Ömrün Kanaviçesi

İki ilmek arası, hayatını nakşediyordu kadın.

Şu gonca gülün kırmızısından, dizlerinin kanı bulaşmıştı avuçlarına,

İlk kez düştüğünde bisikletinden...

Sonra çok düştü, yaraları bir bir iz bıraktı ruhunda.

Bazen kanadı diye itelendi, bazen kanamadığından,

Oysa o hep çocuktu, sevinçlere kanamadığından...

Gözünden düşen tomurcukları işledi düğüm düğüm

İçinde yıllanmış binbir hatırayla...

Şu yeşil yapraklardan bir koku uyandı,

Dolaştı aklının odalarını buram buram.

Bir ilk gençlik anısı geldi kondu burnunun ucuna,

Papatyalardan bir demet, utangaç bir oğlanın avucundan.

Kelebek gibi pır pırlandı yüreği,

Gözlerinden bir hayal geldi geçti,

Kelebek ömürlü olacağını umursamadan...



Ya şu simsiyah ne oluyor?

Goncasını bağrında saklayan...

Kadını attılar uçurumlara,

Ağzında toprağın tadı, avuçları kan.

Gözleri yorgun, dimağı perişan.

Hayat ona gonca güller sunmuştu,

Dikenlerini kalbine saplayan...

Kadın aşkın bedelini bir avuç kanla ödedi,

Rahminden ve yüreğinden damlayan...

Hoyrat ellerde soldu umutları,

Çığlığını kimseye duyuramadan...

Kadın bir dünyayı sığdırdı bedenine,

Kendisi dünyaya sığamadan...
(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Tanımsamak

İki ilmek arası, hayatını nakşediyordu kadın. Şu gonca gülün kırmızısından, dizlerinin kanı bulaşmı...

Rüzgâr

İki ilmek arası, hayatını nakşediyordu kadın. Şu gonca gülün kırmızısından, dizlerinin kanı bulaşmı...

Leyla’ya Mektubumdur

İki ilmek arası, hayatını nakşediyordu kadın. Şu gonca gülün kırmızısından, dizlerinin kanı bulaşmı...