerin ve canilerin cinayetlerine, kıtallerine maruz kalmış masum, biçare kadın profillerini görmeye devam ederiz.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.