Sıradaki içerik:

Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Kurucusu: Mehmet Emin Resulzâde

e
sv

Niyâzî Mısrî Hazretleri

avatar

Fatma Sarı

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 3 dakika)

Ey garib bülbül diyârın kândedir (nerdedir),
Bir haber ver gülizârın (gül bahçesi) kândedir (nerdedir),
Sen bu ilde kimseye yâr olmadın,
Var senin elbette yârin kândedir (nerdedir)
Aşk içinde kimdir üstâdın senin,
Bu senin sabr‐u karârın kândedir (nerdedir).
 
نيازئ مصري

Türk Tasavvuf edebiyatının en önemli şahsiyetlerinin başında gelen, Mutasavvıf, şiirlerimizin kandillerinden biri olan Niyazi Mısri Hazretlerinin alemi, edebi kişiliği ile aydınlattığı bu güzel ayda ruhuna rahmet olması niyeti ile kendisinden bahsedeceğiz.

17. yüzyıl Evliyanın büyüklerinden, Halvetî yolunun Mısriyye kolu kurucusu ve şeyhidir. 9 Mart 1618 (12 Rebîülevvel 1027) ‘de Malatya’nın Aspozi kasabasında dünyaya teşrif etti. Asıl Adı Muhammed’tir. Babası Nakşibendî yoluna mensup alim bir zat olan Ali Çelebi’dir. ‘Niyazi’ ise mahlasıdır. 3-4 sene Mısır’da halkı irşad ettiği için Mısri diye anıldı.İlk Eğitimini Malatya’da temel İslami İlimler, medrese eğitimini de tefsîr, hadîs, fıkıh ve tasavvuf ilimlerinde tamamladı. Malatya’ da bulunan Halvetî şeyhi Hüseyin Efendi’ye intisap etti ve sohbetlerinde bulundu. Hocasının vefatı üzerine Osmanlı ve Anadolu Selçuklu devletlerinde olduğu gibi kendini geliştirme maksadı ile ilk önce Diyarbakır-Mardin yolu ile Bağdat’a gitti.Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî’ni ve Hz. Hüseyi’nin kabrini ziyâret ederek Kahire’ye geçti. Şeyhûniyye Külliyesi’nde ki ismini vermediği Kādirî Tekkesi’nin şeyhine intisap etti.Bir gece rüyasında Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerini gördü. Hazret büyük bir taht üzerinde oturmaktaydı. Etrafına talebeleri toplanmıştı ve içlerinde Niyazi Mısri ‘de bulunmakta idi. Haya edip dışarı çıkmayı düşündüğü bir an Seyyid Geylani Hazretleri onu yanına çağırarak bir kese altın hediye etti ve; “Senin nasîbin diyâr-ı Rûm’dadır. Mısır’da değildir.” demiştir. Hocasına rüyasını anlatan Niyazi Mısri Sultan’a ,hocası hilafet verdi ve İstanbul’a gitti. Sokullu Mehmet Paşa dergahında uzun bir süre riyazette kaldıktan sonra Afyon’dan Uşak’a geçti ve Ümmî Sinan’ın halifelerinden Şeyh Mehmed Efendi’nin zâviyesinde iken Elmalı’dan Uşak’a gelen Ümmî Sinan’a intisap etti, Elmalı’da hocasına 9 yıl hizmet ettikten sonra halife hırkası giyerek Bursa’ya geçti. Şeker hoca cami ve bazen de Ulucami de imamlık etti Şöhretini duyan IV. Mehmed’in daveti ile İstanbul’a geldi ve belli bir süre Ayasofya cami’nde vaaz verdi. Kadızâdeliler hareketinin etkisiyle hakkında bazı dedikodular çıkınca Bursa’ya dönen Mısri Hazretlerinin sevenlerinin artması sebebi ile Ulucami yakınlarına dergahı yapıldı.

Bu sırada IV. Mehmed’le yakınlık kurmuş olan Kadızâdeliler zihniyetini sürdüren vâiz Vanî Mehmed Efendi’nin ülkede sema, zikir ve devranı yasaklatmasının sebebi ile sohbetlerinde etkisini gören Niyazi Mısri Vanî Mehmed Efendi ile onun temsil ettiği zihniyeti sürekli eleştirdi.Niyazi Mısri’nin yaşadığı dönem ülkede isyanların sürdüğü, rüşvetin ve iltimasın yaygınlaştığı ve sadrazamların başarılı olamadığı ve bunun devletin her kademesine sirayet ettiği bir zamandı.
 
Üç Yüz Talebesi ile Orduya Katıldı

IV. Mehmed devrinde Lehistan seferinde ordunun maneviyatını yükseltmek için Sadrâzam Köprülüzâde Fâzıl Ahmed Paşa tarafından pâdişâh nâmına Edirne’ye davet edildi ve üç yüz talebesi ile sefere katıldı. Sonra Bursa’ya geri döndü.

Sürgün Yılları
Kameniçe seferi nedeni ile Edirne’ye ikinci kez davet edildi. Eski Cami de vaazları sırasında sürekli olarak devletin gidişatından bahsetmesi özellikle Kadı, Veziri azam ve işlerinde başarılı olamayan devlet adamlarından bahsetmesi, bizzat isim vermesi, sevenlerininde çok olması sebebi ile bazı çevreler tarafından yanlış anlaşıldı ve Rodos’a sürgün edildi. Adanın kalesinde 9 ay süresince bir hücreye kapatıldı. Daha sonra Bursa’ya dönen Mısri hazretleri Bursa kadısının şikayeti üzerine bu sefer Limni adasına sürgüne gönderildi.
Sultan İkinci Ahmed’in kendisini İkinci Viyana seferine katılması için Edirne’ye davet edişi ile sürgün hayatı sona erdi. Niyazi Mısrî Bursa’ya son defa döndüğünde, 74 yaşındadır.

2.kez Limni’ye Sürgün
Sultan İkinci Ahmed Niyazi Mısrı’yi sevmiş ve hürmet etmiştir. Viyana seferinde de bu Allah dostunun duasını alma niyetindedir. Edirne’ye gelecek olması ve iş başında bulunan hainleri keramet ile haber vereceği söylentilerinden ötürü Eski camide toplanan kalabalık, devlet adamları arasında tedirginliğe yol açar ve “Mısrî huruca kalkışacak” endişesiyle yaygara koparıp, ihtiyar hâlinde onu ayağına bukağı (demir halkalı köstek) vurdurarak tekrardan Limni adasına sürgün ettirdiler.

Ömrünü irşad ve halka hizmet ile geçiren Niyaz-i Mısri Diyarbakır, Mardin, Kerbela, Mısır, İstanbul, Elmalı, Uşak, Kütahya ve Bursa’da yaşadı, Rodos ve Limni adasına sürgüne gönderildi ve en son sürgüne gönderildiği Limni adasında 16 Mart 1694 (20 Recep 1105) senesinde bu gurbet diyarından hakka intikal etti.Makamı halen oradadır.Türbe ilk öğrencilerinden olan Mahmud Efendi tarafından yaptırılmış. ll. Abdülhamid tarafından da onarılmıştır.

Ömrünün 18 senesini sıkıntılı ve çile dolu geçiren Niyazi Mısri yaşadıklarının Rabbine ulaşmak için Seyri sülük yolunda bedelini ödemesi gereken şeyler olduğunu şiirlerinde her daim dile getirmiştir.
Zahiri ilimlerde kemal mertebesine ulaşan Mısri Sultan kıymeti sonraki zamanlarda anlaşılmıştır. Günümüzde Yunus Emre’den sonra şiirleri ilahi olarak en çok bestelenen bir gönül sultanıdır.

Eserleri
Niyazi Mısri’nin bir kısmı Arapça bir kısmı da Türkçe olarak 10 ciltten fazla eseri bulunur.Yunus Emre tarzı Tasavvufi şiir’in öncülerinden olan Mısri Hazretleri kendi ifadesine göre şiirlerini ’ilahi’ formunda yazmış. Gece yazdığı şiirlerinde Niyazi, Gündüz yazdıklarında ise Mısri mahlası kullandığı söylenir.

Aruz ölçüsü ile yazdığı şiirlerinde Nesimî ve Fuzulî’nin etkisi gözükürken, heceyle yazdığı şiirlerinde ise Yunus Emre’nin etkisi aşikardır.
 
Eserlerinde ilahi aşk öncelik olmak üzere, muhabbet,vücûd birliğini, eşyânın ve kamil olma yolunda ilerleyen varlık olan insanın hakikatini, Hz. Muhammed’e olan sevgisini, bağlılığını  Kur’ân’ı, onun insanlığa mesajını, tasavvufi bir dille akılda kalacak ve dillerde yer edecek şekilde anlatır. Eserlerindeki derinlik iç dünyasında yaşamış olduğu çalkantıyı, dalgalanmaları yansıtır.

Türk Tasavvuf Edebiyatında araştırmalar yapan Mustafa Tatçı Niyazi Mısri’nin, Edebiyat tarihimize kattığı edebi uslubü ile “Niyazi Mısrî Okulu”nu kurduğunu söyler.

Niyâzî Mısrî sultan dîvanında dört Türkçe şiir ve üç Arapça şiir olmak üzere toplam yedi şiirini Efendimiz (s.a.v) sevgisine ve onun tasvirine ayırmıştır. Bir Arapça şiirinde Hz. Peygamberi; dünya, güneş ve Hz. Muhammed (sav.)’le aydınlandığını, güneşin bir dolunayı olduğunu, o dolunayın da insanların gözbebeği olduğunu, aşka susamış olarak ona gelenin aşka kanmış bir hâlde geriye döneceğini, kim onunla diri ise, diğer insanları da dirilteceği şeklinde tasvir etmiştir.

Kelamımızı Niyazi Mısri Sultan’ın şu mısraları ile sırlayalım.

Derman arardım derdime Derdim bana derman imiş Burhan sorardım aslıma Aslım bana burhân imiş
Sağı solu gözler idim Ben dost yüzün görsem deyu Ben taşrada arar iken Ol can içinde cân imiş

Muhabbetle…

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.