Sıradaki içerik:

Demir Yaylı Dukak ve Kör Derviş

e
sv

Modern Kölelik / Teknoloji Bağımlılığı

avatar

Serdar Üstündağ

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 3 dakika)

Köle kimdir, kimlere denilir? TDK Sözlüğünde, “Birinin emri altında bulunan. Özgür olmayan. Herhangi bir şeye aşırı derecede bağlı olan kimse” olarak tanımlanan köleliğin tarihi geçmişine bakarsak orta çağlardan 19.yy’a kadar devam ettiğini görürüz. Günümüzde klasik mânâda kölelik bitmiş gibi görünse de dikkatle incelersek içinde bulunduğumuz 21.yy’da, günlük sosyal hayatımızda teknolojik cihazların, yapmak istediklerimize engel olmak ve irademizi elimizden almak suretiyle bizleri nasıl köleleştirdiğini görürüz.

Önem sırasına göre aile fertlerimizden biri gibi hayatımıza giren akıllı cep telefonları artık bizim için ekmek, su kadar elzem oldu. Öyle ki sosyal medya ve internet üzerinden başlayan teknoloji bağımlılığı için hastanelerde ve özel kliniklerde kurulan tedavi merkezlerinin sayısı giderek artmaya başladı. Farklı gerekçelerle açtığımız sosyal medya hesapları yüzünden zaman yönetimi tercihlerimizi akıllı cep telefonlarımıza bırakmayı tercih ettik. Bizim zamanımızın çocukluk dönemlerinde, yazın sıcak, kışın soğuk günlerinde arkadaşlarımızla oyuna dalar annemizin ısrarlı yakarışlarına rağmen eve bir türlü girmezdik, girmek istemezdik. Günümüzde ise odalarına kapanıp bilgisayar başında asosyal hayata kendini mahkûm eden şimdiki nesil; sanal ortamda binlerce sosyal medya arkadaşlarına sahip görünse de adeta yalnızlığın içinde zihin bulanıklığının esiri olmuş durumda.

Bir insanın efendisi olduğunu zannettiği teknolojinin, aslında kölesi olduğunu idrak etmesi için ne kadar zaman lazım? Neler yaşaması lazım? İsterseniz sosyal medya ve internet üzerinden teknoloji bağımlılığı konusuna yoğunlaşalım.

Sosyal medya, (gerekli ve uygun şartlarda kullananlar müstesna) birçok kişi için; olduğu haliyle değil olmak isteyip olamadığı haliyle kendini dış dünyaya pazarlamaya çalıştığı, kibir ve benlik duygusunun zirve yaptığı bir vitrin hüviyetine büründü maalesef. Kitap okuyor musunuz sorusuna “O kadar yoğunum ki, bir sayfa olsun kitap okuyacak vaktim yok” diyen birinin, saatlerce zaman alan sosyal medya hesaplarındaki gereksiz ve sık paylaşımları karşısında dilimiz lâl oluveriyor değil mi? Paylaşım deyip geçmeyiniz. Evet, güzel manzaralı bir alan veya enfes yemeklerle donatılmış masamızın veya servisi ve lüksüyle marka haline gelmiş güzel bir restoranda çekilmiş bir görseli hazır edip paylaşmak belki sadece beş, on dakikamızı alır. Ama sık aralıklarla telefon ekranımıza düşen beğeni bildirimi ve bu bildirim sahiplerini merak edip takip etmek onlarca dakikamızı alır. Eğer gün içinde yapacaklarımızın bir planını yapamıyorsak veya yaptığımız plan içerisindeki ancak bir saat alacak işleri bile vaktinde bitiremiyor, kısacası zaman yönetimi konusunda başarılı olamıyorsak ve buna engel olan en büyük sebep akıllı cep telefonlarımızdaki sosyal medya hesaplarımızla meşgul olmak ise bizler gerçekten hür sayılır mıyız? Hür sayılmazsak köle olduğumuzu kabul etmiş olmaz mıyız? Köleliği kabul edersek bir efendimiz olduğunu da kabul etmiş oluruz. Bu efendinin ismi; ilk önce ABD ve Batı ülkelerinin çocuklarını sonra da bizim çocuklarımızı oyun ve eğlence düşkünü yapmak suretiyle kendisine köle yapan yani geleceğimizi tehdit eden “teknoloji” değil midir? Teknoloji bıçak gibidir. Nasıl kullanırsak öyle tanımlarız. Bıçağı, evin hanımına verirseniz mutfakta size enfes yemekler yapmakta, bir katilin eline verirseniz nice hayatları karartmakta kullanır. Teknoloji de böyledir. Onu doğru kullanırsak uzun zaman alacak işlerimizi kısa sürede yaparak zamandan tasarruf edebiliriz. Yanlış kullanırsak gelecek neslimizi yani geleceğimizi mahvedebiliriz. Peki, şimdiye kadar teknolojiyi yerinde ve doğru kullanabildik mi? Mesela internet ve akıllı telefonlar üzerinden bizleri kontrol eden, sosyal medya gibi bir imkânı sunarak zamanımızın en büyük mirasçısı olan teknolojik aletler hayatımıza girince neler değişti? Bize sağladığı kolaylıklar sayesinde tasarruf ederek kazandığımız zamanı gereğince değerlendirebildik mi? Verdikleri karşısında bizden aldıklarını bilmeden bu ticarette kâr mı, zarar mı ediyoruz nasıl bileceğiz? Her şeyden önce bize ne verirse versin bunun karşılığında sahibi olduğumuz en değerli şeyi yani bu dünyanın bütün servetini versek bile bir dakikasını geri getiremeyeceğimiz zamanımızı verdiğimizi unutmamalıyız. İşte teknolojik kolaylıklara kapımızı açtığımızda akıllı telefonların özellikle sosyal medya bağımlılığının sebep oldukları konusunda birkaç örnek:

Çocuklarımızın sanal ortamda konuştuğu belki binlerce arkadaşı oldu. Ama gerçek mana da tanıdığı tek bir dostu yok.

Komşu, eş dost, akraba ziyaretlerimiz azaldı. Artık düğünlere bile davetiyeler sanal ortamdan gönderiliyor. Tebrikler sanal ortamdan yapılıyor.

Boşanma oranı arttı. Artık fındık kabuğunu doldurmayacak sebeplerden başlayan tartışmalar kopmaya götüren kavgalara dönüşüyor. Bu tartışmaların birçoğu cep telefonlarında kaybedilen zamanın aileden esirgenmesi sebebiyle oluyor. Artık evlerimizde aile sohbetleri azaldı. Çocuklarımızla, eşimizle bir saat olsun ilgilenmeye vakit bulamazken saatlerce cep telefonlarımızla meşgul olabiliyoruz.

Ülkemizde evlilikler azaldı, evlenme yaşı yükseldi. Mutlu aile örnekleri azaldı. İnsanların çoğu bu sebeple evlenmekten kaçınıyor veya nikâh bağı sebebiyle mesuliyet almadan birlikte yaşamayı tercih ediyor. Aldatmalar çoğaldı. Mutlu başlayan evlilikler, sanal ortamdaki vitrinlerde boy gösteren sahte yüzler, cilalı sözler ve mutluluk vadeden gayri meşru ilişkilerin sahte cazibesiyle sona eriyor. Sanal ortamlardaki bu sahte yüzler, cilalı sözlerin maskesi düşüp gerçek çehreleri göründükçe toplumumuzda insanların birbirine güveni azaldı. Güvenin azalmasıyla yardımlaşma da azaldı. Samimi ve güvenilir bir dost bulmak zorlaştı.

Artık caddede işlenmek üzere olan bir suçu önlemek için kısa bir an bile olsa imkânımız varken o kıymetli zamanımızı mağdura yardım etmek veya suça engel olmak yerine sosyal medyada paylaşmak için cep telefonumuzla video kaydı almaya harcıyoruz. Yanımızda işlenen bir cinayete yakinen şahit olurken paylaşım kalitesini düşünerek olayı seyreden insanlar olduk.

Sosyal medya bağımlılığımız arttıkça toplum içinde insanlardan uzaklaşır olduk. Selamlaşmalarımız azaldı, yalnızlığı daha çok sever olduk.

Ne sokağımızda ne mahallemizde görmediğimiz halde, akılı telefonlarımızda görmeye alıştığımız hemen her türlü sapkınlık ve gayrî ahlâkî hadiseyi duysak bile artık şaşırmayacak noktaya geldik.

Toplum içinde giderek yalnız kaldık. Yardımlaşma ve selamlaşma azaldı.

Ağladığında hemen susturmak için eline akıllı telefon veya bir tablet sıkıştırdığımız çocuklar bir robot gibi büyüyor. Küfür, argo söz işitir diye sokağa göndermekten çekindiğimiz bu çocuklar her türlü gayri ahlaki diyaloglara bu sayede aşina hale geliyor. Bir süre sonra kendisi de kullanmaya başlıyor ve otokontrolünü kaybeden toplum içerisinde bu da hemen normalleşmeye başlıyor.

Bu sıralamayı daha da fazla uzatabiliriz. Peki, bu durum sadece insanî değil İslâmî manada yani inanç boyutunda da bizlerin üzerine ağır bir vebal yüklemiyor mu? Bu ağır vebâli gerçekten kaldırabilir miyiz? Teknolojinin bizlere internet üzerinden sunduğu, akıllı cep telefonlarımız sayesinde hemdem olduğumuz sosyal medya bağımlılığını tanımlamaya, bizden aldıklarını ve verdiklerini aktarmaya çalıştık. Sosyal medyada yazdıklarımız, paylaştıklarımız, teşhir ettiklerimiz önemlidir.

Unutmayalım ki hesap gününde sosyal medya hesaplarımızdan da hesaba çekileceğiz.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.