Sıradaki içerik:

Tapınak Şövalyeleri ve Kutsal Topraklar

e
sv

Mutsuzluk Bedel İster

avatar

Serdar Üstündağ

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 3 dakika)

Hemen hepimizin kavuşmayı istediği hayalleri, hedefleri var. Hem dünyevî hem de uhrevî. Çok kere gözlerimizi kapatıp hayal kurmak bizlere mutluluk hissi verir. Ta ki gözlerimizi açtığımızda gördüğümüz gerçeklerle hayallerimiz arasındaki derin uçurumu fark edinceye kadar. Birçoğumuz daha iyi bir evde oturursa, daha iyi bir arabaya binerse, daha kaliteli ve pahalı elbiselere, eşyalara sahip olursa bu dünyada daha mutlu olacağını zanneder. Hâlbuki her geçen gün daha iyinin, daha kalitelinin üretildiği bu dünyada her zaman daha iyisini istemek bir hayal değil bir hastalıktır. Bizler içimizdeki bu hastalığı tedavi edemezsek bu dünyada neye ne kadar sahip olursak olalım bu hastalık bizleri kabre girinceye kadar huzursuz, bedbaht ve perişan edecektir.

Bu hastalığın en önemli ve etkili ilacı kanaattir. İsterseniz konuyu misaller üzerinden biraz açalım. Mesela pahalı cep telefonu kullanmayı sevenlerin çoğu, genellikle ekonomik diyebileceğimiz fiyat tarifesindeki telefonları, sahip olduğu teknik özellikleri incelemeye bile gerek görmeden tercih listesine bile almıyor. İsmini duyduğu çok pahalı ve lüks marka bir telefona sahip olmak için iki hatta üç aylık maaşını vermekten çekinmiyor. Bu tür insanların nefsi o çok istediği şeye sahip oluncaya kadar sahibinin yakasını rahat bırakmaz. Çünkü derler ki şeytan kurt gibi, nefis sırtlan gibidir. Şeytan insana bir kötülüğü emrederken, vesvese verdiği kişiyi kandıramazsa ısrar etmez başka bir yol bulur. Fakat nefis dediğini yaptırana kadar kolay kolay ısrarından vazgeçmiyor. Tıpkı bir sırtlan gibi. Pahalı telefon düşkünlüğünden konu açılmışken biraz tebessüm edelim. Dar gelirli grubuna dâhil olabilecek orta halli bir işçi, aylarca maaşından keserek biriktirdiği paranın, hayalini kurduğu çok pahalı cep telefonunu satın alacak seviyeye geldiğini görünce o çok sevdiği telefonu satın alır. Telefon fiyatının neredeyse dört aylık kazancına denk geldiğine bakmadan… Heyecanlıdır, sevinçlidir, çünkü hayaline kavuşmuştur. Alışkanlık üzere her zaman olduğu gibi telefonu pantolonunun arka cebinde taşımaya devam eder. Bir gün işyerinde sandalyesine sert şekilde otururken “çat” diye bir ses işitir. Dehşetle açılan gözleri donmuş, sabit bir noktaya bakakalmıştır. Kafasını hafifçe yukarı kaldırıp şöyle der: “Allah’ım inşallah belim kırılmıştır”

Ataullah İskenderî (k.s) Hikemî Ataiyye isimli eserinde “Ümidini kestiğin şeyden hürsün. Tamah ettiğin şeyin ise kölesisin” buyurur. Kalbimizdeki her istek, bizleri uhrevi hedeflerimize gitmekten alıkoyan birer zincir gibidir. Burada kast edilen elbetteki bu dünya için çalışmayıp sadece ahirete yönelmek değildir. İnsan bir kuş misali iki kanatlı olmalı der büyükler. Kuş nasıl ki tek kanadıyla uçamaz. İnsan da tıpkı bir kuş gibi bir kanadıyla dünya için bir kanadıyla ahiret için kanat çırpar. Peygamber Efendimiz sav “Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya, yarın ölecekmiş gibi ahiret için” çalışmayı tavsiye buyurur. Bu dünyada huzurlu olmak için çok şeye sahip olmak değil az şeye ihtiyaç duyabilmektir maharet. En sevdiğim vecizelerden biri olan “Kanaat en büyük zenginliktir” sözü beni her zaman derinden etkilemiştir. Yüksek güvenlikli lüks sitelerin konforlu dairelerinde bulunamayan huzur, bazen bir gecekondunun titrek lambasının altında kurulmuş sofrada kuru fasulye tabağına uzanan kaşık sahibinin kalbinde bulunur.  Meşhur kıssadır:

Bir gün çok zengin bir adam oğlunu yanına alarak, insanların ne kadar fakir olabileceğini göstermek için bir köye götürdü.

Çok fakir bir ailenin evinde bir gün bir gece geçirdiler.

Şehre dönerken baba oğluna sordu:

“Yolculuğumuzu nasıl buldun?”

“Çok güzeldi babacığım” diye cevap verdi.

“İnsanların ne kadar fakir olabileceğini gördün değil mi?”

“Evet”

“Peki, ne öğrendin?”

“Şunu gördüm “dedi oğlu;

“Bizim evde bir köpeğimiz, onların dört köpeği var. Bizim evde bahçenin yarısına gelen bir havuzumuz var, onların kilometrelerce uzunluğunda dereleri var. Bizim bahçede ithal lambalarımız, onların yıldızları var. Bizim terasımız ön bahçeye kadar, onların ki ise ufka kadar uzanıyor”

Ufaklık konuşurken, babası şaşkınlıktan tek kelime bile edemedi ve çocuk ekledi:

“Ne kadar fakir olduğumuzu gösterdiğin için, teşekkür ederim babacığım!”

Aslına bakarsak mutlu olmak çok ucuzdur ama mutsuzluk çok kere yüksek bedel ister. Kanaat gibi güzel bir haslete sahip olan bir kalp, deniz kenarında elindeki simidi martılarla paylaşırken bile mutlu olabilirken, mutsuz kalp ihtiyacı olduğunu bildiği halde malını zekât, sadaka bir kenara, ekmeğini bile bir fakirle paylaşmaktan kaçınır. Çünkü bir kalpte kanaat hâkim değilse o kalpte cimrilik vardır. Ne kadar zengin olursa olsun fakir düşme korkusu, cömert bir insan olmasına mani olur.

Cimrilik de bir hastalıktır. Allah bizleri ve bütün müminleri bu hastalıktan muhafaza buyursun. Peki, yakalanmamak için ne yapmak lazım? Tıpkı hastalığa yakalanmamak için aşı olmaya benzer. Aşı dediğimiz hadise; “Hastalıklara karşı bağışıklık sağlama amacı ile insan veya hayvan vücuduna verilen, zayıflatılmış hastalık virüsü, hastalık etkeninin parçaları veya salgıları ile oluşturulan çözeltidir. Mikroplar veya virüslerce oluşturulan hastalıklara karşı vücut, bağışıklık sistemi ile yanıt verir” Demek ki gribe yakalanmamak için önceden hazırlanmış grip virüsünün kontrollü şekilde vücuda aşı olarak girerek gribe karşı bağışıklık kazanmasını sağlamak gerekiyormuş. Peki kanaat sahibi olmaya engel olan vermekten, paylaşmaktan korkma hastalığı olan cimriliği yenmek için hangi aşıyı kullanacağız? Elbette düzenli olarak sadaka vererek, düzenli olarak paylaşmaya alıştırdığımız nefsimiz, vermekten korkmayacak hale gelinceye kadar devam ederek. Eğer nefsimiz yine de vermekten korkmaya devam ederse sadaka miktarını artırmakla nefsimizi tehdit edebilir ona ölümü gösterip sıtmaya razı edebiliriz.

Peygamber Efendimiz sav “Allah yolunda infak edilen eksilmez, artar” buyurur. Paylaşmakla azalmayacağını, aksine bereketinin daha da artacağını buyurduğu bir başka hadisi şerifinde “Muhakkak ki bir kişilik yemek iki kişiye yeter, iki kişilik yemek de üç ve dört kişiye yeter. Dört kişilik yemek de beş-altı kişiye yeter” diyerek akla ters gibi görünse de iman dolu kalbe son derece uygun bir fazileti işaret buyurur. Tıpkı yasaklanmış olan faiz ile bankadaki parasını artırmak isteyen kişilerin parasının rakam olarak arttığı halde bereket olarak azalması gibi. Hz. Ali Efendimiz’in (r.a) “Bereket az kârdadır” buyurması keşke bugünkü esnaf ve tüccarlarımıza da ibret olsa… Yoksa patates, soğan üzerinden yüksek fiyat mağduriyetlerinin yaşandığı günleri hatırlarsak; millete ucuz fiyata ürün verip piyasa fiyatını düşürmemek için depolarda stok yapmak suretiyle saklanan ve yeni harman ürünlerin piyasaya sürüleceğini görünce çürümüş patates, soğanları yarı fiyatına halka arz etmek gibi.

Başta cimrilik, hırs, tamahkârlık olmak üzere her türlü kalbî hastalıktan Allah bizleri muhafaza buyursun. Şayet bu hastalıklara yakalanmak istemiyorsak bir an önce düzenli olarak bu hastalıkların aşılarına devam etmemiz gerekir.

Vesselâm…

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.