Orta Asya’dan Anadolu’ya Türk Töresinde Çocuk Olmak

Çocuklar? Onların bir tarihi var mı? Elbette; Çocuk olmak da tarihsel süreç içinde çok değişim göstermiştir. Nev-i şahsına münhasır bir tarihi vardır çocukların.

Göçebe toplumlarda, çadır hayatında, yerleşik toplumlarda evlerde ve süslü püslü konaklarda, saraylarda, Türk İslam Toplumları’nda ailelerin gülü olarak görülmüş, sesleriyle bulundukları sokak ve mahalleleri şenlendirmeye devam etmişlerdir.

Çocukluk dünya üzerinde bulunduğu coğrafyaya, kültürlere, tarihsel sürece göre değişiklikler göstermiştir. İnsanlığın başlangıcından itibaren tüm ilkel toplumlar göçebe yaşam içerisinde olmaları sebebi ile yeni doğan ve doğacak her bireyi hayatta tutunabilmelerinin bir ön koşulu olarak görüyordu. İnsanlık mağara hayatından başlayarak, yiyeceğini bulmak, emniyetini sağlamak, vahşi hayvanlar ve olumsuz hava şartları ile mücadele etmek zorunda kalmış, bu sebeple de çocuklarını çok doğru muhafaza edememişlerdir. Bu minvalde, ilerleyen zaman dilimlerinde görüldü ki, ilkel toplumlar, tesis ettikleri kurallar çerçevesinde güçsüz engelli bebek ve çocukları ya kendi hallerine bırakıp çaresizce ölüme terk etmişler veya vahşi hayvanların insafına bırakmışlardır. İslamiyet öncesi Türklerde erkek çocuk, aile hukuku açısından önemlidir. Çünkü erkek çocuk ailenin devam etmesindeki en kıymetli faktörlerden biridir. Türklerde erkek çocuk babası gibi cesur olursa ataç, kız çocuk Annesi gibi evini çekip çevirecek güçte olursa anaç denilmekteydi. Küçük çocuklara uşak oğlan denilirken, Aç, Açı, Eçe, Eçi kelimeleri büyük kız kardeşler için kullanılırdı.

Kaşgarlı Mahmut ailenin en son çocuğuna; Aştal, büyük erkek kardeş için ise açık kelimelerinin kullanıldığını ifade eder.

Eski Türkler de çocuğun ahlaki yönden eğitiminde aksakallı adı verilen büyüklerin yanı sıra anneye büyük iş düşmekteydi. Baba erkek evlatlarına teknik ve mesleki bilgileri öğretirdi. Dede Korkut; “kız anadan görmeyince öğüt almaz, oğul atadan görmedikçe sufra çekmez. Oğul atanun yeteridür, iki gözünün biridür. Devletli oğul kopsa ocagınun közidür” Cümleleriyle evlat yetiştirirken aileye düşen sorumlulukları belirtmiştir. Türk gelenek ve göreneklerini öğrenen çocuk, bilime, sanata, medeniyet ve tarihe yabancı kalmaz, çocuğa kim olduğu, ne olması gerektiği aktarılırdı. Göktürkler, Uygurlarda birçok yazıtla karşılaşılması, takvimlerin kullanılıp, belli matematiksel çıkarımların yapılması, müesseseleşmiş okulların varlığı bilinmese de, Türk toplumlarında eğitim kavramının varlığını ispatlar niteliktedir. Türkler çocuklarına doğar doğmaz geçici bir isim verirlerdi. Bebeklikten çıkan çocuk ergenlik yaşlarında gösterdiği kahramanlığa göre kalıcı ad alırdı. Ait olduğu boy beyi veya aksakallı denilen din adamı ulular tarafından isim koyma törenleri yapılır, buda büyük kahramanlıklardan sayılırdı. Dede Korkut destanlarında sıkça rastlanılan, Dirsehan’ın oğlu karşısına çıkan bir boğayla dövüşüp onu öldürünce Boğaç adını almıştır. Bay Büre oğlunu Bamsım diye severken, bezirgânların malını soygunculardan kurtarınca BamsıyaBeyrek adı verilmiştir. Kaşgarlı Mahmud Dîvânu Lugâti't-Türk de “çocuğu terbiye eden anne ve babadır; babası ekşi elma yese, bir fenalık yapsa, oğlunun dişi kamaşır” diyerek baba oğul etkileşimini bildirir.

“Tay yetişirse at dinlenir, oğul yetişirse baba dinlenir.

Türk çocuğu kız olsun erkek olsun, ata binmeyi, ok, yay ve kılıç kullanmayı öğrenerek işe başlardı. Ordu millet tabirine uygun bir aile yapısının tesis edilmesi elzemdi.

Selçuklu ve Osmanlı medeniyetinde Çocuğa verilen önem artmış, Peygamberimizin Sünnetine uygun olarak saçının teline bile kurbanlar kesilmiştir. Gerek padişah çocukları, gerekse reayanın evlatlarının dünyaya teşrifleri maddiyat ölçüsünde sevinçle karşılanmış, oğul veya kızlarının vefatlarında ise günümüze kadar gelen mersiyeler yazılmıştır.

Cem Sultan’ın vefat eden oğlu Oğuzhan’a yazdığı mersiyesi bunlardan biridir.

Yakamu yırtıp elünden nicesi âhitmeyem
Cânımu odlara atdıderd-i Oğuz Hân felek

Ağlamakdan ol ciğer-gûşemfirâkındanmüdâm
Kara kara kanlara boyandı bahristân felek

Başumakaranulıkitdüncihân aydınlığın
Kara yüzlü kara bulıtluper-i bârân felek

Bir kılına virselervirmezdüm Oğuz Hân'umun
Genc-i Kârûn ile bin bin milket-i Osmân felek

Sînemiçâk eyle cânum hâk ü gönlüm derd-nâk
Çünki Oğuz Hân'umoldı hâk ile yeksân felek

Âh u vâveylâdirîg ü hasret ü sadderdâh
Kim Oğuz Hân'umdahı görmeğe yok imkân felek.

Osmanlı ailesinde bir çocuk dünyaya geldiğinde önce güzelce yıkanır, vücudunun bazı bölgeleri tuzlanır, sonra durulanarak kurulanır ve kundaklanırdı. Tuzlanan bebeklerin bazı hastalıklardan muhafaza olunduğuna ve ilerleyen yaşlarda vücutlarının kötü kokmayacağına inanılırdı. Bazen de bebek kundaklandıktan sonra göğüs hizasına Ayete’l-Kürsî yazılı bir muska asılır ve bu muska sürekli çocuğun üzerinde bulundurulurdu.
Bebeğin ve annenin sağlıklı olduğu pederine, büyük pederine ve büyük validesine haber verilirdi. İçeriye alınan baba, Cenab-ı Hakk’a şükreder, bebeğin annesine hayır dualar eder ve besmeleyle bebeğini kucağına alırdı. Farklı uygulamalar olsa da, hadîs-i şerîflerde geçtiği üzere dünyaya gelişinin üç veya yedinci günü bebeğin ismini koymak, saçını tıraş ettirip (mümkünse) kesilen saçının ağırlığınca altın veya gümüş tasadduk etmek ve akika kurbanını kestirmek, âdettendi. Çocuğun dedesi hayattaysa o, yoksa da babası abdestli olarak odaya girer, diz üstü otururdu. Çocuk kundağa sarılı bir şekilde kendisine verilir, o da besmele çekerek çocuğu dizinin üstüne yatırırdı. Allah’a şükrettikten ve Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) salât ü selâm okuduktan sonra çocuğun sağ kulağına önce Ezan-ı Muhammedî okuyarak koyacağı ismi üç kez söyler, daha sonra yine çocuğun kulağına üç kez Kelime-i Şehadet getirirdi. Böylece isim koyma merasimi son bulurdu. Burada anneye çeşitli hediyeler vermek de yine âdetti. Osmanlı toplumunda çocuklar öncelikle aileden anne ve baba başta olmak üzere babaanne ve dededen ilk terbiyesini alır, sonra mahalle mekteplerine yollanırdı. Okul hayatı 4, beş yaşlarında başlar, yaşları ilerledikçe, medreselere veya çıraklık okullarına kabiliyetlerine göre yönlendirilirdi.

Günümüz teknolojileri çocuk yetiştirme şartlarımızı, gelenek ve göreneklerimizi etkilese de birçoğumuz için; törelerimizde bulunan yeni doğan bebeği tuzlama, İslamiyet’e uygun isim koyma, Peygamberimizin buyurduğu gibi akika kurbanı kesenlerin varlığıyla mutlu olmaktayız.

Kaynakça:

1) Yahya Araz, 16. Yüzyıldan 19. Yüzyıl Başlarına: Osmanlı Toplumunda Çocuk Olmak, İstanbul: Kitap Yayınevi, 2013.
2) Umut Karadoğan, Çocuk ve çocukluk kavramının tarihsel süreçte değerlendirilmesi, Çocuk ve medeniyet, 2019-1.
3) İlhan Aksoy, Türklerde aile ve çocuk eğitimi, ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ-TÜRKOLOJİ ARAŞTIRMALARI MERKEZİ, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi TheJournal of International SocialResearch Cilt: 4 Sayı: 16 Volume: 4 Issue: 16 Kış 2011 Winter 2011.
4) https://www.edebi.net/index.php/klasik-tuerk-divan-siiri/6745-cem-sultan-oguzhan-mersiyesi

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Yabani Otlar

Çocuklar? Onların bir tarihi var mı? Elbette; Çocuk olmak da tarihsel süreç...

Cennet Kuşları

Çocuklar? Onların bir tarihi var mı? Elbette; Çocuk olmak da tarihsel süreç...

Film Gibi Zamanlar

Çocuklar? Onların bir tarihi var mı? Elbette; Çocuk olmak da tarihsel süreç...