Sıradaki içerik:

Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Kurucusu: Mehmet Emin Resulzâde

e
sv

Modern Dünyanın Aldıklarını Covid-19 ile İade

avatar

Merve Diken

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 3 dakika)

Tam da böyle düşünüyorum. Modern dünya yavaş yavaş, sinsice bizden neleri götürdüyse covid-19 her birini asıl sahiplerine iade ediyor. Modern dünyanın bizden neleri götürdüğünü yazmaya sayfalar yetmeyecektir. Ancak, covid-19 ile iade ettiklerinden bazısına değinmek istiyorum yazımda.

Yaklaşık 6 aydır dünya gündemini, 3 aydır da Türkiye gündemini meşgul eden covid-19 için kimimiz bela- musibet, kimimiz imtihan, kimimiz ise rahmet sıfatlarını kullanıyoruz. Ülkemizin gündemine oturduğu günden bu yana ne zaman ellerimi açsam, rutin hamd, selam ve anne –babama duamın ardından ilk sıraya yerleşmiş olan vatanıma dua ederken, yanlışlıkla ağzımdan ‘cennet vatanımızı virüs musibetinden kurtar Allah’ım’ cümlesi çıktıysa, hemen oturuşumu değiştiriyor ve kelimelerime tevbe edercesine ‘cennet vatanımızı virüs imtihanından kazançlı olarak çıkar Allah’ım’ diye sızlanıyorum. Beynim nasıl kodlamışsa sık sıkta bu hatalı cümleyi kullandırıyor bana. O zaman bir kez daha ‘dua ederken aklın her yerde olamaz, kimin huzurunda olduğunu unutma’ diyorum kendime. Kimin huzurunda olduğunu unutma. Alelade sarf etme sözcüklerini. Ülke gündeminden ve çalışma şartlarından dolayı uzun uzun düşünmeye vakti olan grupta yer almıyorum. Elhamdülillah mesleki durum itibariyle daha fazla çalışan, Ramazan-ı Şerif nedeniyle de koşuşturmacadan kendiyle konuşmaya vakti olmayan grupta yer alıyorum.

Ama buna rağmen kulluğum ‘NEDEN?’ sorgulamasını yapmadan yaşamama izin vermiyor. Neden covid-19? Allah’ın yaratmış olduğu her şeyin bir sebebi ve hizmeti olduğuna iman edenler olarak, ‘covid-19’un yaratılma emrinin hikmeti nedir?’ sorusu her kulun muhatap olduğu bir sorudur bugün.

Şuan sahada sağlıkçılar, güvenlik güçleri, tüketim araçları ve sosyal bilimciler olarak ön saflarda yer alıyoruz. Eminim her arkadaşım kendi kulvarından en iyi gözlemi yapıyordur. Sahada bir sosyolog olarak benim de gündemimde sadece toplumsal değişimler yer alıyor diyebilirim. ‘Covid-19 bize toplumsal olarak neleri geri verdi?’ en çokta bu soru dikkatimi çekiyor.

Korku ve ümit arasında olmak kulluğun en temel ahlaki davranışlarından biridir. Hepimiz bir miktar korku, bir miktar da ümit arasında ömrümüzü tüketiyoruz. Zaten bunlardan biri eksik olsa yaşamımızı devam ettirmemiz söz konusu olamazdı. Ancak biz yaşamaya devam ederken nasıl bir denge içinde ömür sürdüğümüzün bile farkında olamadık. Covid-19’un bana öyle geliyor ki üzerimizdeki ilk etkileşimi de bu alanda oldu. Çok çok uzunca bir zaman sonra korku duygusunu iliklerimize kadar hissettik. Enfekte olmaktan korktuk, enfekte etmekten korktuk, ölümden korktuk; ölümün şiddetini ilk defa hissettik. Televizyon kanallarında yoğun bakım ünitelerini izlerken gözlerimizden yaş aktı. O acıyı çekmek istemedik. İzlerken vücudumuzda o ağrıyı hissettik. Düşünüyorum da Allah Resulü’nün kabir azabından Allah’a sığındığını bildiğim halde bu sancıyı bu güne kadar hiç yaşamamıştım. Sonra ümit meselesi. Enfekte olmanın korkusu bu kadar içimize sindiği halde hiçbirimiz sahada çalışmayı terk edemedik. Bunun elbette ki vatana hizmet gibi insanı motive edici mükemmel bir yanı var. Ancak bunun yanında kocaman bir duygumuz daha var. ‘işimi terk edemem, ümit ediyorum ki bu virüs bitecek ve benim bu işe ihtiyacım var.’ Şimdiye kadar ümit duygusunu da bu kadar yoğun hissetmemiştim.

O kadar yoğun evlerden çıktık ki, hele kadınlar olarak… Çalışma hayatımız, sosyal yaşantımız, hizmet anlayışımız derken ev dışına ne kadar çok itilmiş, ne kadar yorulmuş, özgürlük adına kendi kendimizi ne kadar sömürmüşüz. Bununla birlikte çocuklarımızı da ne kadar erken yaşta itmişiz sokağa. Covid-19 ile ilk önlemler okullar, kurslar, kreşler üzerinden oldu ve tüm çocuklar evlerde kaldı. Bununla beraber eş olarak çalışan ebeveynlerden anneleri de idari izinlerle evlere çekildiler.

Görünüşe bakılırsa en önemli kalemiz, ailemiz güçlenmeye buradan başladı. Çevremde gördüğüm kadarıyla çocuklar hiç geçirmedikleri kadar verimli zaman geçirmeye başladılar evlerde. ‘Çocukları telefonlara, bilgisayarlara mahkum etmeyin!’ uyarıları belki de ilk defa mana buldu. Evlerde hiç yapılmadığı kadar etkinlikler yapıldı. Mutfaklarda hiç pişmediği kadar yemek pişti, sofralar hiç olmadığı kadar kalabalık oldu. Çoğu hanelerde en kalabalık cemaatle secdeye vardı başlar. Ramazan-ı Şerif hiç ihya edilmediği kadar ihya edildi.

Görünürde evlerimizde kalarak akraba-ahbap ziyaretlerimizi engellemiş gibi görünen covid-19 ile hiç özlemediği kadar özleşti aileler ve hiç olmadığı kadar samimi yapıldı telefon görüşmeleri. Aslında birbirimizi ne kadar sevdiğimizi anladık bu uzaklıkta.

Üzerine söylenecek çok fazla söz var. Modern dünya ile kaybettiğimiz çok fazla şeyi kazandık farkında olmadan. Elbette kaybettiklerimizde oldu. Ancak bu yazıda kazanımlarımıza dikkat çekmek istedim. Kazanımlarımızı görüp ümidimiz artsa da bir yanımızın hala çok korktuğu gerçeğini değişmiyor. Bugün bu yazıyı yazarken enfekte değiliz. Ancak yarın ne olacağımızı ve bir daha ki ay bu satırları yazıp yazamayacağımızı bilmiyoruz. Korkuyoruz ve ümit ediyoruz.

1991 İstanbul doğumlu olup, Sosyoloji Lisans ve Yüksek Lisans mezunuyum. ‘Dert’im’ ile tanışıp, öğrenimimi sürdürdüğüm Balıkesir şehrinde ‘Kuantum ve Tasavvuf’ merakımla yazmaya başladım. ‘Niyetiniz Ümmeti Muhammedi Ateşten Kurtarmak Olsun’ sözünün muhatabı olarak gençler üzerinde çalışmaya, gençlik kulüplerinde eğitimin içinde olmaya ve en önemlisi yazmaya devam etmekteyim. İyi okur, iyi yüzer, iyi kahve içerim. Şimdilerde bir de iyi yazmaya niyet etmiş olup; ‘iyi’ anılmak isterim.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.