Nasipten Öte

Yüz yirmi beşinci yaşını kutlayan bir devin tam karşısındaydım. O, yılların tecrübesiyle dimdik duruyor ve onlarca gözüyle beni sigaya çekiyordu. Korkudan dizleri tir tir titreyen bu çaylakla alay edercesine soruyordu: ‘‘Neden geldin mağarama?’’ Bu kükreyişi dalga dalga yankılandı, sorular peş peşe çınladı kulağımda. Geri adım atmak istediğimde, ne kadar geç kaldığımın farkında değildim henüz.

Köy mezarlığını andıran kocaman otopark, yazdan kalma son yapraklarına tutunan birkaç ağaç ve bahçesinde gezinen binlerce öğrencisiyle ‘‘Taş Mektep’’ti burası. Bir gelenin bir de gelemeyenin pişman olduğu, adı gibi taştan… Şehrin en parlak dimağlarına kapılarını açan bu okul, bir muallim edasıyla veriyordu talim ve terbiyesini. Betonun en ciddi rengine bürünen duvarları, üstüme üstüme geliyordu. ‘‘Ne işin var burada?’’ haykırışlarıyla boğuyorlardı beni.

Dedemin kırmızı kamyonuna benzeyen körüklü otobüste, tek ayak üzerinde gelmiştim. Şehirde ilk günümün, kalabalıklar arasında, başımı baykuş gibi yüz seksen derece çevirerek buton arayışlarıyla geçeceğini söylememişti kimse. Söylememişlerdi, halk otobüslerinden tek parça inmenin, binmekten daha zor olduğunu. Sürüyü takip etmenin, iyi bir fikir olmadığını yanlış durakta indiğimde anladım. Kızılay Meydanı, sabahın nurunda bile tıklım tıklımdı. Karşıdan karşıya geçmek maharet istiyordu. Nereye gidiyordu bu kadar insan? ‘‘Adres sormayınız!’’ yazılı büfelere yaklaşıp incecik sesimle soruyordum Sıhhiye Köprüsü’nü. Kaybolmak ve yolumu, yönümü bulmak… ‘‘Aman kıblemiz şaşmasın da…’’ duasıyla süzüldüm kaldırım taşları arasında. Kalpten kalbe giden yollar kapanmış, köprüler çoktan yıkılmıştı bu şehirde.

Oraya ait olmadığımı ilk anda anlayıvermiştim. Ama artık çok geçti! O okulu ‘‘kazanmıştım’’ çünkü. Kazanmanın göbek adının kaybetmek olduğunu bilmiyordum. O lisenin mührü, kader defterinin sayfalarına vurulmuştu bir defa. Nasipten öte yol yoktu.

Aşevi sandığım geniş yemekhanesi, ayrı bir binaya kondurulmuş spor salonu ve bizim mahallenin bakkalından bile büyük kantinleriyle baş döndürücü bir yerdi. Madenciler gibi yerin altında akıp duran metroya alışmak, hiç de kolay olmayacaktı.

İlk yıl, biraz da bu yüzden hazırlık sınıfı olarak adlandırılmıştı. İngilizceyi fethedecek, ikinci yabancı dili kuşatacak ve belki üçüncüsüyle cenk edecektik. Son derse değin bir yudum Türkçeye hasret kalmanın acısıyla inliyordum arka sıralarda. Past perfect tense’lerle anlatılan yaz tatilleri, wiil mi be going to ile mi yapılacağını kestiremediğim hedefleri ve geniş zamanla öve öve bitiremedikleri biyografileri… Küçük bir kasabada, öğretmen atanmadığı için İngilizce derslerimize Fen Bilgisi hocasının girdiğini nasıl anlatabilirdim ki? Kendi halimde zilin çalmasını bekliyor, bir yandan da uzaklardan duyulan ezanın duasını okuyordum içimden. Ellerimi yüzüme sürerken bana bakan şaşkın yüz ifadelerini, ömür boyu unutamayacaktım. Günün sonunda, sınıftaki öğrenci sayısının yoklamadan bir fazla çıkması ve yanlış sınıfta konakladığımı fark edişim… Sınıf listelerine bakarken çok heyecanlı olmalıydım, başka açıklaması olamazdı.

Kırk kat yabancıydı bana, okul, şehir ve diller… Başımı pencereye her çevirdiğimde, gözlerim iğde ağaçlarını arıyordu. Taş-duvar arasında mahpustum. Dile dökülemeyen gurbet türküleri çağıldıyordu yüreğimde. Türkü için neden ‘‘yakmak’’ denildiğini anlıyordum. Kendini kaybeden şehirlilerin, yakacak bir türküsü bile olmayışına yanıyordum. Toprak, sırra kadem basmış ve Güneş perdelerin ardında kalmıştı. Biz çocukken yalnız salıncaklarda hızlanırken, başkentte hayat hep hızlı akmış.

‘‘An’’ın karardığı bu kentte, çocukluğumu hatırladıkça karalar bağlıyor olsam da… Bir gün gelecek olan baharı bekliyordum için için. Strazburg caddesindeki bu devin, Cidde Havaalanı’na uçuran kanatları olduğunu tahmin bile edemezdim. Başörtülü ilk mezunlardan olmak, hayallerimin de ötesinde bir nasipti.

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Selam Olsun

Yüz yirmi beşinci yaşını kutlayan bir devin tam karşısındaydım. O, yılların tecrübesiyle d...

Dikkat, Açımız Daralıyor!

Yüz yirmi beşinci yaşını kutlayan bir devin tam karşısındaydım. O, yılların tecrübesiyle d...

At Murattır

Yüz yirmi beşinci yaşını kutlayan bir devin tam karşısındaydım. O, yılların tecrübesiyle d...