Sıradaki içerik:

Nizamülmülk ve Nizam-ı Âlem

e
sv

Ömer Seyfettin’de Hikâyemizi Bulmak

avatar

Mustafa Uçurum

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

Tanzimatla birlikte edebiyat dünyamızın tanıştığı yeni türlerden biri olan hikâye aslında “anlatı” kültürünün bir parçası olarak Türk milletinin hayatında yer edinen bir türdü. Masallarla büyüyen, destanlarla cenk meydanlarını toza dumana katan Türkler elbette yaşadıklarını hikâyelerde de buluşturmayı ihmal etmemişti.

Hikâye, hayatın bir parçası. Yaşananların bir kesit halinde cümlelerle ete kemiğe bürünmesinin adıdır bu tür. Kurgunun, kuramın imgeler dünyasında topladığı cümleleri hayatla yoğurmasının neticesinde vücut bulan hikâye; yaşanan çağla birlikte gelişim göstermiş ve zamanın modernizmi de içine almıştır. Otuz altı yıla sığan bir ömür. İnsan neler yapabilir bu kadar kısa süren bir ömürde? Yapılacaklar, planlananlar, umutlar derken elimizden uçup giden hayattan bazen hiçbir şey kalmadığına şahit olarak geçiyor zaman. Bazılarına malum oluyor ömrünün kısalığı diye düşündüğüm çoktur. Çok uzun bir hayat sürmeden aramızdan ayrılan birçok isme bakıyorum, ardında öyle devasa eserler bırakıyor ki boşa geçen her saniye için yas tutmak gerekir diye düşünüyorum. Sabahattin Ali, Cahit Sıtkı Tarancı, Orhan Veli, Muallim Naci ve daha birçok yazar ve şair; ardında unutulmaz eserler bırakarak genç yaşta hayata veda etmişler.

Bir de Ömer Seyfettin var. Otuz altı yaşında öldüğünde ardında bıraktığı eserlerine bakınca “Ömer Seyfettin acaba uzun bir ömür sürseydi daha neler yapardı acaba?” diye düşünmeden edemiyor insan.

Hayatı hızlı yaşamak, onun daha çocukluğunda yakasına yapışan bir talih gibi. Üç yaşında iken kâğıt ve kalemle olan ilgisini fark edip ona okuma yazma öğretirler. Kitaplarla küçük yaşta tanışır, okullar bitirir, savaşlara katılır, cephelerde mücadele eder. Öğretmenlik yapar. Hastalıkla geçen kısa bir ömür sürer. Bütün bunların yanında ölümünün üzerinden geçen yüzyıla rağmen adı hiç unutulmaz. Çünkü adı gibi ölümsüz eserler bırakmıştır ardında.

Onun adını hikâyecilerimizin ilk sıralarına yazsak da o, edebiyatın birçok türünde eserler vermiş, üretkenlik kavramının bütün parçalarını tamamlamış önemli bir yazar ve şair. Yazarlığı ile ilgili su götürmez bir gerçek var ki bu alanda çok başarılı eserler ortaya koymuş Ömer Seyfetttin. Hikâyeleri zaten onun başyapıtları. Roman, makale, inceleme türünde eserler de vermiş olan Ömer Seyfetttin’in ona şairlik sıfatını rahatlıkla verileceği şiirleri de eserleri arasında önemli bir yer tutmakta.

Kısa hikâye türünün ilk usta yazarı Ömer Seyfettin, Milli Edebiyat akımının etkisiyle milli bilinci güçlü eserler ortaya koymuştur. Dilde sadeleşme ve milli değerleri eserlere yansıtma gibi bir hassasiyeti ortaya koyduğu her eserde kullanarak milli hikâyemizin temel taşı olmuştur.

Dil, Ömer Seyfettin için hikâyenin temelidir. Genç Kalemler dergisinde yazdığı yazılar ile dil hassasiyetini daima canlı tutmuş, hikâyelerinde de Türkçenin inceliklerini okuyucularla buluşturmuştur.

Tarih, yaşam, aşk, eğitim gibi birçok konuyu hikâyelerinde ustalıkla kullanan ender bir yazardır Ömer Seyfettin.

“Başını Vermeyen Şehit, Kütük, Vire, Ferman, Kızılelma Neresi?, Pembe İncili Kaftan”  gibi hikâyelerinde tarihi hassasiyeti yansıtan Ömer Seyfettin, tarih ve milli şuur konusundaki düşüncelerini bu hikâyeler vasıtası ile vermiştir.

Çanakkale Savaşı edebiyatımızda kendine çok da yer bulamamış dünya tarihinin en büyük mücadelelerinden biridir. Birkaç eserde Çanakkale işlenmiş olsa da böylesine bir kahramanlığın yazarlar tarafından daha çok işlenmesi gönülden geçen bir iyi niyet olarak kalmıştır. Ömer Seyfettin; Çanakkale’den sonra, Mefkûre, Aleko Bir Çocuk, Kaç Yerinden hikâyeleri konusu Çanakkale olan hikâyelerden.

Hayatını eserlerine yansıtan bir yazardır Ömer Seyfettin. Özellikle çocukluk anıları birçok hikâyesinde kendine yer bulur.

Yazmaya şiirle başlayan Ömer Seyfettin, bu şairane duruşunu yazdığı hikâyelerine de yansıtmış, akıcı ve şiirsel vurgusu olan hikâyeleri ile Türk Edebiyatı’nda kendine has bir yer edinmiştir.

Duygu yüklüdür onun her cümlesi. Bu topraklar gibi sıcak bu topraklar gibi canlıdır. Hayatın canlı sesi duyulur onun hikâyesinde. Kardeşlik için And içen, yurdu için canını vermekten geri durmayan, bayrağın gölgesinde özgürlük marşları söyleyen bir sevdanın yazarıdır Ömer Seyfettin.

Ömer Seyfettin, birçok eserinde vatan ve bayrak sevgisini kendine has üslubuyla incelikli olarak işlemiştir. Pembe İncili Kaftan’da milletinin onuru için malını mülkünü feda eden bir beyi, Forsa’da uzun yıllar sürgünde yaşayan ve bayrağı için yaşına aldırmadan cenk etmeyi arzulayan bir kaptanı, Topuz’da Türklerin kahramanlıklarını anlatmaktadır.

Ömer Seyfettin, hikâyeleri ile yerlilik kavramını tam anlamıyla karşılayan bir yazardır. Türk hikâyeciliğinin kapısından girmek isteyenler için Ömer Seyfettin bir giriş kapısıdır. Dil zevki ve millet ruhu gibi hassas noktaları ihmal etmeden verdiği eserler; her dem yenilenerek gönüllere nüfuz etmeye devam ediyor.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.