Sıradaki içerik:

Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin Vefatı

e
sv

Ömrü Boyunca Susan, Kalemle Konuşan Adam Mehmet Âkif Ersoy

avatar

Yusuf Duru

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 5 dakika)

Toplumların yetiştirdiği bazı insanlar vardır. Bir türlü anlaşılamazlar. Ne dediklerini ancak şiirlerinde görürsünüz. Sosyal hayatlarına baktığınız zaman kimileri içine kapanık, kimisi çok agresif, kimi sessiz, kimi belli bir yaşa kadar ıyş ve işret alemlerinde zenginliğinin veya baba parasının keyfini süren, ancak belli bir kemalat yaşına geldiğinde içindeki cevherin ortalığa fışkırdığı simalardır bunlar. Öyle ki yaşadıkları hayat bir mefkure şimali olur ve kendisini takip edenlerin şah damarlarına ideal iğnesini acımasızca saplarlar.

İşte Mehmet Akif Ersoy’un hayatını incelediğimiz zaman da böyle bir sima ile karşılaşıyoruz. Hep uç noktalarda yaşayan, bugünün deyimiyle ziyadesi ile prensipli, titiz ve kişilik sahibi bir portre.

Sessiz. Kimilerine göre içine kapanık. Yine moda deyimle asosyal bir insan. Yeri geldiğinde öfkeden deliye dönüp gözleri kızaran ama çoğunlukla sükûnetle hareket eden.

Hayatında belli ölçüler olan bir insan. Öyle ki çevresindekiler Akif’in hangi vakit, nasıl davranacağını kestiremeyecek kadar kendisini tanımıyorlar. Oysa yıllarca beraber olmuşlar, çalışmışlar, aynı semtte oturmuşlar, belki yan yana yürümüşler, belki karşılıklı aynı masada defalarca çay içmişler, muhabbet, sohbet etmişler, memleket meselelerini konuşmuşlar. Ama hiç birisi Akif’i tam olarak tanımamış, tanıyamamış.

Çok temiz bir ahlakı var. Asla kirlenmemiş bir ruh hali ve karakterine en küçük bir leke dahi kondurmamış tertemiz bir seciye. Tüm dostları ondaki bu dürüstlük ve vakarı, çevrenin gurur sandığını ve kör bir gurura kurban gittiğini bile söyleyenleri gördüklerini belirtirler.

Hatta yakınında bulunanlar, onlara göre gurur olan, ancak Hak Teala’dan başkasının önünde eğilmeyi ar sayan Akif’teki bu seciyenin bir gün yok olacağını çok beklediklerini söylerler. Yine aynı yakınları ne büyük bir yanılgıya düştüklerini, bu ahlak makulesinin ve dürüst hayatın son nefesine kadar devam ettiğini, eksilmek yerine her geçen gün daha da büyüdüğünü ve hassaslaştığını ifade ederler.

Her şeyiyle net bir insandır. Dostluğunda, sevgisinde, arkadaşlığında, kininde, nefretinde, sevgisizliğinde, tavrında çok net. Çok merhametli bir baba, çok iyi bir eş, nezih bir arkadaş ama mefkuresine karşı kin besleyenler için şedit bir düşman. Dost gördüğü insana ve vatanına olan düşkünlüğünü bilenler bilir Akif’in. Toz kondurmaz, aleyhindeki en küçük bir imaya bile tahammül edemez, imada bulunanı en sert bir şekilde haşlar, hatta rezili rüsva eder.

Gençlik yıllarında ve tahsil hayatı boyunca akranlarından çok farklı ve tertemiz bir portre çizer Akif. Sıklıkla görüştüğü ve dostum diye ömrü boyunca ismini hayırla yad ettiği Merhum Sabri Sözen bey’in Mehmet Akif Ersoy hakkındaki ifadelerine bakalım.

“Tertemiz bir gençti. Namusluydu. Heva ve hevesine uyan akranları gibi serkeş bir halini asla görmedim. Yanlış yerlerde, yanlış insanlarla görünmekten imtina eder, olur da böyle bir yerde bulunmak zorunda kalırsa en kısa sürede oradan uzaklaşmanın çarelerini arardı. Asla içki kullanmadı. Kendisine yapılan bu yollu teklifleri sert bir dille reddedip, onun haram olduğunu ve Allah’ın yasakladığı bir şeyi hangi cürretle kendisine teklif ettiklerini sorup, bir daha bu teklifi yapanlarla asla görüşmedi, münasebet kurmadı. Ahlaklı ve temiz seciyeli, yüksek imanlı, Allah’a (azze ve celle) ve Resulullah aleyhisselatü vesselama aşık ve onları çok seven bir kişiliği vardı. Hep söylerdi. Sabri Allah bizi görüyor. Öyleyse çok dikkatli olmak ve huzuruna çıktığımızda mahcup olmamak için tedbirli davranmalıyız. İmanımızın gereği budur. İşte Akif böyle bir insandı.”

Sağlam karakterli bir insan olarak yaratılmış olduğu için asla zevk ve sefahat ile yoğrulmuş insanlarla muhatap olmamıştır. Kuvvetli ve canlı bir bünyeye sahip. Yüzü kırmızı idi. Sportif bir vücudu vardı ve spor yapmayı çok sever. Çoğunlukla yalnız başına kırlık, bağlık yerlerde dolaşır, tabiatın içinde tefekkür etmeyi çok sever. Kimi zaman gittiği ormanlık ya da dağlık arazide geceler, orada bulutları, dağları, geceyi seyreder ve saatlerce tefekkür ederek Cenabı Hakkın varlığında kendi varlığını yok eder.

Mehmet Akif Ersoy’un dünyalık hırsı yoktur. Kendisine teklif edilen makamları, mevkileri hatta şöhret olmasını sağlayacak büyük imkanları elinin tersiyle itmiş, sade bir hayatı tercih ederek hırstan ve kalbi ihtiraslarından uzak durmuştur. Akranları ve yaşıtları gibi kadınlarla da diyalog kurmamış, asla böyle ahlaksız ve seviyesiz bir duruma düşmemiştir. Tertemiz bir kalbi var. Bu yüzden ne beyni uyuşturan, insanı doğru düşünmekten alı koyan, ruhu da mahkum eden ve bir müddet sonra da çürüten alkol gibi bağımlılığı olmuş, ne de sefih bir hayatın kapısını aralamak üzere hazır bekleyen dünyalıklara karşı ilgi duymuş.

Hepsine karşı mesafeli olmuş ve bu mesafesini de ömrü boyunca korumuş.

Çok kuvvetli bir iman sahibi olduğu için yazdığı manevi şiirleri halkın her kesimince büyük bir dikkatle okunmakta ve okuyan herkesin kalbine işlemektedir ya.

Sözünü dudaktan, gözünü budaktan esirgemez.

Devrin büyük mütefekkirlerinden birisi Paris’e gider. İncelemeler ve araştırmalar yapmak üzere. Giderken İslam kisvesi olarak sarık ve cübbe ile yolculuğa çıkar. Ancak geldiğinde ise bunları çıkarıp batılılar gibi giyinir bu mezkur şahıs. Bir mecliste karşılaşırlar. Adamın eski halini bilen Akif dayanamaz ve yapıştırır yüzüne bu özentili halin nasıl da üzerinde eğreti durduğunu.

“Efendi, siz Paris’e gitmeden önce, halka ve sizi sevenlere Süleymaniye kürsüsünden bakıyordunuz, bizde sizi görüyorduk. Ama şimdi görüyorum ki; şu halinizle, Eyfel kulesinden bakıyorsunuz. Halkla aranıza soğuk demir yığınları koymuşsunuz. Yazık. Kaybetmişsiniz” deyivermişti.

Çok büyük ve insanlara garip gelen bir tevazu sahibi idi. Halkın arasına karıştığı zaman çok yakın dostları bile onu gördükleri zaman tanıyamaz, sıradan biri gibi yanından geçip giderlerdi. Çünkü kıyafetlerine bakıldığı zaman çok temiz olmasına rağmen ütüsüz, buruşuk, boyun bağı çoğunlukla kaymış, başındaki fes kalıpsız ve sıradan bir fes olarak dururdu. Hatta İstiklal Marşı’mızın kabul merasimine dahi arkadaşından aldığı emanet palto ile gittiğini yazar tarihler.

Bir gün dostlarından biri ile daha önce kararlaştırılmış olan randevuya gitmek için evinde hazırlık yapmaktadır. Tam evden çıkmak üzereyken birkaç muharrir dostu misafirliğe geliverdi. Akif bey misafirleri eve davet etti.

Sonra onlardan özür dileyerek ev sizin ama benim bir sözüm var ona yetişmem gerek diyerek evden ayrılır. Kapıdan çıkarken de giderken kapıyı çekiverirsiniz demeyi ihmal etmez.

Şaşırmamışlardır ama garipsememişlerdir. Çünkü O’nun sözüne ne kadar sadık bir insan olduğunu çok iyi bilirler.

Yine bir dostu ile öğle yemeğinde buluşmak üzere sözleşirler. Ancak randevu saatinden önce başlayan ve bardaktan boşanırcasına devam eden yağmurdan dolayı sözleştiği dostu ne vapurla, ne kara yoluyla gelemez diye düşünerek, evinden ayrılıp bir arkadaşına gider. Hizmetçisine de geç olmadan geleceğini tembihler.

Akif Bey söz verdiği saatte dostunun kapısını çalmış, hizmetçinin büyük ısrarına rağmen dostu evde olmadığı için girmemiş ve selam söylemesini tembih ederek ayrılmıştı. Hem de sırılsıklam ıslanmış bir vaziyette ve gelirken ıslandığı gibi devam eden yağmurda ıslanmayı göze alarak geldiği yolu tekrar gerisin geriye döner.

Bu dostu ile de bir daha görüşmedi. Defalarca özür dilemesine rağmen söylediği söz gerçekten ibretlik bir vesika olarak hafızalara kazınır. “Bir söz ya ölüm, ya da ona yakın bir mazeret olursa terkedilir” diyerek uzun bir müddet bu arkadaşı ile görüşmeyi keser.

Mehmet Akif böyle yüksek ahlaklı ve edebli bir insandı.

Tüm hayatı boyunca aynı şekilde yaşadı ve öldü. Dışardan bakanlar onu soğuk ve beşeri ilişkileri zayıf birisi olarak görebilirlerdi. Ancak o Hakikat eri olması hasebiyle Hakkın emirlerine riayet ederek kimseye dalkavukluk etmeden, sadece Hakkın önünde başını eğerek yaşamayı tercih eden bir insandı.

Bu yüzden son günlerine kadar sürekli sıkıntı içinde yaşamış ve yine sıkıntı içinde vefat etmişti. Mağrurdu. Kimseden bir kuruş borç istemez, kendisine hediye edilmek istenen meblağı da asla karşılıksız kabul etmezdi.

Hatta İstiklâl Marşı için dahi kendisine tevdi edilen dönemin parası ile beşyüz lirayı dahi kabul etmez, yazdığı şiirin karşılığı olduğu söylenince de bu şiir benim değil Türk halkınındır diyerek büyük bir tevazu örneği gösterir.

Son dönemlerde birileri Mehmet Akif Ersoy üzerinden “algı operasyonu” diye ifade edilen oyunlar oynamakta. Neyin algısı, kime karşı operasyon bir türlü anlamak mümkün değil. Vatanı için canını hiçe sayan, gözünü kırpmadan vatanın, milletin ve ümmetin selameti için sürgüne giden, yıllarca vatan hasretiyle diyar diyar gezen, gittiği her yerde vatanına olan sevgisini her fırsatta gösteren Mehmet Akif Ersoy üzerinden sinsi planlarını devreye sokmak isteyenlere karşı, her vakit merhum şairimizi savunacak yiğit yürekli erler çıkacaktır.

Nerede olursa olsun, imalı bile olsa sevdiği vatanına en küçük bir söz söyleyenin üzerine kasırga gibi düşen, esip savuran ve söyleyene, söylediği için pişman ettiren hatta tövbe ettiren Mehmet Akif bu ülkenin, bu ümmetin vefalı ve cefakar bir evladıdır. Yaptığı ve ardında miras olarak bıraktığı tüm eserleri, irfan medeniyetinin şahika burçlarıdır. Yetişmekte olan yeni nesle; Mehmet Akif Ersoy beyefendiyi, doğru kaynaklardan, doğru bilgilerle ve kesinlikle doğru cümlelerle anlatarak, kurmaya azmettiği, tüm ömrünü buna vakfettiği irfan medeniyetini inşa etmek üzere anlatmalı, öğretmeliyiz.

Şunu hiç kimse unutmasın. İnsan şerefiyle doğar. Ne herhangi birisi bu şerefi ona sonradan verir, ne de o kendi şerefini sonradan öğrenip kazanır. Yeter ki ömrü boyunca, anne karnına düştüğü andan itibaren kendisine bahşedilen bu şerefi kaybetmesin.

Merhum Mehmet Akif Ersoy, ömrü boyunca şerefli bir hayat sürmüş, şerefi için fakr ve zaruret içinde kalmak pahasına, bundan asla taviz vermemiş, etrafını saran menfaat, irtikap ve kin halkalarından gelen tüm taciz ve taarruzlara asla boyun eğmemiş, onurunu muhafaza ederek dimdik, haysiyetli ve pırıl pırıl bir hayat yaşayarak ömrünü sonlandırmıştır. Verdiği eserlerle, şiirleri, konferansları, konuşmaları, hasılı yaşadığı hayat ile, özellikle asil ve necip Müslüman Türk milletine göstermiş, miras bırakmıştır.

Ruhun şad olsun. Mekanın cennet Makamın ali olsun ey aziz insan. Vatan ve senden sonra yetişen mefkure sahibi her fert sana minnettardır.

Allah sana Rahmet Eylesin.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.