Sıradaki içerik:

Nizamülmülk ve Nizam-ı Âlem

e
sv

Pespembe Hayallerin Sahiplerini Büyütelim

avatar

Hamide Akkaya

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

Dünya ne idi? Pespembe hayallerimizin sığınağı mı, neşe kaynağı oyunlarımızın sonsuz mekânı mı, şen kahkahalarımızın yankılandığı bir âlem mi? Dünya… Sende yaşamak ne güzel! Hep iyiliği yaşamak, her zaman iyiliği sende görmek çok güzel. Güzeli bilmek sende, seninle yaşamaya değer işte. Ben değerli olanları isterim dünyada, onları bilirim; güzeli bilip isterim. Dünyam güzeldir benim nazarımda, kalbimde. Hiçbir zaman kötülük bulaşmamıştır benim dünyama, iyiliklerle sarıp sarmalanmıştır her yanım yaşadığım dünyada. Kalbim, işte öyle tertemiz bir dünyada atar benim. Kalbimin atışı durana kadar öyle bilmiştim dünyayı, dünyamı. Aksini bilemezdim ki. Benim kalbim saflıkla donatılmıştı çünkü. Saflığımın kırıntılarıyla bakıyordum hayata. Dünyam, o kırıntıların aynasıydı adeta. Onun için dünya da saftı, benim gibi. Ama hiç öyle değilmiş! O ayna kırılınca anladım; kalbim durunca, can verince anladım, hiç bilmediğim bir kötü canımı alınca anladım. Yaşarken bilememişim hiçbir şeyi. Nasıl bileyim? Bilecek kadar yaşamadım ki! Tek bildiğim iyilikti benim. Çünkü sadece iyiliği bilecek çağımdaydım. Bunu bilemeyenler, kötülüğün çağını yaşayanlar kötülük yaptılar bana. İşte öyle bildim ben de kötülüğün ne olduğunu. Ama saflığımı kaybetmedim asla. Çünkü en saf çağımdaydım. O çağımdan sonra da meleklik çağına erdim ben. Cennette melek oldum!

İnsan olabilmenin en saf haliydi çocukluk, bebeklik. Bilemedik bunu. Saflığın devamını getiremedik, iyiliğin çağını uzatamadık. Cennete melekler uğurladık da melek sayılacak yaştaki çocuklarımıza dünyada cennet hayatını yaşatamadık. Kendileri büyürken hayallerini de büyütmelerine izin vermedik, oyunlarına arkadaş yerine oyunlarını bozan olduk, kahkahalarını çığlıklara dönüştürdük. En sonunda da yitirdik onları. Onlarla beraber insanlığımızı da. Onların gittiği yer belli de insanlık nerede, meçhul. Epeydir duyuyoruz, çocuk cinayetlerini. Cinayet başlı başına bir yıkımken üzerine bir de çocuktan bahsediyoruz. Hatta ötesindeki başka şeylerden bahsediyoruz. Tıp ona hastalık deyip bir isim vermiş. Ben burada bunu telaffuz etmeyeceğim. Çünkü çocuk kelimesinin geçtiği yerde iğrençlikle, zalimlikle vb. alakalı kelimeler kullanmaktan imtina ediyorum. Keşke çocuklara kıymaktan, onların canlarını yakıp almaktan, saflıkla iyiliğe atan kalp atışlarını kötülükle durdurmaktan imtina edebilsek. Böylece insan kalabilsek, güzel yaşayıp yaşatabilsek, iyilik çağından kopmadan yaşayabilsek. En sonunda da cennet çağımızı yaşasak. Ne yazık ki ne kendimize bu çağları yaşatıyoruz, ne de başkalarına. Kötülük çağıyla insanlığımıza yol veriyoruz adeta. Saflığı, iyiliği, güzelliği yok ede ede cehennem çağına hazırlıyoruz kendimizi. “Zalimler için yaşasın cehennem!” demiş âlim. “Cennet de yaşasın” demek de var dünyada. Ama kendini kötülüğe öylesine adamışlar, kötülük yapmaktan asla geri durmayanlar o kadar çok ki… ‘Cennet ve cehennem iyi ki var’ dedirtiyor işte onlar. Zira her kul akıbetini kendisi belirler. Dünya bir imtihan yeri; öyleyse imtihanı geçmek ya da ondan kalmak da insanın kendi elinde. Kendi ellerimizle kirletmeyelim akıbetimizi ve başkalarının akıbetini. Bilhassa çocuklarımızın akıbetini. Kötülüğümüzle bozmayalım onların saf bakışlarını, kirletmeyelim tertemiz yüreklerini. Almayalım canlarını! Utandırmayalım artık suyu, toprağı. Zira utanmaz olduk biz, iflah olmaz olduk. Peki neden! Biz bu kadar kötü müydük ya da iyiliğimiz bu kadar zayıf mıydı bizim. Her kötü çeksin artık kirli ellerini onların üzerinden. Her iyi de güçlensin artık kötülüğün karşısında. Ki çocuklarımız da yitip gitmesin bizden. Ve dünyada cenneti yaşayalım onlarla. Büyümelerine şahitlik edelim, cinayetlerine değil. Pespembe hayallerini daha da pembeleştirelim çocuklarımızın. Onları kapkara yapmak isteyenlere müsaade etmeyelim. Bizim elimize alacağımız fırça daha güçlü olsun!

1992 İstanbul doğumluyum. Doğduğum ve yaşadığım bu şehre sevdalıyım. Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünü hayatımda, fikir ve ilim dünyamda en güzel etkileri olan Sakarya'da okudum. Söylediğim ya da söyleyemediğim her şeyi yazılara dökme fikri de Sakarya'da ortaya çıktı. 2015'ten beri yazma serüveninde yol alıyorum naçizane. Yazarak yaşayanlardan, hislerini kağıtlara dökerek nefes alanlardan, sessizliğini satır aralarında bozan, haykırışını harflerde yatıştıranlardanım. Kısacası hayatını yazdığı yerden başlatanlardanım...

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.