Mihr’i Vefa

Takvim 1943 yılını gösteriyordu.
Prof. Dr. Süheyl Ünver, o yıllarda kütüphanelerde bulunan kitapları tek tek en ince ayrıntısına kadar bakardı. O yıl Köprülü Mehmed Paşa kütüphanesine fazlasıyla uğradığı yıllardan birisiydi. Bir gün Sultan Ahmed Camii’nden nakledilen yazma eserleri incelerken 97 numarada ve 846 (1442) Hicri yılında kopya edilmiş Gazali’nin İhya-el-Ulum nüshasının boş sahifesinde “Vakf-ı Hazreti Şeyh Vefa Rahmetullahi Aleyh” ibaresini gördü. Ve Mihr-i Vefa mührünü okuyunca mübarek el yazısını başka eserlerde de gördüğü Vefa Hazretleri ile karşılaştığını anlayınca birden ayağa kalktı.

Bu mühür ki tüm gençlerin bilmesi, bu mühürden anlam çıkarması gereken mühürlerin en önemlisi. Bu sebepten bu mührün anlam inceliklerine vakıf olmak gerekiyor. Bu mührün derin niteliğinin bizlere sergilediği önemli iki husus vardır.

Yani mühürdeki yazı iki şekilde okunabilir:

1) Mührü Vefa
2) Mihr’i Vefa


Birinci okunuş vefanın mührü anlamına geldiği için Süheyl Ünver bu terkibi ihtimal dahilinde görmez.

İkinci okunuş ise ihtimal dahilinde olan okunuştur. Mührünü kazdırmak isteyenlere Vefa Hazretleri böyle bir mesaj vermiş olmalıdır. Kendisi dünya işleri ile meşgul olmaz bu işlerini etrafındaki gönül eri insanlara yaptırırdı. Sürekli ibadet halinde ve aşk huzuruyla kendinden geçmekteydi. İlahi aşkın bu görkemli kalesi ondan hiç bitmeyen bir sancak taşımaktaydı. Fatih Sultan Mehmed döneminde onun mührü bir sanat eseri sayılmıştı. Bu sanat eserini okumak bu mührü taşımak deyim yerindeyse modaydı.

Mihr ‘i Vefa kavramına tekrar dönecek olursak;

Mihr kelimesi sevgi, dostluk, güneş gibi anlamlara gelecek şekilde kullanılır. Mihr’i Vefa kavramı ise edebi bir sanat olan iham yoluyla (birden fazla manası olan kelimeleri bir arada kullanma) farklı tamlamaları karşılar. Vefa Muhabbeti diyebiliriz. Vefa Güneşi diyebiliriz. Vefalı Muhabbet diyebiliriz. Vefakâr Sevgi de denilebilir. Bu birleşik manalardan Süheyl Ünver şaşalı cümleler çıkararak şu sonuçları çıkarır:

- Sevginin devamı sevilene ebedi vefalılık bağlarıyla bağlıdır.
- Vefalı sevgi payidar olur.
- Vefakârlar sever ve sevilir.
- Sevme ve sevilme vefakârlığı bir dünya lezzetidir.
- Vefa şiarının güneşi vefakarlıktır.
- Vefakâr insan hem yakındakilere hem uzaktakilere bir güneştir.
- Dünyada vefa yoktur deme, istersen vefa güneşinden feyz alarak ebediyen vefakâr olabileceğini unutma.

Bu mührün dış güzelliğiyle işte bu içinde barındırdığı derin vefa kavramları bir araya gelince ruhun alabileceği derin lezzetin kıvamı da artıyor. Bu ahlaki telkinler yabana atılmayacak cinsten. İşte
şiirdeki mahlası Vefa olan bu şair, İbnü’l-Vefa ya da Ebu’l-Vefa olarak tanınır. Ve ismini nadide İstanbul’umuzun bir semtine de bağışlamıştır. Üstadın adını verdiği ve onunla bütün olmuş vefa kavramından yola çıkarak adı koyulan semtin içinde vefa kavramını yaşatabilmek biz gençlere düşüyor. Vefa sadece bir semt adı diyerek ahlaki temellerimizden uzaklaştığımız bu çağda bizlere tam tersi bir görev düşüyor: vefa kavramını yaşatmak, göğsünde bir madalya gibi taşımak, gittiği her ortama vefa kavramını bırakmak, filizlenmesini sağlamak… Çünkü ömrü boyunca tüm dünyalık meşgalelerden uzak kalan Şeyh Vefa, yoksullara, düşmüşlere, arada kalmışlara yoldaş idi. Kendisinin bir şiirinde şöyle dediğini biliyoruz:

“Derviş olayım dersen
Hayrın bir ise binle
Vakti seherde inle
Pendi vefayı dinle

Derviş olayım dersen
Haram lokmayı yutma
Hiç kimseye kin tutma
Şeyh Vefayı unutma
Derviş olayım dersen”


İstanbul’un manevi sahiplerinden birisi olan Şeyh Vefa’ya Hak’tan rahmet diler, bugünkü gençlerin de vefakâr olmasını temenni ederim.

Kaynakça:

1) 1967, İslam medeniyeti dergisi.

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Mümine Gayret Yakışır

Takvim 1943 yılını gösteriyordu. Prof. Dr. Süheyl Ünver, o yıllarda kütüph...

Tıkayıcı Taş

Takvim 1943 yılını gösteriyordu. Prof. Dr. Süheyl Ünver, o yıllarda kütüph...

Teneffüs Öğrenciler İçin Bir Ara mı Yoksa Ders mi?

Takvim 1943 yılını gösteriyordu. Prof. Dr. Süheyl Ünver, o yıllarda kütüph...