Öğretmen Mahir İz

İlim ve irfan ortamında dünyaya gelmek ve bunu bir nimet olarak değerlendirerek bu minvalde bir ömür sürmek Rabb’in lütuflarından biri olsa gerek. Uygun zamanda, hayata yön verecek kişilerle birlikte sürülen bir hayat, kişinin ruhunu, vicdanını, zihnini besler. Yaşadığı andan başlayarak geleceğine atılan bir tohum öyle bir filizlenir ki ordan büyüyen ağaç gökyüzünü kaplayan bir hikmetler sayfası olur.

Babası kadı, annesi kadı ve şeyhülislâmlar yetiştirmiş bir aileye mensup, arkadaşı Mehmet Akif, birlikte olduğu isimler; Ferid Kam, Nurettin Topçu, Hasan Basri Çantay, Elmalılı Hamdi Yazır, Mehmet Zahid Kotku, Necip Fazıl… olunca ortaya bir Mahir İz çıkabiliyor.

Birçok vasfı sayılabilir ama Mahir İz isminin yanına en çok yakışan sıfat öğretmendir. Hayatını öğretmeye adamış, bir medeniyet kurmanın yolunun ilimden ve irfandan geçtiğini her fırsatta dile getirmiş olan Mahir İz’in ömrünün her safhasında öğretmek kadar öğrenmek de başköşede olmuştur.

Medrese eğitimlerinin yanında Mehmet Âkif’le Farsça ve Fransızca dersleri alan bir eğitimci var karşımızda. Yetiştirmek için önce yetişmek gerek düsturunu hayatına uygulayan İz, ömrünün hiçbir vaktini boşa geçirmemiş, bir neslin inşası için medeniyetin yaşanan çağla olan bağını her alanda güçlendirmiş bir münevver kişiliktir.

Mehmet Âkif’in arkadaşı olmayı her şeyiyle hak eden bir ömür sürmüştür Mahir İz.

Mehmet Akif’le olan dostluklarının rast gele bir buluşma olmadığı muhakkak. Çünkü özellikle Âkif,; özü sözü bir kişilere itibar eden bir yapıya sahip olduğu için Mahir İz’in yaşadığı şu olay onun nasıl bir hayat sürdüğünü ortaya koyuyor.

“Hocamın Yüksek İslam’daki son yıllarındaydı. O sene şiddetli bir kış olmuştu. Kar çok yağdığı için orta dereceli okullar bile tatil olmuştu. Vasıtalar tek tük çalışıyordu. Bu havada hocam nasıl olsa derse gidememiştir diyerek bu durumdan istifade etmeyi düşündüm. Sabah çayına hocama gittim. Baktım ki içeride tatlı bir münakaşa var. Konu şuydu: Hocam her zamanki saatinde evden çıkmak üzere hazırlanırken hanımı:

“Kuzum Mahir Bey! Bu havada vasıta bulamazsın! Boşuna yola çıkıp durakta bekleme, üşütür hasta olursun! Bu yaşta (Hoca o zaman 76 yaşındaydı) hastalık zor atlatılır.” demiş. Demiş ama dinletememiş. Hocam evden çıkmış, bir saat kadar durakta beklemiş, kar soğuğunu iyice yemiş ve çaresiz geri dönmüş. Hanımı da “Bakınız ben size bu işin böyle olacağını söylemiştim.” diye serzenişte bulunurken kapıyı çalmış, içeri girmiştim. Hocam rahmetli şu sözlerle kendini müdafaa ediyordu:

“Ben peşin hükümle hareket edip yola düşmeseydim, bugünkü ecr-i manevimi alamamış olurdum. Evet derse giremedim, epey de üşüdüm. Ama şimdi ders yapmış gibi indi ilahîde mükâfata nail oldum inşallah.” (Muallim Abdullah Mahir İz, Haz. Mustafa Uzun, İBB yay. 2011, s.31.)

Medeniyeti yıkmak değil ihya etmek olarak görerek geçmişle geleceği birleştiren bir düşüncenin yerleşmesine gayret göstermiştir Mahir İz. Eskiyi yıkarak yapılan hiçbir hareketin ihya olmayacağına inandığı için de medeniyet tasavvurunu kendi toprağının rengiyle boyanmak olarak görmüştür. Bu toprakların özü de İslam medeniyetidir.

Türkiye’nin yaşadığı zorlu dönemlerin neredeyse tümünü yaşamış, savaşlar, darbeler görmüş, her şeye rağmen ideallerinden taviz vermeden görevini yerine getirmiş olan Mahir İz’in; okullarda Kuran’ın, İslami bilgileri vermenin yasak olduğu dönemlerde İstiklâl Marşı’nı İslam el kitabı hassasiyeti ile dize dize işlemesi buna en iyi örnektir.

Gençliğe kendini vakfetmekle başlayan bir süreçte bugün sivil toplum olarak adlandırılan birlikteliklerin temelinde onun adını görüyoruz. Birlik olmak ve insan yetiştirmek gibi iki yapıtaşını buluşturan oluşumlara destek vermiş, birçok vakfın ve cemiyetin kurulmasına, gelişmesine öncülük etmiştir. Sıradan olmayı seçmeyen, işini yapıp kenara çekilmeyen, eline aldığı her işi bir ibadet hassasiyeti ile gerçekleştiren bir dava ve gönül adamıdır Mahir İz.

“Dünyaya tekrar gelme imkânı olsaydı yine muallim olarak gelmek isterdim.” diyecek kadar mesleğine bağlı olan Mahir İz, ömrü hayatında birçok görevde yer alsa da her zaman öğretmen olarak anılmayı istemiştir. İdeal öğretmen tanımlarının tümüne uyan Mahir İz’in öğretmenliğini anlatan Ali Ulvi Kurucu’nun sözleri çok manidardır;

“Dava adamı, idealini hayatının gayesi bilen kimsedir. Zira onun gayesi hayatın her sahasında kemâl sahibi insan yetiştirmektir. Bu tarifin ışığında anlamış oluyoruz ki Mahir Hoca, insan yetiştirmek olan idealini, hayatının gayesi bilmiş idi.”

Mahir İz Hoca’yı rahmetle anarken, yeni nesillerin onu ve ideallerini hakkıyla idrak etmelerini can-ı gönülden temenni ediyorum.

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Bu Dünya İçin Değerliyim

İlim ve irfan ortamında dünyaya gelmek ve bunu bir nimet olarak değerlendirerek bu minvalde bir...

Tekliften Önce Tanım

İlim ve irfan ortamında dünyaya gelmek ve bunu bir nimet olarak değerlendirerek bu minvalde bir...

Yalnız O Karışır

İlim ve irfan ortamında dünyaya gelmek ve bunu bir nimet olarak değerlendirerek bu minvalde bir...