"Özünüze" Yahşi Bakın

Atalarımız ne güzel demiş; Allahistersebir kulun işini, mermere geçirir dişini; istemezse işini, muhallebi yerken kırar dişini. Her şey nasip işi. Bir gün işten çıkmış evime gidiyorken Mustafa Tuncay kardeşim aradı. Sesinden heyecanı anlaşılıyordu. “Abi evdekilere haber ver, sonrasında beni hızlıca ara. Azerbaycan’a gidiyoruz.” Ne oldu, nasıl oldu sormama bile izin vermedi. 2 gün sonra havaalanında buldum kendimi. Yetim Vakfı’nın “Ramazan Bereket Yetim Emanet” serlevhası ile yetimler için seferdeydik. İsmail Kılıçarslan Abi de ekipte olacaktı fakat son anda mücbir bir sebepten gelemedi. Yol refikim tıpkı İdlib’te olduğu gibi Mustafa Tuncay’dı. İkindi vakti uçağımız havalandı. Tarifsiz bir heyecanla kaplıydı yüreğim. Yetim başı okşama fırsatı sunuyordu Rabbim bize. Hamdolsun.

Orucumuzu uçağımız Gürcistan’ın Rustavi şehri üzerinde seyrederken açtık ve şehrin ışıkları ile aydınlanan Bakü’ye bir akşam vakti iniş yaptık. Türkiye saatine göre Azerbaycan’da zaman 1 saat ileri. Pasaport kontrolünden itibaren dönüş anıma kadar Azerbaycan’da en çok hoşuma giden şeylerden birisi kullanılan dil. Öyle güzel ki. Azerbaycan’da bize yardımcı olan abinin arabasına bindiğimizde navigasyondan çıkan ses bile yüzlerimizde tebessüme sebebiyet verdi. “Gidebilirük, ihtiyatlı sürün!”

Azerbaycan’da her köyde, her caddede, meydanda, ara sokaklarda her an bir şehitliğe rast gelmek mümkün. Bir de Haydar Aliyev resmine ve ismine. Mescitler, sokaklar, meydanlar, binalar bu isimle anılıyor. Karıştırmıyor musunuz diye sorduğumuzda aldığımız cevap ise ilginçti; alıştık.

Bakü gelişmiş bir şehir, trafik sakin, kalabalık insan topluluklarını görmek çok zor. Sakin bir şehir Bakü. Rayon denilen diğer bölgeler ise köyden farksız. Bakü’de “Merasim Evi” yazan kocaman bir bina dikkatimi celp etti. Düğün salonu olduğunu düşünmüştüm. Fakat taziye eviymiş. Bir cenaze olduğunda ölünün yakını burayı tutar, sevenleri buraya gelip taziyelerini sunarlarmış. Azerbaycan’da mezar taşları da bizim alışık olduğumuz halin çok dışında. Her mezar taşının üstünde mevtanın bir resmi yer alıyor.

Azerbaycan’da bir hayli Şii nüfus mevcut. Mescitlerin girişinde Şiilerin namazda kullandıkları küçük taşlardan bulunuyor. Azerbaycan’da kaldığımız 4 gün boyunca ezan sesi duymadık desek abartmış olmayız. Ezan hoparlörlerden çok kısık sesle veriliyormuş. Bakü’nün en büyük camilerinden Haydar Mescidi’nde hem Şii hem Sünni cemaat mevcut. Bu sebeple namazlar sırayla kılınıyormuş. Cuma namazları ise birer hafta arayla pay edilmiş. Gördüklerimizden ve duyduklarımızdan yola çıkarak şunu belirtebiliriz ki, farklı inanışlara rağmen Azerbaycan’da gruplar arasında büyük bir sıkıntı ve ayrım söz konusu değil. Birlikte yaşamanın hakkını veriyorlar.

Azerbaycan’da kaldığımız günler boyunca en çok duyduğumuz 3 kelime; Karabağ Zaferi, Erdoğan ve SİHA’lar oldu. Kiminle konuşsak herkesin ortak fikri SİHA’lar Allah’ın izniyle karabağ zaferini getirdi. Buluştuğumuz yetimlerden bir kısmı da son Karabağ Savaşı’nda şehit olanların çocuklarıydı. Ama içlerinde birisi var ki yüreğimizi dağladı. Tuncay bebek! Henüz 9 aylık. Babası şehit olduğunda annesi 2 aylık hamileymiş. Babasını hiç görememiş Tuncay. İsmini kim koydu diye sorduk. Atası diye cevap verdi annesi, şehit olmadan evvel atası koydu. Gözümüzde biriken yaşı gizlemeye çalışarak okşadık Tuncay’ın başını. Rabbim bahtını açık etsin. Son Karabağ Savaşı’nda 3000 kardeşimiz şehit oldu.

Azerbaycan’da Afrika’ya karşı bir ilgi sezdim. Müslüman kardeşlerimiz hem oraya gitmeyi çok istiyor hem de sık sık oraya yardım gönderiyorlarmış. Çocuklar genel olarak Türkçe kelimelere çok hakim. Sebebi ise ilginç. Çünkü fazlasıyla Türk dizisi izliyorlar. Benim hiç duymadığım diziler hakkında bile sık sık sorular sordular. Okullarda eğitim Azerice. Yabancı dil olarak ise Rusça ve İngilizce görüyorlar. Ama doğruyu söylemek gerekirse diziler onlara Türkçeyi çok iyi öğretmiş. Okullarda dini eğitim yok. Bu sebepten bazı çocukların verdiğimiz selamı bile alamadıklarını gördük. Bu acı bir durum maalesef.

Azerbaycan’ın Şeki şehrinde helva meşhurmuş. Bir tatlıcıya girdik. Envai çeşit tatlı vardı. Dükkan sahibine bir bir tatlıların isimlerini sorduk. Sıra bizdeki Bülbül Yuvası tatlısına gelince ismine Türk Baklavası dedi. "Yoo, olmaz, bu Türk Baklavası değil!” dedim. Mustafa “Bu şekerpare abi ne baklavası!” diye araya girdi. Kafalar hepten karıştı…

Azerbaycan’da birçok güzel insanla tanıştık fakat bunların içerisinde en özeli Nigar Ablaydı. Kendisi 65 yaşında, 38 yaşında Rabbim hidayet nasip etmiş. Sonrasını ondan dinleyelim; “Hidayet bulunca evlatlarıma anlattım. Herkes imanla şereflendi elhamdülillah. Namaz kılmaya başladık. Fakat eşim ateistti ve fikri değişmiyordu. Kendisi maden mühendisi. Doğadaki taşlarla ilgileniyor. Bir gün Bakara Suresinde geçen “Yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten sakının; o, inkârcılar için hazırlanmıştır.” ayetini okuyor. Sarsılıyor. Tefsirlere bakıyor hayreti artıyor. Tek bir ayet ile iman etti benim eşim. Sonra bir gün Türkiye’ye geldim. Nureddin Yıldız Hocamla görüştüm. Bir de Bülent Yıldırım Beyle. İHH Başkanı bana görüşme sırasında “Yetimlerle ilgilenin Nigar Hanım, yetimin bereketi başka hiçbir şeyde yok! dedi. O gün bugündür yetimlerle ilgileniyorum. Yetimle ilgilenmenin bereketini anlatmaya benim gücüm yetmez. Elhamdülillah.” Nigar Ablanın gayretine biz de şahit olduk. Rabbim ondan razı olsun.

Azeri çayını çok beğendik. Bu çaydan temin edebilmek adına bir markete girdik. Rastgele bir çay alacaktık ki yanımızdaki abi onlar özlerini doğrultamamışlar dedi. O ne demek abi diye sorduğumuzda anladık bize çayın kalitesiz olduğundan bahsettiğini. Özlerini doğrultmamışlar ne muazzam bir anlatım. Özlerini doğrultanlardan olmak duası ile.

Markette gezerken envai çeşit cips ile karşılaştık. İlgimizi çekti ama abi hemen bizi oradan uzaklaştırdı. Rus malı onlar, domuz yağı olabilir dedi. Şaşırdık ama sonra anladık ki markette her çeşit ürün var, herhangi bir denetleme söz konusu değil. Hassasiyetlerine göre insanların kendileri dikkat etmeli. Zor bir durum…

Hazar Denizi’ni sis nedeniyle göremesek, Kız Kulesi’ne de vakit darlığı nedeniyle çıkamasak da Azerbaycan muazzam bir deneyimdi bizler için.

Ramazan Bereket Yetim Emanet

Sloganımız buydu yola çıkarken. Alelade bir slogan değilmiş ama. Ramazan nasıl bir bereketmiş, yetim nasıl bir emanetmiş Azerbaycan seferi gösterdi bana elhamdülillah. Yetimin gözündeki umut titretti yüreklerimizi, başlarını okşadıkça biz tazelendik, onlardan çok bizim yaralarımız kapandı. Onlara sarıldıkça dünyadan uzaklaştık. Buna vesile olan Yetim Vakfı'na teşekkürü borç bilirim.

Onca şey yazdık ama Azerbaycan seferinin de yazının da özü Bülent Abinin cümlelerinde gizli; “Yetimlerle ilgilenin, yetimin bereketi başka hiçbir şeyde yok!”

“Kalbinin yumuşamasını ve hacetinin görülmesini sever misin? Yetime merhamet et, onun başını okşa ve ona yediğinden yedir. Kalbin yumuşar ve hacetine erişirsin." Hz Muhammed (sav)

"Özünüze" yahşi bakın...

(1) Yorum
  • Yazının her satırını yaşayarak bütün içtenliğinle anlatmışsın üstadım. Bizde okurken yanındaymış gibi hissettik kendimizi. Rabbim bizleri hayırda yarışanlardan eylesin inşallah. Kalemine yüreğine sağlık. Selam aleyküm.

Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Yerin Altındakiler, Üstündekilerden Çok

Atalarımız ne güzel demiş; Allahistersebir kulun işini, mermere geçirir dişini; istemezs...

Boşluk

Atalarımız ne güzel demiş; Allahistersebir kulun işini, mermere geçirir dişini; istemezs...

Hayali Olmayanın Hayatı Var Mıdır?

Atalarımız ne güzel demiş; Allahistersebir kulun işini, mermere geçirir dişini; istemezs...