Peygamber Zırhı Giyinmek

(Okunma Süresi: 3 dakika)

Efendimiz diğer peygamberler arasında “Ümmetimin çokluğu ile övüneceğim” diye hadis eylemişti. Rabbim Efendimize hakkı ile ümmet olabilmeyi nasip eylesin inşallah. Bu söz ile hep İslamı kabul edenlerin çokluğu aklıma gelirdi. Oysa Ümmet olmak, Peygamber zırhı giyinmeden, boş bir iddiadan öteye gidemiyormuş. Sahabe efendilerimizi okudukça bunu daha iyi görebiliyoruz. Peki, ne demektir Peygamber zırhı giyinmek?

Ashabı Kiram “ Anam babam, canım sana feda olsun” derken o kadar içten söylüyorlardı ki bizim bu çağdaki akıl ve fikrimiz o çağın zerresine ulaşamayız. Öyle ki Hicret gecesi müşriklerin Efendimizi öldürmek için evine gelecekleri ve Efendimize saldıracakları biliniyordu. Ve Hz. Ali bu durumu bildiği halde seve seve Efendimizin yatağına yatmıştı.

Ve müşrikler geldiğinde Ona saldırmışlardı, rivayette taşlandığı ve dövüldüğü ancak günün doğması ile Efendimiz olmadığı, Hz Ali olduğunun anlaşıldığı söylenir. Aslında kendini seve seve feda etmişti. “Canım sana vefa olsun Ya Resulallah” söylemini fiilen göstermişti Sadece Hz. Ali değil tüm Ashabı Kiram bu görevi seve seve kabul ederdi. Çünkü Efendimizin yatağında uyumak canlarından daha kıymetliydi zira Hz. Ali bu gece için ileride “ömrümde öyle güzel bir uyku daha uyumadım” demişti.

Efendimize “Kâbe’de Namaz Kılması” emredildiğinde Efendimiz hiç çekinmeden Kâbe’de Namaz kılmaya gitmiş ve tüm tepkilere rağmen namazını eda etmişti. Efendimiz namaz kılarken Mekkeli müşrikler efendimize hakaret ediyor ve taşlıyorlardı. Hz. Ebubekir koşarak geldi ve Efendimize korudu, efendimize zarar gelmesin diye kendini siper etti. O kadar şiddetli saldırmışlardı ki Ebubekir El Sıddık Hazretlerine olduğu yerde bayılmıştı. Gözlerini açtığında ilk Efendimizi sormuştu. “Resulallah nerde” demişti, etrafındakiler “zaten onun yüzünden bu haldesin” diye kızsalar da “ beni ona götürün” demişti. Oysa bırakın yürümeyi kalkmaya mecali yoktu. Ama Efendimizi görene kadar durmadı. Efendimizi görünce de kendi acılarını unutup Şükürler etmeye başlamıştı. Çünkü Efendimizin kılına zarar geleceğine kendi canını vermeye razıydı Hz. Ebubekir.

Şimdi biz dilimize kolay, kalemimize kolay ama yaşamaya gelince yayan kaldığımız bu çağda, bu hadiseleri duyduğumuzda dahi tepeden tırnağa sarsılıyoruz. Bilmiyoruz da kolay sanıyoruz, oysa “Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu? (Zumer,9)”. Ve Peygamber zırhı giyinmek ne demekmiş görüp, bir lahza sarsılabilmek için kulak kesilelim. Mekke’nin en zengin ailesinin en güzel evladı olan güzel güzeli Mus’ab Bin Umeyr’e (r.a). Varını yoğunu hatta canını İslam’a tercih etmiş bir sahabe. Ashabı Kiram içinde Efendimize en çok benzeyen sahabe.

Habeşistan ve Medine’nin ilk öğretmeni, Ensar’ı Kiramın ilk imamı. Uhud’un şanlı şehidi. Ve gün geldi çattı, Müslümanların en çetin günü olan Uhud gününe! Uhud savaşı için hazırlandı sahabeler, Hz. Mus’ab Bin Umeyr ise başka hazırladı o gün, Peygamber Efendimizin zırhına çok benzeyen bir zırh giydi, çift zırh giydi o gün. Hz. Mus’ab’ı görenler bir an Efendimiz sanıyordu. Ve müşrikler de Efendimiz sanmıştı Onu. Zaten Hz. Mus’ab’ın istediği de tam olarak buydu. Kendisini Efendimiz sansınlar ve Ona saldırsınlar ama Efendimize yaklaşamasınlar istiyordu. Kendini siper etmek için giymişti o zırhı. Müşrikler saldırınca kanının son damlasına kadar savaştı. Kolları kesildi hatta başı dahi kesildi ama O İslam Sancağı yere düşürmedi. Onu öldüren Müşrik bağırıyordu “Peygamberlerini Öldürdüm” o anda Müslümanlar bir anda bu ses ile irkildiler ve kendilerine geldiler. O zamana kadarkinden çok daha güçlü bir şekilde saldırmaya başladılar. Ve Hz. Mus’ab Bin Umeyr naaşı ile dahi savaşmıştı aslında, Müslümanların irkilip kendilerine gelmelerini sağlamıştı. Aslında Mus’ab (r.a) malından mülkünden, ana ve babasından geçeli çok olmuştu da, “CANIM KANIM SANA FEDA OLSUN YA RESULALLAH” diyordu, demekle kalmıyor tüm dünyaya kanıtlıyordu. Öyle bir vazgeçiyordu ki canından, bırakın dünyayı arşa dahi kanıtlıyordu, ayet ile şerefleniyordu “Müminlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sadık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir (şehit olmuştur). Bir kısmı da (şehit olmayı) beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir (Ashap, 23)” Allah nezdinde sözünü tutmuştu, Peygamber zırhını giyip seve seve canından geçerek tutmuştu sözünü. Peygamber zırhı giyinmişti Mus’ab (r.a) çünkü Uhud ’da Efendimizin kılına zarar gelmemesi Onun tüm dünyasından çok daha önemliydi. Çünkü o söz vermişti İslam sözü İman sözü. Anam Babam Canım sana Feda olsun Ya Resulallah sözü…

Ve bugün Efendimiz ümmetim diyordu biz hevesleniyorduk cürümlü hallerimizle. Efendimiz Ümmetimin çokluğu diyordu biz sayı hesabı yapıyorduk, gerçek ümmet nasıl olunur düşünmüyorduk. Fütursuzca sahipleniyorduk. Birde Peygamber Zırhı giyenlerle aynı cennete talip oluyorduk. Düşünmüyor ve bilmiyorduk, oysa “Bilenle bilmeyen hiç bir olur mu? (Zumer. 9)” Ama okudukça! Ashabı Kiramı okudukça öğrenmeye ve bilmeye başlar mıydık? Peygamber zırhı giyenleri, varını yoğunu İslam’a feda edenleri öğrendikçe bilip hisseder miydik? İslam Ümit dinidir, ümit Müminin nişanesidir. Efendimizin “Ashabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine sarılsanız hidayete erersiniz” hadisi şerifi yok muydu hem? Ümit Etmekte imandandır, deyip sarılsak mı Ashabı kiramın ipine, Peygamberin zırhına? Bir kurtuluş ışığı görünür mü ahir zaman Ümmetine?

Allah Şefaatlerine nail olanlardan eylesin…

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir