Önden Giden Atlar

Akademik kariyer yaparken, dünya tatlısı ve tam bir Osmanlı beyefendisi hocamız vardı; Osman Sarı. Osman hocamız aynı zamanda iyi bir şairdi. “Önden Giden Atlılar” isimli bir şiir kitabı vardı. İçten samimi ve duygulu şiirler yazmış. Halâ imzalı kitabı elimde. Şöyle diyor şiirin bir kısmında:

“Issız sıcak çölleri,
Karşı karlı dağları,
Kayboldular uzakta,
Önden giden atlılar,
Ben burda kaldım böyle…

Bendeniz edebiyatçı değilim, ama edebiyatı çok severim. Elbette edebiyatçı olanlar bu şiiri daha güzel yorumlayabilirler. Ancak karınca kararınca anladığım kadarıyla yorumlamaya çalışacağım. Şiirin birinci satırındaki, “Issız sıcak çölleri” ifadesi, zihnimde sekiz yıllık saltanatında seksen yıllık fütuhat yapan büyük padişah Yavuz Sultan Selim Han’ın Mısır Seferi’ni yad-ı cemil etti. O ne muhteşem seferdi. Koca Sultan “geçilemez” sanılan Sina Çölü’nü o günün şartlarıyla 13 günde aştı! Yine bir sefer esnasında devrinin meşhur âlimlerinden Kemâl Paşazâde’nin atının ayağından sıçrayan çamur, Yavuz Sultan Selim Han’ın kaftanını baştan başa çamura bulamıştı. Büyük âlim Kemâl Paşazâde buna çok üzülmüştü. Onun üzülmesine mukâbil Yavuz âdeta sevinmiş ve “Ulemânın atının ayağından sıçrayıp bizi boyayan çamur, bizim için şereftir. Mübârektir. Bu çamurlu kaftanı, ben ölünce sandukamın üzerine kapatın!” Demişti. Kim bilir belki de bu muhteşem sözün söylenmesi için Rabbim âlimi taşıyan ata emretti ve at da o çamuru sıçrattı.

Osman Sarı hocamın şiirinin ikinci satırındaki “Karşı karlı dağları” ifadesi de oldukça manidâr. Zira dedemiz Selçuklu, babamız Osmanlı, kar, yağmur, çamur demeden seferler yapmışlar; aç kalmışlar susuz kalmışlar ama “İ’lâ-yi-KELİMETULLAH” uğrunda cihadı asla terk etmemişler. Allah’ın ismini cihana nakşetmek için at üstünde kılıç sallamışlar, gazi ve şehit olmuşlar. İşte bu durumu da hocam üçüncü ve dördüncü satırlarda “Kayboldular uzakta / Önden giden atlılar” ifadesiyle terennüm etmiş. Osman Sarı hocam son satırda, “Ben böyle kaldım böyle” derken, neyi kast etti bilemem, ama benim anladığım, önden giden atlılar, şanlı tarihimizi altın harflerle yazıp, büyük zaferlere ve cihadlara imza atıp gittiler ama biz böyle elleri boş ve bîhuş bir şekilde muhayyer kaldık. Ama Allah, İslâm’ın elmas kılıcı Türkleri böyle başıboş bırakmaz, yine onun ordusunu parlatır ve şanlı zaferlere kanatlarını açar inşallah…

Ruhumuzu inleyen nağmelerle okşayan ve cihad aşkını körükleyen ve muhteşem musikiyle terennüm edilen Mehter Marşı’ndaki:

“Tarihi çevir; nal sesi, kısrak sesi bunlar, Delmiş Roma’nın kalbini mızrak gibi Hunlar!
Göktürkler, Uygurlar, Oğuzlar, Peçenekler… Türk’ün yüce tarihine bin bir zafer ekler”

Beytinde ifade edilen şanlı tarihimizdeki büyük zaferler, atlarla kazanılmıştır. Türkün tarihinde “at, avrat, silah,” üçlemesinin ayrı bir yeri vardır ve namustur. Tabi ki yukarıda sayılan Türk boylarında Selçuklular ve Osmanlıları da eklemezsek nakıs kalır. Selçuklular ve Osmanlılar atlarla yaptıkları seferlerde İslâm’a büyük hizmetler yapmışlar ve zaferler kazanmışlardır.

Osmanlı döneminde atlara büyük önem verilirdi, hatta öyle ki, eski Türklerde benimsenen “atla bütünleşme" Osmanlı Türklerinde de kabul görmüş ve at, Osmanlı Türklerinde şeref, hürmet ve sevgi unsuru olarak kabul edilen bir yoldaş addedilmiştir. Atlar da kendilerine verilen bu öneme kayıtsız kalmamışlar ve sahiplerine sadık dostlar olarak başarıdan başarıya koşmaları için destek olmuşlardır. Bu bağlamda Osmanlılar tıpkı, “atına bir dost gibi iyi bak ama sırtına bindiğin zaman bir düşmana saldırır gibi bin” sözündeki gibi atlara oldukça iyi bakmışlar ve üzerlerindeyken birer aslan gibi düşmana saldırmışlardır.

Hani bir güzel bir ata sözümüz var ya: “her kuşun eti yenmez” diye. İşte öylesine rast gele ata da binilmez. “Huyunu suyunu bilmediğin bir ata binmek, freni patlamış bir kamyonun önüne geçmek gibidir” özdeyişinde ifade edildiği gibi, yukarıda ifade ettiğimiz atla bütünleşme bağlamında ata binmek gerekir. Yani at da seni benimseyecek. Atlar da birçok hayvan gibi, zeki mahluklardır. Sahibine ünsiyet edip, ona zevkle hizmet ederken, yabancı birini üzerinden fırlatması da mümkündür. Bu yüzden, her ata binilmez…

Osmanlı arşivlerindeki belgelerde atlara aşırı yük yüklenmesinin yasak olduğu hatta 1 Eylül 1856 tarihli Sultan Abdülmecid dönemine ait bir başka belgede ise cuma günleri atların taşımacılıkta kullanılmaması ve izinli olması emrediliyordu. Yani, at ile taşımacılık yapanların cuma günü tatil yapmaları çok eskiden beri uygulanan bir kural olduğu gibi Osmanlı Döneminde de atlara cuma günü izin veriliyor ve yük taşıtılmıyordu. Bu yüce merhamet duygusunu başka milletlerde bulmak pek de mümkün değildi o devirlerde. Zira Osmanlı bu ahlâkını mensup olduğu İslâm’dan almış ve Hz. Peygamber’in (s.a.v) “Merhamet edenlere Allah da merhamet eder. Siz yerdekilere merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin.” Hadis-i Şerifine uygun hareket etmiştir.

Hatta Sultan III. Murat döneminde 1587’de İstanbul muhtesibi Mehmed Çavuş’un padişaha yazdığı, bazı hamalların yük hayvanlarına kapasitelerinin üzerinde yük taşıttırdıklarına dair bir belgede, Mehmed Çavuş Padişah III. Murad’a şikayette bulunmuş ve hayvanların aşırı yük sebebiyle yere yığıldıkları ve çok yorulduklarını ifade etmiştir. Bunun üzerine Padişah III. Murat, hamallar kethüdasına hamalların, ‘hayvanların beslenmesine dikkat edilmesi, sakat ve zayıf hayvanlara tahammülünden fazla yük taşıttırılmaması’ konusunda emir buyurarak konuya karşı hassasiyetini göstermiştir. Üstelik bu, 1812’ye ait bir mahkeme kararında, İstanbul Kadısı binek hayvanları için “Hamal taifesi ellerinde bulunan merkeplere tahammüllerinden fazla yük yüklediklerinden bu durumun hayvanlara eziyete yol açtığından böylesi hallere mahal verilmemesi hamallar kethüdasından bu konuda hamalları kati suretle uyarılması ve sürecin takip edilmesi” fetvası verilerek hayvanlara eziyet edilmemesi istenmiştir.

Üstad Necip Fazıl da at üzerine güzellemeler ve şiirler yazmış ve ata olan sevgisini, "dokuz yaşında ata bindim ve yalan olmasın, bir daha inmedim." diye belirtmiştir. At’a Senfoni isimli belki de sahasında başka bir örneği bulunmayan bu eserinde Üstad, tarihi, felsefesi ve bütün estetiğiyle atı çok güzel bir şekilde anlatmıştır.

Süvarilerimizin vazgeçilmez dostlarından olan atların tarihteki yeri yadsınamaz ancak şimdilerde o mübarek hayvanlar at yarışları adı altında kumar vasıtası haline getirilmiştir. Elbette Cenab-ı Erhamürrahimin atları kumara vasıta yapanlardan bunun hesabını soracaktır.

Atlar hayat-ı içtimaiyede aktif olarak etkin olmasalar da halâ gönlümüzde yerlerini muhafaza etmekte, ata binmek insanlara büyük bir haz uyandırmaktadır vesselâm…

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Bin Atlı Çocuklar Gibi Şendik

Akademik kariyer yaparken, dünya tatlısı ve tam bir Osmanlı beyefendisi hocamız vardı; Osman Sa...

Türk Değilse Yüktür

Akademik kariyer yaparken, dünya tatlısı ve tam bir Osmanlı beyefendisi hocamız vardı; Osman Sa...