Sıradaki içerik:

Tapınak Şövalyeleri ve Kutsal Topraklar

e
sv

Orhan Hakalmaz ile Söyleşi

avatar

Hasna Para

  • e 2

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 4 dakika)

Merhaba Orhan Bey. Türk Halk Müziğiyle nasıl ve ne zaman ilgilenmeye başladınız?

Ben kendimi bildiğimde, yani akıl baliğ olduğumda saz çalıp türkü söylüyordum. Altı yaşımdayken bağlamayı kucağıma vermiş rahmetli babam. TRT’de çocuk saati adlı programında bile, bile diyorum çünkü : TRT o zaman çok katıydı buna rağmen, yayına katılıp, saz çalıp türkü söylemiştim. Konservatuvar imtihanına da saz çalıp türkü söyleyerek girdim. Burada şunu söyleyebiliriz, sevmeyip devam etmeyebilirdim belki, ama çok sevdiğim ve önemsediğim için severek devam ettim ve Allah sağlık ve ömür verdikçe devam edeceğim.

Gazali (k.s) hazretleri “Baharın ve çiçeklerinin, udun ve tellerinin kendisini harekete geçirmediği kimsenin mizacı o kadar bozuktur ki, ilacı yoktur” der. Bu minvalde müziğin insan ruhuna faydaları hususunda neler söylenebilir?

Müzikten önce, sanata değinmek gerekir. Sanat, insanda estetiği, duyguyu, düşünceyi uyandıran yolların tümüdür. Sanatın bana göre en etkili yolu müziktir. Neşet ustanın da dediği gibi gönülden gönüle bir yoldur. Müzik evrenseldir. Bütün insanlığı etkileyebilir. Ancak söz girdiğinde yerele döner. Sözün önemine de değinmek lazım. Müzik akılda bırakıcı ve ezberlemeyi kolaylaştıran bir yol olduğu için eserlerin sözlerine de dikkat etmek, anlamı şeyler sözleşmek lazım.

Tasavvufta “en büyük sanatçı Allah’tır” denir. Her şey Allah’ın varlığının delilidir ve gerçekten sanatla ilişkilidir. Eğer ruhunuz sanatla olgunlaşmışsa, baktığınız çiçekten, bir kelebekten, bir yapraktan, kısacası her şeyden etkilenebilirsiniz. Bakışınız değişir. Sanat insanı gerçekten olgunlaştırır. Sivri taraflarını yontar ve bana göre de Allah’a yaklaştırır. Müzik doğru kullanılması durumunda çok önemli ve faydalanılması gerekenbir araçtır, insanı direkt etkisi altına alır. Dinlediğiniz müzik türü karakterinizi etkiler, sizin nasıl bir insan olduğunuzu gösterir. Kötü müzik içki sigara gibi kötü alışkanlıktır. Osmanlı’da şifa için müziğin kullanıldığını da biliyoruz.

Türküler daha çok aşk/sevda üzerine yakılmıştır. Sözleri elem, firkat, kavuşma gibi kavramlar etrafında gelişen türkülerde mana yönünden de, fani sevgi/baki sevgi ya da birinden diğerine bir yolculuğun söz konusu olduğu bir ikililik vardır. Bu açıdan türkülerimiz için nasıl bir değerlendirmede bulunursunuz?

Hayatta neyi hangi oranda yaşıyorsak, türkülerde bu yaşantının aynı oranda yer aldığını görürüz. Aşk ve sevda, insanların daima hayatındadır. Fakat burada, her aşk ve sevda türküsünü karşı cins olarak sınırlandırmak büyük hatadır. Bunun çok örneği vardır. Aslında ilahi aşka değinen türküleri karşı cins gibi algılayabiliyoruz. Ama çoğunluğu aşk, sevda üzerine desek de, türkülerde değinilmemiş konu neredeyse yoktur. Kahramanlık türkülerinden tutun da ağıtlarımız, kına havalarımız, asker türkülerimiz, ayrılık vs gibi hayatın her alanında yaşananları türkülerimizde bulabiliriz. Tarih, sosyoekonomi, dini hayatımız, geleneklerimiz vs  için türküler önemli kaynaktır. Bu yüzden de türkülere yalnızca müzik türü değil bir bilim dalı olarak bakıyor ve önemsiyoruz.

Aslında türkülerimiz de kendi içinde bir takım sınıflandırılmaya tabidir, denilebilir. Yaşanmış olaylara ait türküler, efsaneleşmiş sevdalara ait türküler, hikâyesi bilinmeyen türküler. Bu hususta neler söylersiniz?

Denilebilir değil, öyledir. Konularına, yörelerine tavırlarına vs. göre türküleri ayırırız. Hikaye demişken, bütün türkülerin hikayesi vardır gibi bir anlayış olmakla beraber bu doğru değildir. Hikayesi olan türküler  var tabii ama hepsinin yoktur. Aşıklarımız, türkü yakıcılarımız, bazı olaylardan etkilenerek kendilerini insanların yerine koyarak yaktığı türküler, eserler vardır.

Türkü ismi itibariyle de bizim milletimize has bir halk müziği. Milletlerin halk müzikleri incelendiğinde o millete ait kültür, duygu, düşünce ve yaşayış tarzlarına yönelik bir takım çıkarımlarda bulunabilir miyiz? Buradan hareketle türkülerimize bakınca bize dair nasıl bir resim ortaya çıkar?

Türkü kelimesi Türkî’den gelir, Türk ile ilgili, Türk’e ait anlamına gelir. Sonradan ses uyumu sebebiyle türkü haline gelmiştir. Bu coğrafyada ne yaşanıyorsa, hepsine ayna olmuştur.  Türklerin asıl önemi işte burasıdır. Türküler; milletler, yaşayışlar, sosyoloji, tarih hakkında belgedir. O sebeple türkülere özen gösteriyoruz. Türkülerden ciddi anlamda ülkemiz ve insanımız hakkında bilgi edinebiliriz. Türkülere sorabilirsiniz. Hatta Bedri Rahmi’nin de dediği gibi, “memleket ahvalini onlardan sor”. Türküler bizim için büyük verilerdir ki, yüzde yüz gerçektir. Yöre şivesi, ağzı, çalış ve söyleme şekli, işlediği konular, birçok bilim dalından faydalanır. Sosyo-ekonomi hakkında bilgi verip, tarihe tanıklık ederler.

Halk müzikleri etnik müziklerdir. Etnik müzikler de çoğu ülkede geri kalmış müziklerdir. Bizim türkülerimizin en büyük farkı da burada ortaya çıkmaktadır. Gerek söz, gerek ritm, gerek enstrüman çeşitliliği, gerekse yöre tavırları (ki tavır halk müziğinde olmazsa olmazdır) olarak incelendiğinde bir etnik müzik olmasına rağmen olağanüstü sanat özellikleri gösterir. Merhum Bedri Rahmi Eyüboğlu şiirinin bir kısmında bunu şöyle ifade eder:

Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası

ayak sesinden tanırım,

Ama ne zaman bir köy türküsü duysam

Şairliğimden utanırım.

O şair olarak söz kısmını değerlendiriyor, ben de müzisyen olarak incelediğimde, olağanüstü, normalde yapılamayacak bestelerin yöre ve yılların birikimiyle ortaya çıktığına  ve çok önemli icralara şahit oluyorum. “Bunu nasıl bestelenmiş?” diye düşündüğüm çok olmuştur.

Genel olarak türkülerimize baktığımızda, Anadolu’nun vazgeçilmezi olduğu, ülkemizin genel türkülerine bakıldığında dertli olduğumuzu, bazı çok neşeli görünen türkülerde bile dikkat edilince bir hüznün saklı olduğunu müşahade etmekteyim. Ülke insanımızın genel karakterini türkülerle ilgilendiğinizde anlayabiliyorsunuz. O yüzden ben ülke insanımızı gerçek anlamda çok önemser ve çok severim. Kahramanız, yardımseveriz, sanatçı ruhluyuz, kadına çok değer veririz (insanımızı kadına şiddete yatkın gibi göstermelerine rağmen), bunu çok net bir şekilde görüyorum.

Türkü olmayan eserlere “buna da türkü diyelim n’olacak”  diyenlere karşı çıkarak türküleri ayrı bir yerde tutuyorum. Ben kendi bestelerime dahi “türkü” demiyorum. Türkü başka bir şey. Benim hep verdiğim bir örnek vardır: “Hamsi koydum tavaya” diye bir türkünün Urfa’dan çıkması mümkün değildir. Halk yaşamadığı bir olay için türkü yakmaz. Türküler bizim kimlik kartımızdır.

Neşet Ertaş abdallık geleneğinin son büyük temsilcisi olan halk ozanımız.  Neşet Ertaş’ın çokça  sevilmesinin nedeni sadece yeteneği değildi sanırım. Neşet Ertaş’ı “Bozkırın Tezenesi” yapan nedir sizce?

Neşet Usta, yıllarını fakirlik içinde geçirmiştir. Açıkçası kıymeti de yıllarca bilinmedi. “Altını sarraf bilir” diye bir söz vardır. Bizim konservatuvardan mezun olan birçok müzisyen arkadaşımız ve özür dileyerek buraya kendimi de dahil edeceğim, kıymeti bilinmeyen Neşet Usta gibi değerlerimize ve türkülerimize sahip çıkıp, iyi örneklediğimizden, pek çok türkü ve pek çok kaynak kişi gündeme gelip tanınmıştır. Gençler, kaynak kişilerden, çok meraklı olanlar hariç, türkü dinlemeyebilirler. Ama bizler, kâh icrasıyla kâh sunumuyla kâh orkestrasyonla destekleyip yeniden yorumlayınca gençlerle buluşmasına vesile olduk. Tabiri caizse, bir nevi toprağından ürünü alıp, vitrinde süsleyip cazip hale getirmek, satmak gibi bir şey. Dolayısıyla Neşet Usta’nın, kıymeti ömrünün sonuna doğru bilinmeye başlanmıştır. Kendisiyle birebir görüştüğümde, “Ben sizi takip ediyorum, çok beğeniyorum. Gençlerin bizi tanıyıp dinlemesine vesile oluyorsunuz” demişti.

İletişim kanallarının açılması, kıymet bilen insanların çeşitli yerlerde programlar yapması (buna ben de dahil) onun eserlerini de söyledikçe, Neşet Usta’nın inanılmaz ses ve bağlama çalışı ve tabiki kendi eserleri, “türkü dinlemez” denen gençlerle tanıştırılınca büyük bir beğeni kazandı. Böyle değerlerimizi, bizler elimizden geldiğince insanlarımıza tanıtmayı sürdüreceğiz. Çünkü çok değerimiz var, Kazancı Bedî, Celal Güzelses, Aşık Veysel, Mahsuni Şerif gibi. Ama maalesef, “gençler türkü dinlemez”, “türkü programları reyting almaz” gibi şehir efsaneleri dolaşıyor. Ben bunların tersini, yaşayarak iddia ediyorum. İyi müzisyenler yetişip türkülerimizi değer vererek icra ederlerse, ileride türkülerin dünyaca da tanınacağına inanmaktayım.

Kıymetli vaktinizi bize ayırdığınız için teşekkür ederiz.

Kıymet verdiğiniz için ben teşekkür ederim.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.