Sıradaki içerik:

Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Kurucusu: Mehmet Emin Resulzâde

e
sv

Milli Kütüphane

avatar

Muhammed Yusuf Aktekin

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

“Milli Kütüphane” özellikle Ankara’daki üniversitelerde eğitim görenlerin aşina oldukları bir mekân. Vize ve final dönemlerinde telaşa kapılan öğrencilerin kendilerini günlerce hayattan izole ederek, akademik anlamda makûs talihlerini değiştirmeye çalıştıkları bir kurum kendileri. Çokları için ders çalışılacak sessiz ve sakin bir yerden öteye gitmeyen Milli Kütüphane elbette ki kuruluşu itibariyle bundan çok daha fazlasını vadediyor.

Başına “milli” sıfatı eklenen her kavram benim nezdimde -tabii olarak- büyülü bir ciddiyete bürünüyor. Milli teknoloji, milli eğitim, milli edebiyat, milli politika ve daha nicesi… Yani aslında herhangi bir kavramı, devlet nişanı verir gibi bu şekilde

değerlendirdiğimizde onu farkında olmadan bir temsil makamına yükseltiyoruz. Bu cihetten “Milli Kütüphane” bende her zaman tüm birikimiyle bir ülkenin, bir milletin yazılı kültürünün serüvenini takip edebileceğimiz hayati bir kurum intibaı uyandırıyor. Ankara’ya henüz geldiğimiz günlerde birkaç dostumuzla birlikte gitmiştim ilkin. Sabah saatleri erkenden kapıda olmak gerekiyordu çünkü açılış saatinden çok önce, önünde upuzun kuyruklar oluşuyordu. Başka hiçbir kütüphanede göremeyeceğimiz bir sistemi vardı. Turnikelerin önündeki cihazlardan, oturacağımız masanın numarasını alıyorduk. Yani kafanıza göre oturamıyorsunuz istediğiniz yere. Yine hava almak ve kısa bir ara vermek için dışarı çıkmak istediğinizde aynı cihazlardan mola izni almanız gerekiyor.

Bir gün içerisinde sadece bir defa uzun yemek molası ve birkaç kısa mola hakkınız daha vardı. Sanırım öğrencileri en çok cezbeden bu dijital nizam idi. İlk ziyaretimde tahayyülümdeki milli kütüphane imajı biraz yıkılmıştı açıkçası. Bahsettiğim ciddiyet bir anda aleladeliğe evrilmişti. Bunun iki sebebi olduğunu düşünüyorum. Birincisi binlerce kitap rafının arasında edebi bir sarhoşlukla dolaşacağımı hayal ederken açık raf sisteminin olmadığını fark ettim.

Yani görünürde hiç kitap yoktu. Herhangi bir esere ulaşmak istediğinizde önce oradaki bilgisayarlardan kataloglara bakmanız gerekiyor. Eğer eser mevcutsa bankoya gidip kitabı ödünç almak için bir form dolduruyorsunuz, akabinde eseri kütüphane dışına çıkarmamak suretiyle inceleyebiliyorsunuz. Tabi ki bunun yanında tüm branşlarda sayısız dokümana milli kütüphanenin üye olduğu dijital veri bankalarından ulaşabilirsiniz.

“Milli Kütüphane” hakkında hayal kırıklığına uğradığım ikinci nokta ise kullanıcı profiliydi. Araştırmacıların ağırlıkta olmasını beklediğim bir entelektüel muhit beklerken daha çok devasa bir kozmopolit öğrenci kampıyla karşılaştım. İçindeki kafelerle birlikte kendine has sosyal hayatını da devam ettiren ve birkaç cadde ötedeki üniversiteli muhitlerin akademik kadirşinaslığa büründüğü garip bir terkibi keşfetmiştim.

Tabi ki lisansüstü öğrenciler için de kaçırılmayacak imkânlar yarattığını inkâr edemeyiz. El yazması eserler dahil olmak üzere çok kıymetli bir arşive sahip. Tespitlerim sadece, kuruluşu itibariyle çok daha önemli bir vizyonu taşıyan bu kurumun ve olanaklarının efektif bir şekilde değerlendirilmediğiyle alakalı. Kendimce akranlarıma veryansın ediyorum o kadar.

Gelgelelim Milli Kütüphanenin tarihçesine. Kuruluşuyla ilgili ilk çalışmalar 1946 yılında 15. Cumhuriyet hükümeti programında yer almıştır. Yurtdışına kütüphanecilik üzerine eğitim alması için gönderilen ilk öğrencilerden Adnan Ötüken 21 Aralık 1946 tarihinde Milli Kütüphane hazırlık bürosu şefliğine getirilmiştir. Bugün Kızılay’daki halk kütüphanesi de ismini bu beyefendiden almıştır. Hatta Adnan Ötüken Halk Kütüphanesi’nin bugünkü binası 1948 yılından 5 Ağustos 1983 tarihine kadar Milli Kütüphane olarak hizmet vermiştir.

Daha sonra ise devlet töreniyle günümüzdeki devasa binaya taşınmıştır. Milli Kütüphane’nin resmi statüsü de zaman içerinde değişiklikler göstermiş. Ülkemizde kanun ile kurulan ilk ve tek kütüphane olma özelliğini taşıyan kurum önceleri Milli Eğitim Bakanlığına bağlı bir tüzel kişilikti. Sonraki yıllarda Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlanan kurumun müdürlük olan statüsü de başkanlık düzeyine yükseltilmiştir. Uzun yıllar müstakil bir başkanlık olan statüsü 2018 yılında 1 No’lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile lağvedilmiştir. Halen Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğüne bağlı olarak faaliyetlerini sürdürmektedir. Ülkemizin tüm kurumlarının ve olanaklarının genç nesiller tarafından hakkıyla kullanılabilmesi temennisiyle. Umarız yakın zamanda Millet Kütüphanesinin de açılmasıyla birlikte akademinin, kültür ve sanat hayatının canlanmasına vesile olacak faaliyetleri görmeye devam ederiz.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.