Mümine Gayret Yakışır

Yesrib sokakları Mekke’den gelen şerefli misafirlerini ağırlamaya hazırlanıyordu. Onlar, büyük bir sevinçle beklenen misafirdiler ve onları rahat ettirmek için tüm hazırlıklar yapılmıştı. Evlerin üst katları, en geniş odaları ayrılmıştı kardeşleri için. Sahip oldukları tüm servetleri önlerine sermişlerdi muhacir kardeşlerinin. Onlar Allah’ın yardımcılarıydı ve Allah’ın Rasulü’ne (s.a.v), en sevgilisine en zor günlerinde kucak açmışlardı. Bir insan kendi öz kardeşine dahi, verirken eli titrerken, nasıl olurdu da Allah için malının yarısından hatta tamamından vazgeçebiliyorlardı. Allah Rasulü (s.a.v) ferasetini kullanarak kabiliyetleri, mizaçları ve ahlakları birbirine benzeyen ashabını nasıl da eşleştirmişti.

Memleketlerinden ilk defa çıkanlar vardı aralarında Bilal-i Habeşi gibi. O, Mekkeli değildi ama oranın iklimine alışkındı bünyesi. Hz. Ebubekir ve birçoğu uyum sağlayamamış, hastalanmışlardı. Allah Rasulü (s.a.v) bir gün Hz. Bilal’in Mekke’ye doğru yaşlı gözlerle bakarak okuduğu şiiri işitmiş ve ellerini kaldırarak “ Allah’ım bize Mekke’yi sevdirdiğin gibi Medine’yi de sevdir” diye dualar etmişti. Öyle ya kendisi de Mekke’den ayrılırken, “Ey Mekke! Ey sevgili şehir, vallahi senden zorla çıkarılmasaydım, seni terk etmezdim.” Diyerek hüznünü dile getirmemiş miydi?

Artık Yesrib değil İslam’la müşerref olan Medine idi bu münevver şehir. Allah Rasulü(s.a.v) Yesrib’in Medine’ye dönüşmesi için hemen çalışmalara başlamış ve ashabıyla beraber büyük gayret göstermişlerdi. İlk önce Mescid-i Nebevi’yi inşa ettiler, daha sonra ensar muhacir kardeşliğini tesis ederek ve şehrin tüm ahalisini ilgilendiren anayasa hükmündeki vesikayı yayımlayarak İslam devletinin temellerini attılar.

Ensar, eşleştikleri kardeşleriyle kaynaşmıştı bile. Sad bin Rebi (r.a), Rasulullah’ın (s.a.v) kendisine muhacir kardeş kıldığı Abdurrahman bin Avf’ın (r.a) kolundan sarılmış ve evine getirmişti. Sad bin Rebi(r.a) Medine’nin en zengin tüccarlarından birisi. Abdurrrahman bin Avf (r.a) ise gençliğinden beri ticaretle uğraşan fakat iki kez Habeşistan’a şimdi de Medine’ye hicret ederek malını mülkünü İslam için terk eden büyük bir tüccardı. Sad bin Rebi (r.a), kendisine, “İşte evim işte malım! hepsinin yarısını sana bağışlıyorum” dedi.

Abdurrahman bin Avf (r.a) minnet dolu bakışlarla ensar kardeşine gülümsedi, “Kardeşim Allah malını ve ehlini sana bağışlasın. Sen bana çarşının yolunu göster ve bana bir ip ver.” Dedi. Varlıklı bir hayat sürmüş bir tüccarın iple ne işi olabilirdi ki? Halbuki kendisine kucak açılmış ve geçinmesi için tüm imkanlar sağlanmış iken hiç tanımadığı bir şehirde üstelik Yahudi pazarında ne işi vardı? Günlerce pazarda hamallık yaptı Abdurrahman bin Avf (r.a) hem de hiç şikayetlenmeden. Nefsini ayaklar altına aldı, zira Allah Rasulü’nden(s.a.v) yük olmayı değil yük almayı, alan el değil veren el olmayı öğrenmişti. Kazandığı sermaye ile mal temin edip ticarete başladı. Kısa zamanda kendisine bir ev tuttu ve ensar kardeşi Sad bin Rebi’nin (r.a) yanına gelerek kendisinden müsaade istedi.

Sad bin Rebi (r.a) ile olan sıkı dostluğu ve kardeşliği, iki tüccarın da yardımlaşarak ortak hareket etmesi Müslümanlara ait bir pazarın oluşmasında büyük rol oynamıştı. Allah Rasulü’nden (s.a.v) aldığı dua ile bereketlenen malını Allah yolunda hesapsızca sarfediyor, sarfettikçe malı daha çok artıyordu. Keramet, Allah ve Rasulü’nün rızası için tüm varlığını gözünü dahi kırpmadan terk edebilmesinde midir? yoksa kimseye muhtaç olmamak, el açmamak için tüm itibarını hiçe sayarak ensar kardeşinden istediği ipte midir? bilinmez. Müslümanlar için ibretlik bu sahne asla unutulmamalıdır.

Sahabe efendilerimizin gayretleri, çalışmaları elbette ki Allah Rasulü’nün (s.a.v) örnekliğinde daha da gelişmişti. Efendimiz (s.a.v), bir Müslümanın üreten, çalışan ve boş işlerden yüz çeviren bir kişi olması gerektiğini sadece söz ile söylememiş yaşantısıyla bunu sergilemiştir. Mescid-i Nebevi’nin yapımında bizzat çalışmış taşları ve kerpiçleri omzunda taşımıştı. Onun bu halini gören sahabelerden Useyd ibni Hudayr (r.a) koşarak yanına geldi,”Ey Allah’ın Rasulü! Bana ver ben taşıyayım” dediğinde Efendimiz (s.a.v), “Git başka kerpiç taşı, sen benden daha fazla Allah’a muhtaç değilsin.” Buyurdu. Bu sözleri duyan Ashab-ı Kiram daha gayretli çalışmaya başlamıştı. Efendimiz (s.a.v), bu yönüyle adil bir yönetici nasıl olur? sorusunun cevabını veriyordu adeta.

Allah Rasulü (s.a.v), Ashab-ı Kiram’ın her birini kabiliyetleri yönünde görevlendirmiş ve liyakatlı oldukları alanda daha faydalı olmalarını sağlamıştı. Bu da Allah Rasulü’nün (s.a.v) en büyük stratejilerinden birisiydi. Örneğin Hz. Şurahbil gibi yazısı güzel olanlara vahiy katibi olarak görev vermiş, Hz. Ubeyde gibi savaş kabiliyeti olan cesur kişileri komutan, Musab bin Umeyr (r.a) gibi Kuran- Kerimi güzel okuyanları muallim olarak atamış, her biri İslam davasına en hayırlı çalışmaları yapmıştı. İşte Abdurrahman bin Avf da (r.a) o kadar çok yönlü bir Müslümandı ki, O’nu dillere destan olan cömertliğiyle, çalışkan ve zengin bir tüccar, aynı zamanda ticaretinin kendisini Allah yolundan alıkoymadığı gaza meydanlarında cengaver bir asker olarak da görüyoruz. İslam tarihinde, Allah Rasulü’nün (s.a.v) ve üç halife döneminin güvenilir bir müstaşarı olan Abdurrahman bin Avf’ın (r.a)gayreti, imanını ve samimiyetini göstermektedir.

Dünya hayatında gösterilen gayret ve çalışma kişinin sadece kendisi için değil tüm ümmet ve hatta insanlığı kurtarmak için olmalıdır. İstikamet üzere yolda olmak, yolcu olmak İslam’ın şiarıdır. Önce yoldaş sonra yolcu demişler büyükler. Aynı hedefe kilitlenen salih insanlarla beraber olmak hem dünyada hem de ahirette büyük kazançlar sağlayacaktır. Şöyle bir baktığımızda büyük başarılara, büyük emekler verilerek ulaşılmıştır. Bizim millet olarak taşıdığımız tarihi bir misyonumuz var. Atalarımız fetihten fetihe koşarken, İslam’ın sancağını yere düşürmeden, Allah ve Rasulü’nün yolundan gayretle yürüdüler. Bugün bize lazım olan işte bu ruhtur.

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Bin Atlı Çocuklar Gibi Şendik

Yesrib sokakları Mekke’den gelen şerefli misafirlerini ağırlamaya hazırlanıyordu. Onlar, b&uum...

Türk Değilse Yüktür

Yesrib sokakları Mekke’den gelen şerefli misafirlerini ağırlamaya hazırlanıyordu. Onlar, b&uum...

Önden Giden Atlar

Yesrib sokakları Mekke’den gelen şerefli misafirlerini ağırlamaya hazırlanıyordu. Onlar, b&uum...