Sıradaki içerik:

Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Kurucusu: Mehmet Emin Resulzâde

e
sv

Öz Eleştiri, Kendimizi Tenkit

avatar

Yusuf Duru

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 3 dakika)

Atilla’nın en görkemli yıllarıdır. Tüm obaları bir bayrak altında toplamış ve dünyayı ele geçirmek üzere geçmişten bu yana kurduğu hayali gerçekleştirmek için düzenli bir ordu kurarak fetihten fethe yürümeye başlamıştır. Tüm dünya “Tanrının Kılıcı” karşısında tir tir titremektedir.

Avrupa o güne kadar görmediği bir ordu ile karşı karşıyadır. Ne kalın parlak zırhlı şövalyeler, ne atları üzerinde ağır hareket etmelerine rağmen mahir bir şekilde kullandıkları kılıçları ile orduların önünü açan öncü templiyeler, Attilanın ordusu karşısında tutunamamış, yenilgiyi, hezimeti, acı bir mağlubiyeti yaşamak zorunda kalmışlardır.

O gün de Attila ve beyleri çadırda kızarmış et, pilav ve kımızdan oluşan yemeklerini iştahla yerken çadırın dışında bir gürültü olmuş ve o civardan bir köylüyü derdest edip Attila’nın huzuruna getirmişlerdir.

Köylünün ateş saçan gözleri Attilanın üzerine kilitlenmiştir. “Ne oluyor? Nedir bu kargaşa?” diye soran Attila’ya, köylüyü getiren birlik komutanı cevap verir. “Hanım bu adam senin adını anarak halka bir şeyler anlatıyordu. Dilini bilen birinin tercümesi ile sana hakaret ettiğini, seni tanımadığını ve Tanrının seni en kısa zamanda, koynunda beslediğin yılanlardan biriyle cezalandıracağını söylediğini anlattı. Önce öldürmek istedim. Ancak bana yüreğin varsa benin hanının karşısına çıkar onun yüzüne de söyleyeyim bu sözleri dedi. Bende getirdim.”

Attilanın yanındaki beyleri hemen kılıçlarına davrandılar, adamı öldürmek istediler ancak kaan müsaade etmedi. “Durun bakalım. Önce dinleyelim. Sonra gerekirse öldürürüz. Ama dinlemeden öldürdü dedirtmem.”

Köylü bunun üzerine konuşmaya başladı.

“Sen gelmeden önce de bağlı bulunduğumuz derebeyi tarafından zulüm altında inliyorduk. Senin gelişini bize çok görkemli anlattılar. Adil olduğunu söylediler. Oysa sizinki adalet değil. Tek taraflı verdiğiniz kararlarla insanlar perişan olmaya devam ediyorlar. Fakir bir adam olduğum için beni kimse dinlemedi. Ancak yaptığım konuşma canımı kurtarmak için yapılmadı. Beni öldürebilirsin ama ben ölümden sonra (burada gökyüzünü göstererek) sizi Tanrıya şikayet edeceğim. Tanrı da sizi huzuruna aldığı zaman sorguya çekecektir. Ancak sizin gibi değil. Tüm iç yüzünüzü ve kirlerinizi ortaya dökerek. Senin koynunda beslediğin yılanlar, senin sonun olacaktır ey Attila. Unutma içindeki hainler yüzünden helak olacaksın.”

Köylünün cezasını bilmiyoruz. Öldürüldü mü, serbest mi bırakıldı onu da bilmiyoruz. Ancak anlatılan bu kadar. Buradan hareketle günümüze gelelim.

İnsanoğlu tenkitlere her daim açık olmalıdır. Ancak tenkit eden ve tenkit üslubu da yıkıcı değil, yapıcı olmalıdır. Çünkü tenkid, eleştiri yanlış görünen bir şeyi düzeltmek ve doğrusunu anlatmak için yapılan savunmadır nihayetinde. Bu yaptığınız yanlış, bu işin doğrusu böyle olmalıdır demektir tenkit. Şayet yapılan yanlışı düzeltecek kadar güçlü ve doğru bir projeniz, karşı cevabınız ya da sunumuzun yoksa o vakit tenkit etmeye de ne haddiniz vardır, ne de haliniz. Susmanız en iyisidir.

Günümüzde yapılan her işi tenkid eden bir güruh var. Özellikle şu sıkıntılı günlerde söylenen sözler, ortaya atılan fikirler insanları sürekli kutuplaştırmaya, ayrıştırmaya ve farklı yönlere çekmeye yönelik. Bu da toplumun dinamizmini. mücadele azmini, birlikte düşünmesini ve hareket etmesini, fedakarlığını dahası imanını zedeliyor. Bir toplumun imanı zedelendiği zaman yıkılması, yok olması çok çabuk olur.

İnsan oglunun tenkitlere karşı durması çok tabiidir. Zira hakikat payı olan tenkitleri kabullenmek bile zordur. Hele günümüzde ben her şeyi bilirim zihniyeti ile yaşayan, eğitim gören bir neslin yetiştiğini düşünürsek ne kadar yapıcı da olsa tenkitleri kabul etmeleri çok zor.

Aileden başlayan eğitimde benim oğlum en seçkin, benim oğlum en iyi, benim evladım en kaliteli, fikirleri ile insanlara yön verir tarzında, adına bir türlü şımarıklık diyemediğimiz aşırı özgüven diye bir terane çizgisinde yetiştirdiğimiz nesillerin kendi elleriyle hem kendi sonlarını, hem de bizim akıbetimizi meçhule doğru sürüklediklerini görmüyoruz maalesef.

Kusurları ve yaptığı hatalar yüzüne söylenen kişi, bunları söyleyenden konumca, mevkice, rütbece, paraca yukarda ise kibir denen illetin ilmeği boynuna geçmiş demektir. Yüzüne söylenen en doğru sözler bile onu çileden çıkarmaya yeter.

Top yekün insanlık büyük bir sıkıntının içine düşmüştür. Bu sıkıntı gözle görünemeyecek kadar küçük olan bir canlının insanlığı esir alması olarak kabaca tarif edilebilir. Adına COVİT19 denilen bu virüs tüm insanlığı eşit bir hale getirdi.

Bugüne kadar İslam’a, Müslümanlara olmadık hakareti eden batı, namaz kılma taklitleri ile korkularını bastırmaya çalışıyor. Tüm insanlık bir tek gaye için birleşmiş durumda. Kendilerini bu korkunç sondan kurtarmak.

Ülkemizde de bu sıkıntı hayli hızlı bir şekilde ilerliyor. İlgili bakanlıklar, sağlık personeli var güçleriyle mücadeleye devam ediyorlar. İşte burada yazımızın ana konusu ortaya çıkıveriyor. Birileri büyük bir özveri ile çalışırken, birileri sadece şahsi ve siyasi görüşlerinin kendilerine verdiği şımarık bir özgüvenle yapılanların tamamını büyük bir duyarsızlık örneği gösterip tenkit etmeye, şuursuzca eleştirmeye ve ahlaksızca karşı görüş bildirmeye çalışıyorlar.

Sosyal medya dediğimiz maalesef görünmez linç ortamında paylaştıkları asılsız videolar, bilgiler, söylemler yapılan müspet işlerin, tüm duyarlılığın önemini de şüpheli hale getiriyor. İnsanlar neye, nasıl ve ne şekilde inanacaklarını bilemez halde duydukları her bilgiyi doğru, uyguladıkları her formülü gerçek zannederek şuursuzca hareket ediyorlar.

Burada itidali elden bırakmamak, yapılan eleştirilerin dozunu kaçırmamak, bu dünyada sadece bizim ve ailemizin, koruma içgüdüsüyle yaptığımız tüm yıkıcı eleştirilerin dışında tuttuğumuz sevdiklerimizin yaşamadığını, başka insanların, hatta canlıların da yaşadığını unutmamak gerek.

Tüm dünya ne yapacağını bilemez bir vaziyette kontrolden çıkmış bu virüsün karşısında elinden gelen ne varsa ortaya dökmüş, mücadele ederken, içimizdeki beyinsizler yüzünden birliğimize, beraberliğimize ve bütünlüğümüze halel getirecek konuşmalar yapmamalı, bunlardan kaçınmalıyız.

Burada ilgili güvenlik güçlerine (M.İ.T. / Türk Polis Teşkilatı /JÖH / PÖH/ Ordu,  – kim varsa) iş düşüyor. Neden mi? Milletin kuvvei maneviyesine saldıran, fırsatı ganimet bilerek fitne çıkarmaya, bölünmez bütünlüğümüze saldıran, hayasızca ve ahlaksızca paylaşımlar yaparak infial oluşturmaya çalışan, yalan, yanlış bilgilerle insanların devlete olan güvenini sarsan kim varsa toplayacak, gerekli cezayı verecek.

Dilin kemiği yok derler ama dili çalıştıran zihin, akıl, beyin bir kemiğin içinde öyleyse onu nasıl muhafaza etmesi gerekiyorsa öyle muhafaza edecek.

Yarabbi içimizdeki beyinsizler yüzünden bizi de helak etme.

Diye dua ederek yazımızı bitirelim.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.