Perde Arkası

Kadim zamanlarda açık hava amfi tiyatrolarında sergilenen oyunları binlerce kişi izliyordu. Günümüzde de durum hala aynı; ister tiyatro oyunu olsun, ister sinema filmi, binlerce yıl boyunca ilgimiz hiç azalmadı…

Hikâyelerin kurgulanarak, canlandırılarak tiyatro oyunu veya sinema filmi olarak sunulmasının bu kadar ilgi görüyor olması sizce de ilginç değil mi? Sonuçta hayal ürünü?

Aslında konunun psikolojik ve duygusal alt yapısına bakıldığında ilgi görmelerinin sebebi tam da hayal ürünü olmalarından kaynaklanıyor… Farkında olmasak da çoğu zaman kendimize karşı duygusal anlamda körüz, kör olmayı tercih ediyoruz. Özellikle bizi zorlayan, üzen, korkutan, endişelendiren veya değer yargılarımıza ters düşen süreçleri görmezden geliriz. Bu bir nevi acıdan, stresten kaçma refleksimizdir. Kaçmaya ve kaçınmaya çalıştığımız bu duygular kaybolmazlar; bilinç dışımızda fark edilmeyi, gözden geçirilmeyi ve çözümlenmeyi beklerler. Bu duygularla direkt yüzleşmek yerine hayal ürünü, kurgusal hikâyeler aracılığıyla yüzleşmek daha kolaydır.

“Benim başıma gelmedi; onun başına geldi, burada olmadı; orada oldu, şimdi değil; o zaman, gerçek değil; hayal ürünü, kurgu.” şeklinde olaylara kişi, yer, zaman ve gerçeklik perdesi indirerek yüzleşmek farkında olmadan tercih ettiğimiz bir yöntemdir.

Bu konuda çok geniş kapsamlı ve değerli çalışmaları olan psikiyatrist Carl Gustav Jung’a göre ülkeler ve zamanlar arasında farklılıklar gösterse de özünde bütün insanlığın bilinç dışı ortaktır; her birimiz kendimize özgü ve biricik olarak yaratılmış olsak da bütün insanlıkla ortak bir bilinç dışını paylaşırız. Bunu kolektif bilinç dışı olarak ifade etmektedir.

Benzer bir tespiti de geniş çalışmaları sonucunda, aynı zamanda “Kahramanın Yolculuğu” kitabının da yazarı olan Joseph Campbell yapmıştır; bütün dünya kültürlerinde anlatılan öyküler ve masallar şaşırtıcı şekilde birbirine benzemektedirler.

Otuzdan fazla ülkede, binlerce insanla derinlemesine görüşme yapan Gerald ve Lindsay Zaltman yine benzer bir sonuca ulaştılar. Dünyanın hemen her yerinde, her kültürde, her toplumda insanların zannettiğimizden çok daha fazla birbirlerine benzeyen zihinsel kalıplarla düşündüklerini ve hareket ettiklerini tespit ettiler. İnsanların “Benzetme” ve “Metaforları” kullanarak kendilerini ifade ettiklerini ortaya çıkardılar. Üstelik kullandığımız metaforlar bizim bilinç dışımızı açığa çıkaran en önemli göstergeler. Hayatı bir maceraya benzeten ile bir sınava benzeten insan kuşkusuz farklı değer yargılarına sahiptir.Bir insanın kendisini ifade ederken kullandığı dil onun bilinç dışını su yüzüne çıkarır.

Zaltman Ve arkadaşları “Metaphore Elicitation Technique” yöntemini geliştirerek insanların ortak metaforlarını keşfetme imkânı buldular. İnsan beyninin kelimeler ile değil, imgeler ve simgeler ile düşünüp algıladığı gerçeğine dayanan bu teknikle zihinlerimizin derinliklerini anlamak ve ulaşmak mümkün oldu.

Zaltman ve ekibi yaptıkları çalışmalarda sinema, tiyatro, reklam, pazarlama vb. hemen her sektör, marka ve ürün ile bağ kurabilecek yedi temel metafor olduğunu keşfettiler. Bu yedi temel metafordan düşünce ve davranış kalıplarımızı yansıttığı için sizlere kısaca bahsetmek istiyorum:

Denge/dengesizlik metaforu; fiziksel, manevi sosyal, estetik, psikolojik denge ve dengesizlik, adalet, ahenk, uyum ya da tam tersi uyumsuzluk kavramları bizim için vazgeçilmezdir. Hayatımızda herhangi bir alanda dengesizlik yaşadığımızda mümkün olan en kısa zamanda alıştığımız dengeye dönmek için çabalarız.

Dönüşüm metaforu; vücudumuz, duygularımız, düşüncelerimiz, inançlarımız, sosyal ilişkilerimiz ve fiziksel çevremiz sürekli bir dönüşüm içindedir. Bütün tiyatro oyunlarında ve sinema filmlerinde ki kahramanlar bir dönüşüm yaşarlar. Bütün sinema filmleri ana karakterin dönüşümü üzerinedir. Filmin başında gördüğümüz ana karakter filmin sonunda başka bir kişiye dönüşür. O artık ilk gördüğümüz kişi değildir, dersini almış; olgunlaşmıştır. Yaşamımızın her evresinde bir durumdan ötekine fiziksel, duygusal ve ruhsal bir dönüşüm yaşarız. İçimizdeki umut hep bu dönüşümü bekler, dönüşüm hayatın merkezindedir.

Yolculuk metaforu; hiçbir dönüşüm bir yolculuktan geçmeden gerçekleşmez. Dönüşmek için yolculuğa çıkmak gerekir. Bu yolculuk fiziksel olduğu kadar da ruhsaldır. Geçmişten bugüne kat edilen yol; her anlamda bir büyüme, olgunlaşma, gelişme yolculuğudur. Bu yolculuk olumlu ya da olumsuz olabilir ama her durumda bir dönüşüm içerir. Zaltman yaptığı bir deneyde yöneticilere düz bir kâğıt hakkında mı yoksa buruşuk bir kâğıt hakkında mı bir öykü yazmak istediklerini sorduğunda yöneticilerin neredeyse tamamı buruşuk kâğıt hakkında öykü yazmayı seçerler. Buruşuk kâğıt bir yaşanmışlık ve yolculuk sonucu o hale gelmiştir, buruşuk kâğıda varmak için düz bir kâğıttan yolculuğa çıkmak gerekir.

Kap metaforu; sınırlarımızın olması, sınırlarımızın farkındalığı anlamındadır. Kendimizi fiziksel, psikolojik ve sosyal durumların içinde ya da dışında hissederiz. İçinde bulunduğumuz her durum bir kabının içi ya da başka bir kabının dışıdır. Bu nedenle hayatı kaplar şeklinde algılarız. Kolektif bilinç dışımızda kap metaforu aslında ana rahminden mezara olan yolculuğumuzla örtüşür. Ana rahmi içinde olduğumuz ilk kaptır, mezarda son kap olacaktır. Bedenimizde bir kaptır aslında; içinde canlılığımızı ve ruhumuzu taşır. Yaşamdaki en büyük ve en önemli kaplardan birisi de içinde yaşadığımız kültürdür. Her kültür bizi bir kalıba sokar, bir kap oluşturur.

Bağlantı/bağlantısızlık metaforu; kendimizle ve başkalarıyla ilişki kurma ihtiyacımızı ifade eder. Bağlantı metaforu aidiyet duygusundan güç alır. Sadece fiziksel değil, sosyal, duygusal ruhsal bağlantılar da kurmak zorundayız. Bu sebeple bağlantı metaforu hemen her yaş ve kültürde en temel metaforlardan birisidir.

Kaynak metaforu; varlığımızı sürdürebilmek için ihtiyaç duyduğumuz tüm kaynakları kapsar. Bu araba için benzin de olabilir, bize hayat veren kan da. Sadece fiziksel varlığımız değil, zihnimiz ve ruhumuz da en önemli kaynaklarımızın başında gelir. Zekâmız, yeteneklerimiz, muhakeme ve karar verme gücümüz hayati kaynaklarımızdır. Doğa, çevre, bilgi ve parada vebirer kaynaktır.

Kontrol metaforu; yaşamamızın kontrolünü elimizde hissetmek ve hâkim olmak isteriz. Kontrol etme duygusunu veren bir gücün kaynağı zenginlik olabileceği gibi, bilgi de olabilir, rütbe de. İlham veren bir lider toplulukları kontrol altına alabilir, maddi ya da ruhani gücü olan kişiler de. Kontrol metaforu hayatta kalabilme içgüdümüze dayanır. Hayatın kontrolünün elimizde olması var olmamızın garantisi gibi hissettirir. Kontrolü yitirmek aciz olmak, çaresiz olmak hislerine denk gelir.

Sizlere bahsettiğim bu metaforları yıllardır tiyatro, sinema, pazarlama ve reklam sektörleri farkında olarak, bilinçli bir şekilde kullanmaktadırlar. Hayal ürünü bir kurgu olduğunu düşünerek izlediğimiz oyunlar ve filmler yaşamımız üzerinde zannettiğimizden çok daha fazla etkilidirler. Bu etki düşünce ve davranış kalıplarımızı yönlendirecek boyuttadır; hem kişisel anlamda hem de toplumsal anlamda. İzlemeyi tercih ettiğimiz veya çocuklarımıza izlettirdiğimiz oyunları ve filmleri seçerken daha bilinçli ve dikkatli olmamız gerektiği aşikârdır. Bilindiği üzere temel kurgu şu şekildedir; alışılagelmiş sıradan hayatı olan bir kahraman vardır, bir gün dışarıdan veya içeriden gelen bir etki, kişi nedeniyle maceraya, değişime, dönüşüme davet alır, önce bu daveti ve çağrıyı reddeder ama daha sonra bir şekilde kabul eder, sonra yolculuk başlar; alışılagelmiş yaşamının ve hayatının dışına çıkar, ama süreç beklediği gibi gerçekleşmez, kontrolü kaybeder, yaşamındaki denge bozulur ve altüst olur, daha sonra içeriden veya dışarıdan aldığı kaynakla sorunların, zorlukların üstesinden gelmeyi başarır, yeniden bir denge ve düzen kurmaya çabalar, yeni sıradan ve alışılagelmiş hayatı başlar, bu süreçte yaşadıkları ona bilgi deneyim hazine iksir vb. kazandırmıştır, ama bazı şeyleri de kaybetmiştir. Bu kurgu ve döngü üzerine istenilen her türlü olumlu veya olumsuz mesajı yerleştirmek mümkündür ve izleyenlerin, dinleyenlerin, okuyanların direkt bilinç dışına etki ederek düşünce ve davranışlarında değişiklik yapabilme potansiyeline sahiptir…

Oyunlarda, hikâyelerde ve filmlerde izlediğimiz bu döngü aslında hepimizin hayatımızda sürekli yaşadığımız döngüdür. Başa döndüğümüz anda süreç yeniden başlar. Benzer döngüler yaşamımız boyunca sürekli devam eder; aynı bir çemberin içinde koşturup duran hamster gibi bizlerde dönüp dolaşıp aynı yere geliriz; yuvarlanıp gideriz…

İzlediğimiz oyunlardaki ve filmlerdeki hikâyelerin kurgusu kadim zamanlardaki mitolojik öyküler ve masallarla çok benzeşirler. Yine aynı şekilde farklı dönemlere ve farklı kültürlere ait olan mitolojik öyküler ve masallar da birbirleriyle benzeşirler. Masal ve hikâye tutkunu biri olarak anlatmak istediklerim ile ilişkili olduğunu düşündüğüm ve sevdiğim mitolojik öykülerden birini sizlerle paylaşmak istiyorum:

Yunan mitolojisine göre Korint’in kahraman kralı Sisyphos öyle bir düzen kurmuştur ki; barış, huzur ve mutluluk sonsuza dek sürecektir.

Ancak tanrılar Sisyphos’u, Thanatos’u yani ölümü zincire vurmakla suçlarlar ve cezaya çarptırırlar. Cezası sonsuza kadar cehennemde kalmak ve koca bir kayayı omuzları ile sırtı üzerinde taşıyarak dağın yamacından aşırıp tepeye ulaştırmaktır.

Sisyphos Kaya’nın korkunç ağırlığı altında iki büklüm var gücüyle çabalayarak kayayı yamaçtan tepeye çıkarır, ama kaya birden aşağıya yuvarlanır, tüm ağırlığıyla Sisyphos’un sırtına düşer. Sisyphos bir kez daha kayayı yamaçtan tepeye taşır ama kaya tekrar düşer. Mitolojiye göre bu işkence sonsuza dek sürecektir.

Dünya; yaşanılası hayat dolu dünya.Bizi taşıyan, besleyen dünya ne zaman bize yük olur? Onun yük haline getiren nedir, kimdir? Kim veya ne size yük oluyor, yükünüz size ağır geliyor, yükünüzü ağırlaştırıyor? Dünyayı sırtınızda taşımayı bırakabilir misiniz? Kendinizi azad edebilir misiniz?

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Parçalı Umutlu

Kadim zamanlarda açık hava amfi tiyatrolarında sergilenen oyunları binlerce kişi izliyordu. G...

Laal Singh Chaddha’nın Düşündürdükleri

Kadim zamanlarda açık hava amfi tiyatrolarında sergilenen oyunları binlerce kişi izliyordu. G...

Nesrin Abla ve Huzurun Kokusu

Kadim zamanlarda açık hava amfi tiyatrolarında sergilenen oyunları binlerce kişi izliyordu. G...