Sıradaki içerik:

Bir Olur

e
sv

Mutasavvıf Şair Şeyh Galib’in Vefatı

avatar

Fatma Sarı

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 3 dakika)

Şeyh Galib, Mehmed Es‘ad, nam-ı diğer Galib dede Divan (Klasik) Türk Edebiyatının önemli son büyük şahsiyetidir. Divan edebiyatına o güne kadar gelmeyen yeni bir çağ açan Galib dede, şiirlerde kullanılan birçok kalıbı yıkmıştır.1 Bir gönül dostu olan Şeyh Galibin hayatı çilelerle doludur. Yaşadığı onca şeyi hassas gönül havuzunda biriktiren Galib üstad, gönülleri yakan birçok eser ortaya çıkarmıştır. Halk arasında bestelenmiş şiirleri dilden dile halen uzanır. Rabbine kavuşmasının 221. yıldönümünde kendisini rahmet ve dua ile yad ediyoruz.

Allah ve resulünün sevgisinde kaybolmuş, mutasavvıf, hak ve hakikat aşığı olan Galip dede 1171/1757 yılında Yenikapı Mevlevihane’si yakınlarında bu aleme intikal etti. Babası Mustafa Reşit Efendi ve dedesi Hz. Mevlana’nın yolunda giden Mevlevilik tarikine mensuptur. Galibin divanında bahsettiğine göre ilk eğitimini kendi gibi edebi özelliklere, hassas kişiliğe sahip olan ve şiir yazan babasından almış. 2

Düzenli bir medrese eğitimi almasa da ailesinde başlayan eğitim ile, Arapçayı Hamdi Efendiden, Farsçayı Hoca Neş’et’ten  öğrendiği ve aynı zamanda  Galata Mevlevihane’si şeyhi Hüseyin Efendi’den de nasiplenmiştir.

24 yaşında Divanını Tamamladı

Galip Dede şiir alanındaki zevkini babasından başka evine gidip geldiği Hoca Neş’et’ten almış ve ondan mesnevi okuyarak bir süre sonra yüreğindeki yanmışlık ile şiir yazmaya başlamıştır. Hoca Neş’et  kendisine “Es’ad” mahlasını vermiş fakat döneminde aynı mahlası kullanan diğer şairler ile karıştırılmamak için  Es’ad Galib mahlasını kullanmış, belli süre sonra da Galib mahlasında karar kılmıştır. Daha yirmidört yaşında iken divanını tamamlayan Galip, iki yıl sonra, altı ay gibi kısa bir sürede  tamamladığı Tasavvufi-sembolik mesnevi olan Hüsn-ü aşk ile şöhret kazanmıştır.2  Ailesinde aldığı Hz. Mevlana muhabbeti ve Mevlevilik ile yanan Galip 1784’te Konya’da Mevlana Dergâhı’nda çileye girmiş. Lakin hasretine dayanamayan babası dergah şeyhine başvurunca, Galip Mevlevi tabiri ile “bin bir“ günlük çilesini Yenikapı Mevlevihane’sinde 11 Temmuz 1787 (H. 25 Ramazan 1201) tarihinde tamamlamış. Manevi himmetlerinin gölgesi altında bulunduğu  Ali Nutki Efendi ile Aşçıbaşı Şerif Ahmed Dede’den çok şey öğrenen Galip, Ali Nutki Efendi’den hilafet alarak ‘dede’ mahlasına da  sahip olur. Çile zarfında şiir yazmayan Galip dede, sonrasında şiir yazmaya devam etmiştir.3 Galib Dede’nin yaşamını değerlendirirsek  Galata Mevlevihane’sine şeyh olarak tayini ve öncesi olarak ifade edebiliriz.

Şeyh Tayin Edilişi

Çilesini tamamladıktan sonra ailesiyle birlikte  Sütlüce’ye taşınan Galip Yusuf-ı Sineçak’ın “Cezire-i Mesnevi” adlı eserini şerh ederek ünü  artar ve bilhassa Mevleviler tarafından daha iyi tanınan biri olur. 4

Bu sırada Galata Mevlevihane’sinin şeyhinin azledilmesinden ötürü, Konya Şems dergahından atanan yeni şeyhin yolda vefatı üzerine Galib Dede Galata Mevlevihane’si postuna 22. Şeyh olarak oturmuş olur (1791-H.1205). 2 Bu Galip Dede’nin yaşamındaki en önemli dönüm noktası olmuştur diyebiliriz. 4

III. Selim ile Dostluğu

Doğuştan zarif, sanatkâr, şair ve musikişinas  olan III. Selim’in “İlhami” mahlası ile şiirler yazardı. Tahta geçtikten sonra kendisi gibi şiir yazan ve divanını beğendiği aynı zamanda Mevlevi olan Galip Dede’yi Galata Mevlevihane’sini sıkı sık ziyaret eder. Şeyh Galip’ten Hz. Mevlana’nın türbesinde yer alacak örtü için bir beyit yazmasını ister. Buna karşılık Galip Dede:

Müceddid olduğu Sultan Selim’in din ü dünyaya

Nümayandır bu nev puşidesinden kabr-i Monla’ya

Terci bendini III. Selim’e takdim etmiştir.2  Bu sayede Galip Dede ile aralarındaki dostluk pekişir. III. Selim Mevlevihane’yi restore ettirerek, İstanbul’un en önemli edebi ve zarif merkezi haline getirtir.4 III. Selim ile Şeyh Galibin muhabbeti III. Selim’in mesnevihanların tayin hakkını Galip Dede’ye vermesi ile devam eder.2

Tarzı ve Edebiyatı

Galib üstad Divan şiirlerinin Nedim zamanından başlayarak kaybedilmeye başlamasıyla ve sürekli kendi içerisinde kendini tekrarı ile devam ettiği bir dönemde, şiirde beklenen yeniliği getirmiş, divan şiirinin son büyük temsilcisi olmuştur. Şiirlerinde kendine has üslubu ile dikkat çeken Galib, özellikle bol mecaz, ince hayaller ve farklı çağrışımlar getirecek şekilde ifadeler kullandığı için anlaşılması zor olarak da görülmüştür.

Şiirlerinde manevi kültür ve birikimin etkisi gözlenmektedir. Onu diğer şairlerinden farklı kılan hiç şüphesiz ki Tasavvuftur. Mevlevi olmasından ötürü şiirlerinde Mevlevilik ve Hz. Mevlana’yı ele alan derin bağlılığı aşikardır.2

Hakk’a Yürüyüşü

42 senelik ömrüne birçok eser sığdırmış ve hizmetten geri durmayan Galib Dedeyi  1209 senesinde çok bağlı olduğu annesinin vefatı derin bir hüzne boğar. Bunun üzerine çok kıymetli talebesi Esrar Dedeyi de kaybetmesi ile zaten hassas olan Galip daha da kendi içine kapanır ve hastalanır. 3 3 Ocak 1799 (H.1213 ) senesinde rabbine kavuşmuştur. Galata Mevlevihane’sinde Mesnevi şârihi İsmail Rusûhi Ankaravî’nin ayakucunda yatmaktadır.

Galib dedenin hastalığı ile ilgili rivayetler bulunur. Veremden vefat ettiğine dair söylemler vardır. Bir rivayete göre Şeyh Galibin III. Selim ile Beşiktaşlı Yahya Efendi dergahına gittiği tekkenin şeyhi Yusuf Zühtü Efendinin mesnevi okutması gerekirken, padişahın Şeyh Galibin dersi vermesi istediğini ve kürsüye çıkan Galibin normalde yaptığı sohbeti yapamadığını ve kürsüden inerek sonrasında hastalandığı söylenir. Buna ithaf olarak da dergah şeyhinin gönlünün kırılmasından ötürü derler. Bundan başka hastalığına dair birkaç rivayet daha bulunmaktadır.5

Galib Dedenin başta Divan-ı olmak üzere, Hüsn-ü Aşk, Şerh-i Cezîre-i Mesnevî, Es-Sohbetü’s-Sâfiye ve Tezkire-i Şuarâ-yı Mevleviyye eserleri bulunmaktadır.

İlahi sırra talip olmuş, gönlündeki yaraları hikmetli sözleri ile beyitlere ayna misali yansıtmış olan Galib Dede arkasında eserleri ve binlerce beyitlik şiirleri ile halen yaşamaktadır.

Yazımızı Galib merhumun en çok bilinen beyitleri ile nihayete erdirelim.

“Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen

Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen”

Günümüze çevrimi:

“Hoşça bak kendine sen ki kainatın özüsün.

Bütün yaratıkların gözbebeği olan insansın sen.”

Kaynakça

  1. Dergi.diyanet.gov.tr/makaledetay.php?ID=6030
  2. Erdoğan Taştan, Şeyh Galib ve Yayımlanmamış şiirleri, Kırklareli Üniversitesi, 2012
  3. OMAY, Serdar Bedii (2014). “Fazilet ve Sanatla Örülen Muazzam Bir Şahsiyet: Şeyh Galib”. Türk Dünyası Bilgeler Zirvesi: Gönül Sultanları Buluşması. 26-28 Mayıs 2014.
  4. Süleyman Tülücü, Şeyh Galib Hakkında bazı Bibliyografik notlar, Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: 36, Erzurum 2011
  5. Semazen.net/seyh-galip/
  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.