Sıradaki içerik:

Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Kurucusu: Mehmet Emin Resulzâde

e
sv

Ozan Bodur ile Söyleşi

avatar

Hasna Para

  • e 1

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

Merhaba Ozan Bey. Ayasofya bizler için neden bir turnusol kağıdıdır, kimliktir, millilik simgesidir?

Merhaba… Öncelikle kıymetli sayfalarınızı bize açtığınız için teşekkür ederim… Suale gelince; çünkü Constantin’in fethedilip İslambol yapılması; Müslüman Türk’ün asırlarca yürek bohçasında tohumlayıp büyüttüğü bir hasrettir… Üstelik nebevi muştuya malik olmak gayretiyle başardığı en büyük fetihtir. Bu fethin ziyası gölgelenemez bir nişanesi olan;  Ayasofya’nın cami yapılması ve bu haliyle muhafazası meselesi, elbette milli kimlik sınavında bir turnusol kağıdıdır. Zira, bu toprakların çocukları böylesi hayati bir mesele karşısında bananeci, nemelazımcı olamaz, olmamalı!

Teheodosius şehre girdiğinde yok etmeyi ve ortadan kaldırmayı yani yıkımı tercih etti. Fatih Sultan Mehmet Han ise var olan yapıyı muhafaza ederek yenilemeyi, yüceltmeyi, dönüştürmeyi ve yapılandırmayı yani fethi tercih etti. Bu açıdan en büyük İslâm devleti olan Osmanlı’nın ve özelde Fatih’in  ideali için neler söylenebilir?

 Evvelinde bilmek elzemdir ki Türk demek töreli demektir. Binlerce yıldır, ufkumuzu çizen ve kitaplardan ve taşlardan ziyade dimağlarımıza kazılı olan bu kadim törede; nizam vardır. Nizama bağlı olan tarumar etmez, yıkmaz, yok etmez, inşa eder, ikame eder, idare eder. Kendi yazdırdığı ve Osmanlı’nın ilk anayasası olan Kanunname-i Ali Osman’a bile ‘’ atam dedem kanudur’’ diyerek mukaddime yapan Hazreti Fatih’in de üslubu ve mefkûresi budur. Kaldı ki köhne Bizans’ın kendi halkına bile zulmettiği bu topraklar bu töre ile bir cazibe merkezine dönüştürülmüştür. Hem içtimai, hem de ilmi ve sanat olarak…

 Ayasofya Camii müze hâline getirilmek istendiğinde siyasî şahsiyetlerden edebî şahsiyetlere kadar önemli şahsiyetlerce bu mesele tartışılmıştır ve müze hâline getirildikten sonra tekrar Camii sınıflandırılmasına tabi tutulduğu güne kadar tartışılmaya devam edilmiştir. Bu hususta sizin düşüncelerinizi de öğrenmek isteriz.

Benim için bu meseleye dışardan bakmak pek mümkün değil!  Sözüm ona sadece bir senarist veya tarih romancısı olarak bir değerlendirme yapmam da mümkün değil. Çünkü ben bu meselede tarafım! Müze olarak boynu bükük bırakıldığı günlerde Ayasofya önünde hançeresini yırtan bir eylemci, camiye çevrildiği şu günlerde de vesile olanlara dua eden bir müminim!

Ayasofya Camii’nin tekrar camii sınıflandırmasında  ibadete açılması tüm dünya Müslümanları ve gayrimüslimleri  tarafından nasıl karşılandı?

Bu vesileyle tüm cihanın aslında küfür ve iman olmak üzere iki milletten müteşekkil olduğunu bir kez daha görmüş olduk. Müslümanlar memnun ve muti, gayrimüslimler kızgın ve düşünceli…

Baktığımız zaman Ayasofya Camii Türkiye Cumhuriyeti tarafından müze hâline getirildi ve sonra yine Türkiye Cumhuriyeti tarafından tekrar asli hüviyetine kavuşturuldu. Bu açıdan Ayasofya meselesi tam olarak millî bir meseledir diyebilir miyiz?

Devlet’in izlediği siyaseti ve ufkunu görmek açısından elbette öyle…

Kılıçla hutbe verilmesi meselesini de konuşalım istiyorum. Ayasofya Camii ile gündemde kendine yer buldu bu durum ancak bu uygulamayı yüz yıllardır sürdüren camilerimiz de var.

Bence burada sorunu başkalarında aramamak gerekiyor. Eğer ‘’kılıç hakkı’’ olan tüm camilerimizde bu anane devam ettirilmiş olsaydı, Ayasofya özelinde de bunu tartışmıyor olacaktık. Geç kalmışta sayılmayız sadece Ayasofya değil kılıç hakkı olan tüm camilerimizde bu töre devam ettirilmeli ve imamlarımız hutbeye kılıçla çıkmalıdırlar. Bir nesle fetih şuurunu tarih şuurunu mefkûre şuurunu vermenin en kolay yollarından biri de budur… Neden es geçeriz anlamak güç…

“Ayasofya Camii tamamıyla ibadete açıldı; oldu, bitti” diyebilir miyiz yoksa bu karar alındığında ve gerçekleştiğinde tüm dünya tarafından konuşulduğu gibi bundan sonra da konuşulacak mıdır?

 İlim seyyahlarına ilk öğretilendir; ‘’sözün büyüğü; büyüğün sözüdür’’ derler; ceddimiz de kelam-ı kibarlarının birinde ‘’su uyur düşman uyumaz’’ buyurmuş, tetikte olmakta, bu da geçti yahu deyip, tembellik etmemek gerek, zira Müslümanların elde ettiği bu mübarek neticenin süresi yine Müslümanların ne kadar zinde olacağı ile alakalıdır. Madem bu bapta atasözlerinden dem vurduk o vakit, kutlu atamız Dedem Korkut’u anmamak olmaz, ‘’ Oğuz’un başına ne gelirse uykuda gelir’’ demiş, uyumamak gerekir, vesselam!

 Kıymetli vaktinizi bize ayırdığınız için teşekkür ederiz.

Estağfurullah… Varolasınız…

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.