Niyet Merkezli Okuma

Tarihin ikinci bin yıllık dönemi olarak adlandırabileceğimiz Ortaçağ döneminden bugüne dek gelindiğinde gerek Hristiyan gerekse de İslam coğrafyasında azizlerin, alimlerin, bilginlerin vb. üzerinde durmaya devam ettiği bir mesele de kutsal kitabın doğru anlaşılması meselesidir. Gerek Batı coğrafyasında Patristik dönemde Agustinus ile ortaya çıkan ve Reformasyon döneminde Martin Luther ile şekil değiştiren tahrif olunmuş ve kutsallığını kaybetmiş olan İncil’in, gerek İslam coğrafyasında mezhepler arasında kelâmî tartışmaların teşekkülüne yol açan yüce, tek ve yegane kutsal kitap olma özelliğini kıyamete kadar sürdürecek olan Kuran-ı Kerim’in anlaşılması meselesi bugün de -bilhassa Kuran-ı Kerim özelinde- hem Müslüman halk, alim/akademisyenler hem müsteşrikler tarafından güncelliğini koruyan bir meseledir.

Ortaçağ’da kutsal metinleri anlamlandırmak ve metinlere derinlemesine nüfuz etmek üzere oluşturulan Hermeneutik yöntem metinlerin ve dünyada anlamlandırılmayı bekleyen imgelerin birden fazla anlam taşıdıklarını söyleyen bir yöntemdir. Kutsal kitapların okunmasında kullanılan bu metot, metnin zahiri anlamının yanında bir de daha alt bir katmanda bâtınî bir anlamı olduğunu ifade eder. Hermeneutik yönteme göre yazarın kastettiği, okurun anladığı ve metnin bizzat kendisinin kast ettiği anlam arasındaki bağların ortaya çıkarılması metnin anlaşılmasına olanak tanır. Dolayısıyla okuyucunun derindeki anlama ulaşabilmesi için metnin yapısını bir bütün olarak algılaması ve kendi yorum deneyimleri ile bu yapıyı ortaya çıkarması gerekir. Bu yöntem kutsal kitaplardan doğru manayı çıkarmak adına izlenmekte olan yöntemlerden bir tanesidir.

Yukarıda kısaca bahsetmiş olduğumuz tarihsel içerik ve kullanılan metot örneği kutsal metinlerin anlaşılmasının güncelliğini hala koruyan çok ciddi bir mesele olduğunu ifade etmenin yanında birazdan kendimize mevzubahis edineceğimiz Kuran-ı Kerim ayetleri üzerinden yeni bir metotun ortaya çıkarılabilirliği hususuna bir kapı aralamaktır.

Yüce kitabımız Kuran-ı Kerim düşünen bir varlık olarak yaşamını devam ettirmekte olan insanın karşısında herhangi bir yazarın herhangi bir kitabı gibi durmaz. İlahi bir kitaptır. İlahi bir kitap olmasının yanında mucize vasfını almış olan bir kitaptır. Fakat aklımızı daha fazla merkeze alarak ve bakış açımızı da bu merkeze göre ayarlayarak yaklaşım tarzımızı belirlediğimizden dolayı kalbin/ruhun varlığını ve işlevini rafa kaldırıp salt akılcı bir tavırla kitabımızın karşısına geçiyoruz. Pek tabii burada aklın tümden reddedilmesi gibi akıl dışı bir fikrin savunuculuğunu yapmak gibi bir gayemiz asla yok. Burada kastetmeye çalıştığımız mevzu niyetin istikametinin belirlendiği yer olan kalbin/ruhun aklı bilgiye yaklaşım hususunda kanalize ettiği gerçeğidir. Böylesi bir düşüncenin temelinde ise Kuran-ı Kerim’de yer alan şu ayet durmaktadır:

‘’Allah, bir sivrisineği, ondan daha da ötesi bir varlığı örnek olarak vermekten çekinmez. İman edenler onun, Rablerinden (gelen) bir gerçek olduğunu bilirler. Küfre saplananlar ise, “Allah, örnek olarak bununla neyi kastetmiştir?” derler. (Allah) onunla birçoklarını saptırır, birçoklarını da doğru yola iletir. Onunla ancak fasıkları saptırır.’’ (Bakara/26)

Ayette yer alan ifadelere baktığımız zaman getirilen örneğin herkes için aynı olduğunu, örnek karşısında sorulan sorunun da aynı olduğunu fakat sadece kalpte yer alan niyetin farklı olduğunu görmekteyiz. Buradan hareketle Kuran-ı Kerim’in diğer kitaplar gibi tek yönlü bir iletişim aracı olmadığını anlıyoruz. Bir mucize olarak o adeta bir ayna işlevini görür gibi niyetin yansımasını yine niyet edenin üzerinde aksettiriyor. Dolayısıyla bu mucize kitap kalbin/ruhun emeli istikametinde aklı besliyor. Üstelik bunu herkes için farklı ayetlerle değil kitabın içerisinde indirildiği günden bu yana yer alan aynı ayetlerle yapıyor.

Sonuç olarak bizim insan olana çağrımız kutsalımıza yaklaşım hususunda merkeze salt aklın alınmasının doğru olmadığıdır. Bir hidayet kitabı karşısında kalbin/ruhun raflardan indirilip aklın yanına oturtulması ve önceliğin aklı doğru bilgiye kanalize edecek olan niyete verilmesi gerektiğidir. İnsan olana çağrımız kutsalın karşısına geçtiğinde önce kalbinde yer alan niyeti gözden geçirmesidir. Niyet doğru istikametine erdiğinde akıl da bilgiyi en doğru haliyle bulacaktır.

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Sezai Karakoç'un Ardından

Tarihin ikinci bin yıllık dönemi olarak adlandırabileceğimiz Ortaçağ döneminden bug...

Gönül Dağı Dizisi ve Güneş Toplayan Adam Hikâyeleri

Tarihin ikinci bin yıllık dönemi olarak adlandırabileceğimiz Ortaçağ döneminden bug...

Kokun Hatrına

Tarihin ikinci bin yıllık dönemi olarak adlandırabileceğimiz Ortaçağ döneminden bug...