Ol ve Öl Arasında: İki Durak Var

(Okunma Süresi: 1 dakika)

Sokaklar, ölü merâsimi’nin izlerini taşıyordu gecenin sığ vakitlerine değin.
Peşi sıra takip ediyordu gölgeler, mahşere yürüyen insanları.
Ruhsuz bedenler mezarlardan firâr edip, öz dileniyorlardı.
Kıyamete gebe tapınaklara üşüşüyordu her bir ölü beden.
Kurtuluşu lânet bir düşüncenin ipine sarılarak arıyorlardı.
Katiller, karanlığın sırtına binerek, yerin yedi kat dibine dörtnala sürüyorlardı günahlarını,
Kalplerine mimlenmiş günahlarını,
Ruhlarını kirletmiş günahlarını…

Toprak ölü kusuyordu.
Kâinât ölü kusuyordu.
Ölüm ölü kusuyordu…
Hakikât, koynunda bir yalan besliyordu.
Ölüler dirilmek, diriler ölmek istiyordu.
Çünkü;
Hayatın tadı, damağında kalmıştı ölünün.
Yaşamın zehri, göğsünü bir dantel gibi örmüştü dirinin.

Saati durmuş zamandan, takvimler sürülüyordu yarının dünyasına.
Yokluğun içerisine hapsolmuş varlık, “ol”mayı dileniyordu.
Olmak ve ölmek arasında sadece iki durak vardı:
İki duraklık bir yolculuk…
Ol güzergâhından başlayıp,
Öl istasyonunda sonlanan,
İki duraklık bir yolculuk…
Bu yolcuğun içerisine hapsolmuş varlık, “yaşamayı” dileniyordu.
Sevgi tohumuyla beslenip büyüyen bir “yaşamayı” dileniyordu.

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir